Hoşgörüsüzlük bu ülkeye yakışmıyor

Bazı çağdaş ülkelerde genel olarak hakim olan “hoşgörü”den, oralarda yaşayan ya da geçici bulunup ülkemize dönen vatandaşlarımız tarafından hep hayranlıkla söz edilir.

Bir başkasının ne yaptığı, nasıl giyindiği, nasıl bir araç kullandığı, cinsel tercihi, hayata bakış açısı, sokaktaki davranışı bir başkasını hiç ilgilendirmemektedir. Oralarda fikir özgürlüğü vardır, gazeteler, gazeteciler daha özgürdür, yönetenlere karşı yapılan eleştiriler, onları mizaha malzeme etmek olay olmamaktadır, linç edilmeye vesile değildir.

Özellikle devletlerinin de “halkının mutluluğunu” düşündüğü insan odaklı yönetimleri ile dikkat çeken İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde, hatta Kuzeybatı Avrupa ülkelerinde hem insanlar mutludur, hem de hoşgörü hakimdir.

Tutuculuğun olduğu, toplum baskısının hissedildiği, “ne diyecekler” düşüncesinin hakim olduğu, özgürlüğün olmadığı ülkelerde halk da mutlu değildir. Baskılardan arınmamış bir ülkede mutluluk da olmaz…

Düşünce özgürlüğünün, basın özgürlüğünün olmadığı, devlet baskısının hissedildiği ülkelerdeki insanların, Kuzey Avrupa ülkelerindeki ya da Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda gibi ülkelerdeki kadar mutlu olması beklenemez.

Dünyanın en mutlu ülkeleri arasında değiliz, mutluluk ve özgürlükte yukarıda sözünü ettiğim ülkelerin seviyesine ulaşmamız çok zor ama “mevcut durumumuzu” da kaybetme tehlikesi içindeyiz.

Yani çok daha iyisini istiyoruz ama Kıbrıslı Türkün zaten kendine özgü bir hoşgörüsü de vardı, o da zedelenmeye başladı, olanı da kaybetme riski yaşıyoruz.

Maalesef, tutuculuk ve hoşgörüsüzlük ithal ediyoruz, “korku kültürü” üzerimizde hakim olmaya başladı ki bunlar hoş şeyler değildir.

Afrika Gazetesi’ne yönelik linç girişimi son yılların en büyük “hoşgörüsüzlük” örneğidir, korkutucudur. Öfkeye hakim olunamaması ve bazı insanların meclisin çatısına çıkılması da…

Halen ülkede ciddi bir cinsiyetçi bakış açısı, halen homofobi var, bu konularda ileriye gideceğimize toplumun bir bölümü daha da geriledi. 21’inci yüzyıldayız ama bazı kesimlerin kadına bakış açısı halen çağ dışıdır, kadına şiddet gittikçe artmaktadır.

Karikatürler, fotomontajlar “siyah çelenklerle” protesto edilmektedir, sosyal medyada bu konuda karikatürü çizen sanatçı da yayınlayan gazeteler de adeta linç edilmektedir.

Kimisi “Kıbrıs’ta çözüm istemeyi” suç saymakta, Rumculuk olarak nitelemektedir, kimisi Türkiyeli yetkililere yapılacak bir eleştiriyi dünyanın en ayıp ve en yasak şeyi olarak göstermeye çalışmaktadır, kimisi devlete eleştiri yaparsanız size “Git Rum tarafında yaşa” demektedir, kimisi dinsiz/ kâfir avına çıkmaktadır…

Bunların üzerinde bir de ülkemizde “ırkçılık” artmaktadır. O Kıbrıslı Türk ki hoşgörüsü kimilerince “umursamazlık” diye nitelendirilirdi, şimdilerde bir de ırkçı oldu.

Yoğun olarak yabancıların sebebiyet verdiği bazı suçlar nedeniyle vatandaşlarımız, çok yanlış bir şekilde genelleme yapıyor, tüm yabancıları aynı kefeye koyup kötü davranıyor. Süratle bu bakış açısından, bu anlayıştan sıyrılmalıyız, bize yakışmıyor.

Günlük yaşamımızda da kimse kimseyi çekemez hale geldik, takdir etme özelliğimizi kaybettik, sürekli olarak kötüleme, hor görme alışkanlığı edindik. Aynı camia içindeki insanlar bile birbirini çekemiyor. Tahammülsüzlük ve öfke, hayatın her alanına sirayet etti.

Bu arada başararak, hakkımızla bir yere gelmek yerine birilerini kötüleyerek, gammazlayarak ulaşmaya çalışıyoruz.

Bazı kötü alışkanlıkları ithal ettik doğrudur ama daha fazla bozulmamalıyız. Hoşgörüsüzlük bu ülkeye yakışmıyor… Korku kültürü, sinmek, korkmak, susmak da bize göre değil.

Her platformda hoşgörüyü ve özgürlüğü sonuna kadar talep etmeliyiz. Tabii bunları talep ederken biz de en mikro düzeyde dahi başkasına karşı hoşgörülü ve özgürlüklere saygılı olmalıyız.

Hoşgörünün ve özgürlüklerin olmadığı ülkelerde mutluluk da olmaz refah da…

 

 

YORUM EKLE