Hayata dâhil olabilmenin kuralları

   Hayat bazen zor, bazen sıkıcı, bazen üzücü olsa da güzeldir... Önemli olan şey hayatın bizim için güzel olabileceğini kabul etmektir. Olumlu ya da olumsuz yönleriyle hayat, insanlara sunulan ve insanların kabul ettiklerinden oluşur. Hayatı yaşayarak, deneyimlerimizle öğreniriz ve öğrendiklerimiz hayatın bize sunduğu pastadan aldığımız bir dilim pay kadardır, daha fazlası değil… Hayatın özü bu pasta dilimine ulaşmak için verdiğimiz mücadeledir. Bu mücadelede başarılı olabilmemiz, mutlu ve sağlıklı kalabilmemiz aşağıdaki kurallara bağlıdır:

   Geçmişle barışın: Hayat yolunda yürürken bazen kendimizi adını koyamadığımız ama düşünmeden de

edemediğimiz olumsuz duygular içinde derin bir kuyunun dibinde hissederiz. Bizi bu korku, umutsuzluk ve

mutsuzluk kuyusuna itenin ne olduğunu görmemiz ve bulabilmemiz çok kolay olmaz. Oysa kuyudan çıkmak için

yapmamız gereken şey, geçmişe dair düşüncelerimizi değiştirmektir. Çünkü geçmişte yaşadıklarımız ne kadar kötü

ve olumsuz olursa olsun, geçmişimizle barışamadığımız sürece bugünümüzü ve geleceğimizi o kuyunun dibinde

yaşamak zorunda kalırız.    Geçmişte belki çok üzüldünüz, acı şeyler yaşadınız, sevilmediniz, değer görmediniz, kötü muameleye maruz kaldınız, ihmal edildiniz. Yaşadığımız olumsuz olaylardan dolayı aslında hepimiz biraz yaralıyız. Bazılarımız zaman içinde bu yaralarını tedavi ederken bazılarımızın yaraları ise hala kanamaya ve acımaya devam etmekte.    Geçmişten kurtulamıyorsanız pişmanlıklarınız ve suçluluklarınız vardır. Keşkeleriniz vardır. Kendinizi değersizleştirdiğiniz düşünceleriniz vardır. Geçmişten dolayı hissedilen bu duygular insanı çok yorar. Geçmişten kurtulamayanlar, patinaja girmiş araç misali oldukları yerde enerjilerini harcarlar ve ilerleyemezler. Geçmişi değiştiremeyiz ve unutamayız sadece duygusal etkilerini değiştirebiliriz.

   Geçmişte yaşadıkları noktasında insan kendisine “Ben yanlış bir insanım. Büyük hatalar yaptım. Benim yüzümden

oldu.” diye yüz binlerce kez tekrarlar. Kendinizle ilgili bir şeyi bu kadar tekrarladığınız zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkar: “Ben kötü bir insanım. Ben yanlış bir insanım”. Bu, insana sırtında taş dolu kocaman bir çuval

taşıyormuşçasına ağır gelir. Geçmişinizde hata yapmış olabilirsiniz ama kendinize şunu söylemelisiniz: “Ben

geçmişimde kötü şeyler yapmış da olsam iyi bir insanım. O gün öyleydi ve o günkü potansiyelim o davranışları

yapmamı sağlıyordu ama bugün olsa o şekilde yapmam, izin vermem”. Sonuçta hepimiz insanız ve hata yapabiliriz

bu çok doğal. Bu yüzden kendinize iyi davranın. Çünkü siz kendinize iyi davranmazsanız kimse size iyi davranmaz.

   İnsanların sizinle ilgili düşüncelerine takılmayın: İster kabul edin ister etmeyin çevremizdeki insanların bizimle alakalı düşüncelerine bir başka önem veririz. Bazen başarılarımızı, ilişkilerimizi, eşimizi, mesleğimizi, kazancımızı, kariyerimizi, kıyafetlerimizi, gittiğimiz mekanları hatta duygularımızı bile başkalarının gözünden görmeye ve onların onayını almaya çalışırız. “O ne der, bu ne düşünür” diye diye hayatımızı heba ederiz.

  Oysaki başkalarının sizin hakkınızdaki düşünceleri bir virüs gibidir. Bu virüs hayatı istediğiniz gibi yaşamanızı

engelleyebileceği gibi, başkalarına göre yaşamayı saplantı haline getirmenize yol açabilir. Başkalarının sizin

hakkınızdaki düşünceleri sizi, hayallerinizin peşinden koşmaktan ve kendi hayatınızı yaşamaktan alıkoyar. Hak

ettiğiniz hayat, başkalarının size uygun gördüğü değil, kendinize güvenerek, kararlı bir şekilde amaçlarınızın

peşinden gidip kendi yolunuzu çizdiğiniz, “Sizin Olan” hayattır. Kendinize her gün yaşadığınız hayatın size ait

olduğunu ve özel alanınıza başkalarını dahil etmek zorunda olmadığınızı hatırlatın. Unutmayın! Hayat da alacağınız

kararlar da edineceğiniz tecrübeler de yalnızca sizin!

