İhracat ve üretim için en büyük eksik devlet politikasıdır

Doğru üretim paralelinde kaynakların etkin kullanımını öngörür.

Geçtiğimiz haftaki yazımda, ihracatın ülkemiz ekonomisi içindeki payının olması gereken seviyenin çok altında olduğunu işlemiştim.

İhracatın geliştirilmesi, faydadan öte, dengeli bir ekonomik yapı için bir gereksinim olduğuna olan inancımdan, konuyu daha da açarak inceleme ihtiyacı hissettim.

Bugüne kadar birçok konuda olduğu gibi, devletin kapsamlı bir ihracat politikasının olmayışı, geçen zamanda gelinen nokta ve kat edilen mesafenin sağlıklı değerlendirilebilmesi önündeki en büyük engel.

Doğal kaynaklar (ham madde ve toprak), emek (iş gücü), sermaye (milli servet) ve girişim (teşebbüs) üretimin temel faktörleridir.

Ürettiğiniz servis veya bitmiş ürün, bu temel faktörlerden yola çıkarak elde edilir.

Ülkemiz doğal kaynakları için, zengin kaynaklara sahip bir ülke değerlendiresinde bulunmak fazla iyimserlik olsa da, bu durum kaynak yoksa üretim yapılamaz sonucunu da doğurmaz.

Bu noktada doğru yöneliş, doğru kazancı getirir.

Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi konjonktür ne olursa olsun, şartlarımıza uygun yeni bir ekonomik planlama ile birlikte, üretim ve ihracat planlamasının olması bizim için bir zorunluluktur.

Bütün teşvikler tekrardan gözden geçirilmeli ve kaynakların üretime giden yoluna, katma değerine göre teşvikler verilmelidir.

Yazılarımda ülkemizdeki sağlıklı veri yetersizliğine sürekli değiniyorum.

Ulaşılabilen kaynaklarla Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Doğu Akdeniz Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nden Dr. Yenal Süreç ve Lefke Avrupa Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Fehiman Eminer’in hazırladığı 2019-2020 Rekabet Edebilirlik Raporu’nu yayınladı.

Arzu edenler rapora www.ktto.net adresinden ulaşabilir.

Raporun erişilebilirliği olan veri oranında hazırlanıldığını incelediğiniz zaman kolayca anlamanız mümkün.

Raporun akademik akılla, bilimsel yöntemler kullanılarak ve en önemlisi tarafsız bir gözle hazırlanmış olması benim açımdan değerli. Rapora göre KKTC, rekabet edebilirlik sırasında 141 ülke arasında 107. sırada. Listede bizimle yakın coğrafyada olan ve benzer coğrafik özellikleri taşıdığımız Güney Kıbrıs 44, Malta ise 38. sırada.

KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na bağlı Ticaret Dairesi verilerini incelediğimizde karşımıza çıkan tablonun, içinde bulunduğumuz ekonomik yapının, yanlışlığını ifade etmekten başka izahı yoktur.

Verilere göre, 2020 yılı ocak-aralık dönemi ithalatı, bir önceki yıla oranla %22.3 düşüş göstererek 1,220 milyar dolar olarak gerçekleşirken, ayni dönemin ihracat rakamı ise, %27.7 artışla, 101 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalatın, ihracatı karşılama oranı %8.27,  ihracatın GYSİH’ye oranına bakıldığında ise %42.5, ithalat tarafında ise %3.5 oranını görüyoruz.

Yakın ve kıyaslama kolaylığı açısından, Güney Kıbrıs’ın oranlarına baktığımızda ise, 2019  yılı için toplam ihracatın 3,146  milyar dolar olduğunu, aynı dönemde toplam  ithalatın 8,235 milyar dolar, ithalatın ihracatı karşılama oranının %38.2, İhracatın GYSİH’ye oranına bakıldığında  %33, ithalat tarafında ise %12.6 oranını görüyoruz.

Aşağıda, rapordan alınan tabloda süt ürünlerine, 2015-2018 yılları arasında verilen teşvikleri görebilirsiniz.

Yıl                                                            2015       2016  2017  2018

Değeri ($)                                            49,695,473           49,374,851          43,478,776          42,933,608

Süt Ürün Destekler ($)      33,317,259       26,708,108          23,696,930           23,969,352

İhracat Miktarı (kg)                          11,078,919          11,503,757          10,752,154          10,533,145

Fiyat/ Kilogram                    $4.49                   $4.29                    $4.04                    $4.08

Fiyat Destek Oranı                            67%                       54%                       55%                       56%

Tablodan da görülebileceği üzere, ihraç edilen ürünlerin yarıdan fazlası devlet kasasından destek olarak çıkıyor.

Hangi tarafından bakarsanız bakın, tarladaki üründen, hayvanına, mazotundan bitmiş süt ürününe kadar a’dan z’ye bu oranlarla teşvik, hiçbir mantıklı akılla izah edilemez ve sürdürülebilir değildir.

Eğer mantık, satılan orta doğu ülkeleri vatandaşları bizim vatandaşlarımızdan ucuza hellim yesin ise, bu da benim mantığıma uymuyor.

Yakın zaman önce kaybettiğimiz ünlü ekonomistimiz Ünal Akifler, ihracat teşvikleri ile ilgili ‘Bu ürünleri, Mağusa Limanı’nda döksek daha az zarar ederiz’ demişti. O günden, bugüne, değişen bir şey yok.

Teşvik verilirken suistimal edilebilecek noktalar iyice gözden geçirilmelidir.

Yoğun ticari ilişkilerimizin olduğu Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasında, iki ülkede, ayni sahipli şirketlerin, çift yönlü teşviklerin suiistimal edilebileceğine yönelik açıkların oluğu,  kimi tam bitmemiş ürünlerin, Türkiye’ye ihracında KKTC teşviklerinden fayda sağlarken, Türkiye’de son halini alıp, tekrar KKTC’ye ihraç edilirken, bu kez Türkiye Cumhuriyeti teşviklerinden faydalanabileceği, bizim ise kendi kaynaklarımızdan ürettiğimiz ürünümüzü, fahiş fiyatlarla tüketebileceğimiz durumların mevcut sistemin açıkları arasında olduğu bilinmekte.

Bir işi yaparken, başarı ölçüsü, ne kadar girdi ile, ne kadar getiri elde ettiğinizdir.

Bu yüzden tüm ekonominin yeniden planlanması şartı, ekonominin büyük bir parçası olan  üretim ve ihracat için de geçerlidir.

Hazırlanmak istenen eylem planı bu gerçekliklerden yola çıkılarak hazırlandığı oranda başarılı olur.

Yeniden yapılanma ancak doğru hedeflere yönelerek gerçekleşebilir.

İzahı olmayan plansızlık ve harcama zarardan ve vakit kaybından başka sonuç doğurmaz.

İhracat ve üretim için en büyük eksik devlet politikasıdır.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75