Hayatın gerçekleri ve anlamı

   Hayatımız, hızlı bir şekilde akıp gidiyor. Kendimizi bildik bileli bir koşuşturma ve telaş içindeyiz.
   Önce okul yıllarında dersler, sınavlarla geçen uzun yıllar. Sonrasında iş bulma ve iş seçme arayışları. İş hayatında yaşanan başarılar, başarısızlıklar, hüzünler, mutluluklar.
   Sonra eş seçimi ve çocukların da gelmesi ile ailenin büyümesi ve çekirdek aile içinde çocukları büyütme, yetiştirme, eğitme çabaları ve arayışları ile hayatın önemli bir bölümünün geride kalması.
   Daha sonra ömrümüz varsa, çocukları evlendirme, torunların da gelmesi ile ailenin daha da genişlemesi. Emeklilik yıllarına ulaşılması ile daha rahat ve stresten uzak bir yaşam hayali.
   Ekonomik sorunlarınız devam ediyorsa, onları çözmek için mücadele verme, bu arada, yetişkin birer kişi olsalar da, çocukların sorunlarına yardımcı olmaya devam etme alışkanlığı. Ayrıca, torunların her şeyiyle ilgilenme için duyulan sorumluluk ve aşırı istek.
   Bu ülkede yaşayan insanlarımızın aşağı yukarı böyle bir yaşam serüveni içinde olduğu herkesin bilgisindedir. Tabii ki, böyle bir hayat içinde debelenirken, insanlarımız kendileri için de, mutlaka bir şeyler yapmalıdırlar.
   Elbette, kendi ilgi alanları ve onları mutlu eden şeyleri yapmaları en güzeli ve doğrusudur. Fakat, bunu başarabilen kişi sayısı ne kadardır? Çoğunlukta mıdır? Yoksa, çok az bir kitle mi bunu başarıyor?
   Yukarıda bahsettiğim konular ve hayat biçimiyle ilgili olarak dünyanın en başarılı ve zengin insanlardan birinin bu konulara bakış açısını yazımın devamında okuyabileceksiniz.
   2011’de, 56 yaşında hayatını kaybeden, Apple Computer’in kurucu ortağı ve yöneticisi, bilgisayar endüstrisinin liderlerinden Steve Jobs’ın bir vasiyet niteliğinde olan ve son yazısı olduğu belirtilen hayata dair düşüncelerini bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. İşte o yazı:
   “İş yaşamında büyük başarılara ulaştım. Kimilerinin gözünde yaşamım başarının simgesi, fakat işin dışında çok az neşem oldu benim. İşin sonunda zenginliğim alışmış olduğum hayatın bana getirdiği tek gerçeklik. Ölümle yüzleştiğim şu anda, yatağımda uzanıp hayatımı gözlerimde canlandırırken, fark ettim ki gururlandığım bilinirliliğim ve servetim ölümün karşısında ne kadarda anlamsızmış.
   Arabayı kullanmak için, size para kazandırması için birilerini işe alabilirsiniz ancak hastalığınızı taşıması için kimseyi işe alamıyorsunuz. Kaybedilen maddesel şeyler bulunabilinir ya da yerine başkası konur fakat kaybedildiğinde bulunamayacak ya da yeri dolmayacak tek şey var oda “Yaşam.” Şu an hayatınızın hangi sahnesinde olursanız olun, zaman ile, o sahne perdesinin kapanması ile yüzleşeceksiniz.
   Ailenize, eşinize, arkadaşlarınıza çok kıymet verin ve sevin. Kendinize iyi davranın ve insanlara değer verin. Yaşlandıkça ve umut ediyorum akıllandıkça fark ediyorsunuz ki 300 dolarlık saatte 30 dolarlık saatte aynı zamanı söylüyor. İç huzurun bu tarz şeylerle elde edilmediğini anlıyorsunuz. İster first class ister ekonomi uçun bilin ki o uçak düşerse sizde düşeceksiniz.
   O yüzden umut ederim ki şunu anlarsınız; kahkaha attığınız, sohbet ettiğiniz, şarkılar söylediğiniz, kuzeyden, güneyden, doğudan, batıdan, cennetten ve dünyadan konuştuğunuz ahbaplarınız, dostlarınız, eski arkadaşlarınız, erkek kardeşiniz, kız kardeşiniz varsa bilin ki gerçek mutluluk bu. Çocuklarınızı zengin olması için eğitmeyin, onları mutlu olmaları için eğitin. Böylelikle büyüdüklerinde her şeyin fiyatını değil değerini bilirler. Yemeğinizi ilacınız gibi yiyin aksi halde ilacı yemek yerine yersiniz.

   Sizi seven kişi sizi asla bırakmayacaktır. Bırakmak için yüzlerce neden saysa da mutlaka sizde kalmak için neden bulacaktır. Bilin ki insan ile insan olabilmek arasında çok büyük fark var ve bunu anlayan çok az insan var. Doğduğunuzda sevildiniz ve ölürken de sevileceksiniz. Bu arada kalan zamanı başarmak zorundasınız.
   Hayattaki en iyi altı doktor güneş ışığı, dinlenmek, egzersiz yapmak, sağlıklı yemek, kendine güven ve arkadaşlar. Bunları hayatınız her evresinde muhafaza edin ve sağlıklı bir ömrün tadını çıkarın.”
   Steve Jobs’un yazısı bu. Sanırım bunu okuyan hemen hemen herkes çok doğru noktalara değindiğine hem fikirdir. Ama, kaçımız bunları kendi hayatımızda gerçekleştirebiliyoruz? Esas mesele de budur sanırım.
   Hayatta, keşke dememek için, mutlaka içimizden geçen ve yapmak istediğimiz şeyleri ertelememeliyiz. Hep daha sonra yaparım dememeliyiz. Hayatın bütününün, yaşadığımız küçük küçük anlardan oluştuğunu unutmamalıyız.
   Aslında, geçmişin takıntıları ve geleceğin bilinmezliği ve beklentilerinden sıyrılıp, şimdi yaşadığımız dönemin gerçekliğini kavrayıp, ona göre yaşayıp, tadını çıkarmalıyız. Keşke dememek için, kendimize, ailemize ve arkadaş ve dostlarımızla daha fazla zaman geçirip, mutlu olmanın yollarını aramalıyız.
   Zaman hızla akıp gidiyor, hayatı kıyısından yakalamak ve keyifli anları biraz olsun çoğaltabilmek bile, büyük başarı...

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104