Hortlayan toplumsal yamyamlık

Hep değindiğimiz gibi Kıbrıs Türk halkının en önemli özelliği olmuş “toplumsal yamyamlık”. Toplumda kendinden olanı yeme, tüketme.
   Son zamanlarda bakıyoruz bu toplumsal sapkınlık şiddetlendi. Acımasızca, çoğu zaman şiddetle ve nefretle birbirimize saldırıyoruz.

 

SILA 4- CSO
 

KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, kalan 2 üyesi ile SILA 4 konseri verdi. Bulunma fırsatı buldum.
   Konseri başlangıcından son anına kadar büyük bir mutlulukla, Kıbrıs kültürüne olan hasretle izledim.
   Kıbrıs Türk müziğinin mihenk taşı olan bu grubun ortaya koyduğu toplumsal değer ve etki derecesi bugün bile aşılabilmiş değil.
   CSO’yu oluşturan, o genç müzisyen arkadaşların gözlerindeki ışıltı ile müzik yapmaları, o mutlulukları dünyaya değerdi.
   Yurt dışında ciddi yerlere gelmiş usta müzisyenlerin bu orkestrada görev almak için adaya dönmelerinden duydukları memnuniyeti hissettik.
   Salon doldu taştı. SILA 4 ve CSO dakikalarca tezahüratlar eşliğinde ayakta alkışlandı.
   Kendi adıma muhteşemdi.
   Konser bittikten sonra yamyamlık başladı.
   Sıla 4 tartışılmadı, genç müzisyen değerlerimiz tartışılmadı, usta müzisyenler tartışılmadı.
   Kültüre sahip çıkılması tartışılmadı. Bunlara verilen emek tartışılmadı.
   Ne tartıştık?
   CSO’yu kim kurdu, kurana değinildi mi değinilmedi mi?
   Yukarıda sayılanların yanında önemi ne?
   Yok oluyoruz diyoruz…
   Toplum olarak çözülüyoruz diyoruz…
   Bırakın yenilerini üretmeyi, mevcut kültürel değerlerimizi bile koruma acizliğindeyiz diyoruz.
   Bu acizlik nedeni ile toplumsal bütünlüğümüzü kaybettik diyoruz.
   Toplumsal fayda en önemlisi diyoruz.
   Böyle bir etkinlikte öne çıkan unsura bak… Toplumsal yamyamlığın dik alası.
   Yamyamlığa devam. PARK KAVGASI.
   Pislik içinde yüzen, trafiği insan çıldırtan, orta çağ kentlerinden farksız bir Lefkoşa’da yaşıyoruz. İnsanlarımız yürüyüş yapmak için Güney Lefkoşa’ya geçiyor. Yürüyor, bisiklet sürüyor, vakit geçiriyor.
   Bir şehrin en önemli simgesidir şehir parkları.
   2014 de bir proje yapılıyor. 2019 itibarı ile çivi bile çakılmıyor. Kimsenin çakmaya niyeti de yok. Girişim yok, niyet yok, arayış yok.
   Şehir parkı tekrar gündeme geliyor. Katkı koyabilecek, ilgisi olan tüm kurumlar toplantıya çağırılıyor. Ortaya niyet ve olasılıklar koyulacak.
   Henüz ortada ne fol var ne yumurta. Fikir aşaması.
   Aynı yamyamlık başlıyor. An itibarı ile bu proje için kılını kıpırdatmayanlar toplantı anında ve sonrası çıngar çıkarıyor. Toplantı detaylarını basına sızdırıyor.  İçinde olduklarımız yetmezmiş gibi kurumlar arası, kriz.
   Tartışma büyük,
   “Proje sizin miydi, bizim miydi?”
   “İlk projeyi yapana değinildi mi değinilmedi mi?”
   Tamam da benzer projeler iki toplumlu projeler olarak da uluslararası kurumlar düzeyinde bir çok kez gündeme geldi. Onlar da mı mızmızlanacak şimdi.
   Yer yerinden oynuyor. Eleştirilerin haddi hesabı yok.
   On günlerin popüler deyimi ile proje başlamadan mundar edildi.
   Yine toplumsal faydayı, toplumsal ihtiyacı sorgulayan yok.
   Doğrudur. Her iki olayda da projeleri başlatanlara değinmek gerekirdi. Hakları varsa haklarını teslim etmek gerekirdi. Ben olsam öyle yapardım.
   Ama çıkan fırtına ile önem derecesi orantısız.
   Maksat siyasal ve ekonomik çıkar uğruna yamyamlık yapmak.
   Başbakan bir etkinlikte çıkıp 3-5 dakika halk dansı yapıyor. Hepimiz hoş oluruz.
   Yamyamca gelen tepki; Başbakan bu ekonomik krizde dansözlük yapıyor.
   Dış İşleri Bakanı gidiyor, dünyada yapabildiğince temas kurmaya, bu ülkeyi anlatmaya çalışıyor, ülke çıkarlarını korumaya çalışıyor…
   Yamyamca gelen tepki; Bakan eften püften görüşmeler yaparak iş yaptı gösteriyor.
   Onlarca örnek gösterilebilir.
   İşin özü:
   “BİRBİRİMİZİ YİYEREK, TÜKETEREK YANİ TOPLUMSAL YAMYAMLIK YAPARAK YOK OLUYORUZ”
   Yalanlarla yaşamaya alıştık, “hükümette sorun yok”, “protokolde sorun yok”, “elektrikte sorun yok” “hatta ekonomik kriz bile yok”. Her şey çok güzel. Devam et ülkem…

 

YORUM EKLE