Hayatta her şey bir tohumla başlar

   Hem iyilik, hem de iyiliğin yayılması için mücadele eden bir neslin torunlarıyız.

   Malını, gönlünü, hatta ömrünü vakfeden, insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır, düsturu üzere mücadele eden bir nesil düşünün. Hayır işleri için sadece mallarını değil, gönüllerini ve ömürlerini dahi ortaya koyabilen ferasetli bir nesil...

 engellilere, hastalara, yaşlılara, öğrencilere, evlenecek gençlere ve tüm ihtiyaç sahiplerine destek olmak isteyen, okul, hastane, çocuk parkı, cami gibi toplumsal hizmet alanları oluşturmayı hedefleyen,

çevreyi, sokak hayvanlarını, hatta göçmen kuşları düşünen binlerce  gönlü güzel insanı aynı yolda buluşturan yüce bir aşktır vakıf medeniyeti.

Rivayete göre Hazret-i İbrahim, sürülerini satarak geniş bir arazi alır.

Aldığı bu araziyi de müslümanların istifadesine sunar. Ve böylece vakıf, Hazret-i İbrahim ile başlamış olur.

Türkiye'de ilk vakıf senedi Halil İbani tarafından 1048 yılında Erzurum Pasinler'de yazılmıştır. Osmanlılar döneminde vakıflar giderek yaygınlaşır ve böylece hayır işleri daha sistemli bir yapıya erişir.

Vakıf medeniyetinin temelleri de işte bu yönde atılmış, her geçen gün daha da güçlenmiştir.

Osmanlı vakıf medeniyeti ile yoğrulmuş olan Kıbrıs adası ise tam 2222 adet vakfa ev sahipliği yapmaktadır.

Kıbrıs'ta kurulan ilk vakıf da son vakıf da bir kadın eliyle olmuştur. Kadının vakıf medeniyetindeki önemini ortaya koyan bu detayın Kıbrıs adasının tarihsel değeri açısından da son derece dikkat çekici olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca vakıf medeniyetinin öne çıkan bir niteliği de sadece müslümanlara değil, tüm insanlığa hizmet edebilme anlayışıdır.

   Günümüze gelindiğinde ise Kıbrıs Vakıflar İdaresi, yürüttüğü hassas çalışmaları ile vakıfların amacına hizmet etme gayesini yeniden canlandırdı.

Tarihin tekerrürü yanıt bulmuş, ihtiyaç sahiplerinin kimsesiz kalmaması ve vakıf medeniyetinin canlanması için kutsal bir mücadele yürütülmeye başlanmıştır.

Biz de bizden sonraki nesillere bir şey bırakmak istiyorsak, ecdadımızın bize göstermiş ve öğretmiş olduğu vakıf medeniyetinin yaşatılması için imkanlarımız ölçüsünde elimizden geleni yapmak durumundayız.

 Çok basit bir örnek ile konuyu  daha da somutlaştırmak istiyorum. Çevremizde yer alan ağaçların birçoğu ecdadımızın eseri değil mi?

O halde  bizim de yarınlara emanet edeceğimiz eserlerimiz neden olmasın? İyi bir evlat, iyi bir insan, iyi bir çevre, iyi hizmetler ve iyiye, iyiliğe dair ne varsa bırakabilmeliyiz yarınlara...

Unutulmamalı ki hayatta her şey bir tohumla başlar...

YORUM EKLE

banner107

banner75

banner108