   Kendinize zaman ayırın: Hayatımız, aile, iş, arkadaşlar, akrabalar ve sosyal çevre içinde devam eden bir

döngüdür. Bu döngü içinde, insan ilişkileri ve yorucu hayat koşusu nedeniyle çoğu zaman ruhumuzu ıskalarız.

Mutlu bir ilişki içinde olsak dahi kendi kedimize kalacağımız anlar yaratmak için yanıp tutuşabiliriz. Peki siz

hayatınızın neresindesiniz? Zorunlulukların haricinde yani hayatınızı devam ettirmek için yaptığınız şeyler

haricinde, bir sonuç ya da çıkar beklemeden kendiniz için en son ne zaman bir şey yaptınız? Çok eski bir hikayedir;

Meksika’daki İnka tapınağına çıkmak isteyen bir grup arkeoloğa birkaç yerli rehberlik etmektedir. Yolu hızlı bir

şekilde yarıladıktan sonra yerli grup yere oturup beklemeye başlar. Haliyle bu duruma Avrupalı arkeologlar

şaşırırlar. “Neden bekliyoruz?” diye sorduklarında yaşlı rehber şu cevabı verir; “O kadar hızlı yol aldık ki ruhumuz

geride kaldı, onu bekliyoruz”. Nefes almak için yaratacağınız bu boşluklar ruhunuzu yakalayacağınız önemli

duraklardır. Zaman, kaybettiğimizde yerine koyamayacağımız değerli bir hazinedir. Hayatımızdaki herkese ve her

şeye kendimize ayırmamız gereken zamandan ödün vermeden gerektiği anlarda ve gerektiği kadar zaman

ayırmak, bu hazineyi korumanın en iyi yoludur. Üstelik kendinize zaman ayırmak için kocaman ve pahalı şeylere de

gerek yok. Kısa zaman dilimlerinde size zamanı unutturacak minicik şeyler bile size iyi gelecektir.

   Mutlu edilmeyi beklemeyin: Herkes mutlu olmak ve güzel bir hayat sürmek ister. Fakat çoğu kişi mutluluğun başkasından gelmesini bekler. Başka kişiler tarafından mutlu edilmeyi beklemek, devamlı talep etmek zorunda kalmak ve verdiği kadarıyla yetinmek sizi yıpratır ve değersizleştirir. Mutluluk kendi elimizde. Sorumluluğu kendi üzerinize almalı, başkalarına yüklememelisiniz. Kendiniz dışındaki her şey daha iyi bir hayat elde etmenizi sağlayabilir fakat bunlar mutluluğu bulmanın aracı değildir. “Mutlu edilme bekleyişi” insanı bitmek tükenmek bilmez bir mutsuzluğa sürükler. Oysa mutluluk içsel bir iştir ve kişinin kendi içinden doğar. Kişinin mutluluğu, mutlu olmayı istemesiyle değil, mutlu olmayı becerebilmesiyle mümkündür.

   Hayatınızı başkalarının hayatlarıyla karşılaştırmayın: Her zaman sizin sahip olduğunuz şeylerden daha fazlasına ve daha azına sahip olan insanlar olacaktır. Hepimizin şartları aynı değil ama şartlarımıza göre mutlu olmamız mümkün. Hayatımızı başka hayatlarla karşılaştırmak gereksiz enerji tüketiminden başka bir şey değildir. Çünkü herkes kendi hayatının kendi koşulları içinde yaşar. Kişinin kendi hayatını başkalarının hayatlarıyla karşılaştırması, kendi koşulları içinde başkasının hayatını yaşamaya çalışarak mutsuz olmasına sebep olur. Asıl yapılması gereken kişinin kendi koşullarını kendisi için en iyi şekilde değiştirmeye çalışmasıdır.

   Hayallerinize aşık olun ama bunu saplantı haline getirmeyin: Hayallerinize aşık olun ama karşılık bulamadığınız zaman yolunuza devam edin. Her şeyi yapamazsınız, her şeyi başaramazsınız. Başarmanız da gerekmiyor zaten. Hayatın size sunduğu seçenekleri değerlendirip yolunuza devam etmeniz gerek yoksa yıllar boyu olduğunuz yerde takılı kalabilirsiniz.

   Bazen hayatta işleriniz çok ters gider, iflas edersiniz, maddi manevi kayıplara uğrarsınız. Nasıl böyle bir şey

yaşarım, ben bunları hak edecek ne yaptım diye kendinizi yersiniz. Belki de kendinizi hayata kapatırsınız ve o

problemli alanlara takılır kalırsınız yıllar boyunca. Sorunları kabullenici yaklaşıp onlarla boş yere savaşmak yerine buna harcayacağınız enerjiyi sorunların çözümüne harcayabilirsiniz. Unutmayın kabullenmek, huzurun en büyük anahtarıdır.

YORUM EKLE

banner75