“İhtiyar balıkçı” ve Kıbrıs Türkü / Salih S. Soner

   1974 fiili durumunun bize sağladığı maddi ve manevi olanaklarla bir umut ve güven patlamasının coşkusuna kapılmıştık… O günleri çok iyi anımsayanlarımız halen hayattadırlar…  Getto yaşamından kurtulan halkımız, Doğu Akdeniz’de bir İsviçre yaratma düşlerinin sarmalındaydı… Neden İsviçre?... Çünkü İsviçre, gözümüzde kalkınmışlığın, çağdaşlığın, mutluluk, refah ve huzurun simgesi gibiydi…
   İşte “Küçük İsviçre” düşlerini de bu beklentilerimize kapılarak kurmaktaydık… Evet, Doğu Akdeniz’de küçük bir İsviçre yaratabilme adına elimizde yeterli olanak ve kaynak vardı artık o uzun felaket yıllarımızdan sonra… Oysa,  aradan 48 yıl geçtikten sonra şimdi bir durun ve şu andaki hazin durumumuza bir bakınız!.. Ele geçirdiğimiz olanakları da, kaynakları da, umutları da sıfırlamış durumdayız… Bunun sorumlusunun kim olduğunu görebilmemiz için aynaya bakmamız yeter…
                                          ***
   Bazı başyapıtların klasikleşmesi elbette ki boşuna değildir… Edebi klasik odur ki, yaşamın gerçeklerini çağrıştıran özgün mesajları, her daim geçerliliğini korur… Kıbrıs Türkü’nün Doğu Akdeniz’deki bu hazin öyküsü de, Ernest Hemingway’in “İhtiyar Balıkçı ve Deniz” adlı başyapıtında anlatılan o Okyanus öyküsüyle örtüşmeye başladı işte…
   İhtiyar Balıkçı Santiago’nun öyküsü Küba adasında, Kıbrıs Türkü’nün öyküsü ise Kıbrıs adasında geçer… Santiago’nun denize açılıp o çok sıkıntılı yoksul döneminde yakaladığı devasa kılıç balığını büyük umutlarla sahile çekerken başına gelenler, Kıbrıs Türkü’nün de başına gelmiş gibi görünüyor şimdi…
   Dokunalı öykü tabii ki çok ünlü… İhtiyar Balıkçı Santiago’nun köhne teknesinin yedeğine aldığı devasa kılıç balığı sahile kadar sürecek olan deniz yolculuğunda köpek balıklarının saldırısına uğrar… Sahile ulaşıldığında ise o devasa kılıç balığından geriye kalan sadece devasa, işe yaramaz bir balık kılçığından başka bir şey değildir…
                                  ***
   Bu adada yıllar boyu felaket boyutlu sıkıntıların içinde yaşayan Kıbrıs Türkü de hayatının devasa balığını en nihayet 1974’de yakalamıştı… Savaş sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta kalan ve sahipleri tarafından terk edilen servet ve kaynaklar tıpkı ihtiyar balıkçı Santiago’nun Okyanus’ta yakaladığı o umut balığına benziyordu…
   Gelin görün ki, Kıbrıs Türkü yakaladığı bu umut balığını bir yerlere taşırken yavaş yavaş yitirdi, elinden kaçırdı… Çeşitli nitelikteki köpek balığının saldırısına uğrayan bu av lime lime edildi ve geriye işe yaramaz bir servet ve kaynak iskeleti kaldı…
   Kıbrıs Türkü’nün 1974 balığını lime lime parçalayıp midesine indiren köpek balıklarını teker teker isimlendirecek olursak, bunları basiretsizlik, beceriksizlik, hak yiyicilik, liyakatsizlik, nemelâzımcılık, doyumsuzluk ve sorumsuzluk olarak sayabiliriz…
                                  ***
   Ve şimdi, karanlık kaosa dönüştürdüğümüz bir ortamda, Kübalı ihtiyar balıkçı Santiago gibi yeni bir talihin arayışları içindeyiz… Bir talih arayışı içindeki Santiago’nun tiradı şöyledir:
   "Talih satıldığı bir yer varsa gidip biraz satın almak isterdim. Peki, neyle alacağım? Yitmiş bir zıpkın, kırılmış bir bıçak, işe yaramayan iki elle mi? Neden olmasın ama? Seksen dört gününü vererek onu satın almak için çalışıp çabaladın. Neredeyse alıyordun da. Nen var senin? Bu aptalca düşünceler de neyin nesi? Talih öyle bir şeydir ki herkesin karşısına bin bir değişik şekilde çıkar da tanımaz onu insan. Onu tanımak için biraz sağduyulu olmak gerek."
   Bin bir değişik şekilde görülebilen talih acaba Kıbrıs Türkü’nün karşısına yeniden çıkar mı kaybettiği o devasa balıktan sonra?..
                                  ***
   SALİH SUPHİ SONER:  Başkent Lefkoşa’nın saygın iş insanlarından, Lefke kökenli değerli eczacı kardeşimiz Salih Suphi Soner’i yitirmek yeni sarsıcı acımız oldu… “Konak Eczanesi”nin sahibi Salih Bey’le 1970 yılı başlarındaki mücahitlik hizmetlerimiz sırasında tanışmış ve o günden bu yana sağlam bir dostluğun temellerini atmıştık… Bir eğitim sırasında bana tokalaşmak için elini uzattığında kendini şu sözlerle tanıtmıştı: “Ben Ümit Süleyman Onan’ın kayınbiraderi Salih Suphi… Eniştem bana sizden çok söz eder…”


   Beyefendiliğin ve aydın olabilmenin tüm asil özelliklerini benliğinde toplayan Salih Bey’in toplum tarafından bilinmeyen dehası çok iyi ve çok kaliteli bir müzik insanı olmasıdır… Ama bu bilinmezliğin tek sorumlusu da kendi mütevazı eğilimleridir… Bu dehasının teşhir edilmesini asla istemez, müzik yaşamını çok sevdiği ve güvendiği dar bir dost grubu çevresinde sürdürürdü… Eczacılık eğitiminin yanı sıra köklü bir müzik eğitimi de almış olan Salih Suphi Soner, bestelerini ve müzikle ilgili anılarını büyük bir titizlikle hazırlayıp bastırdığı ve okka basan ciltli kitabında toplamıştı… Beni Saray Otel karşısındaki püfür püfür parfüm kokan eczanesine davet ederek o kitabı kendine özgü kibarlığıyla takdim ettiğinde şu ricada bulunmuştu: “Bu eserimin senin gibi değer bilen, kültürümüze duyarlı bir dostumun kitaplığında bulunmasından mutluluk duyacağım. Ama sakın gazetecilik adına tek kelime yazmayasın, sana çok kırılırım...”
   Huyunu çok iyi bildiğimden ne kitabına dair ne de müzik çalışmaları hakkında tek satır yazmadığım... Evime gelen pek çok konuğumla defalarca incelediğim o çok değerli, notalar, besteler, güfteler ve fotoğraflarla yüklü siyah – beyaz müzikal cildi bir süre önce genç öğrencilerin de yararlanabilmesi adına YDÜ kütüphanesine verdim… Bir fırsatını yakalayıp bu icraatımı kendisine açıklamayı düşünürken, ne kadar acıdır ki elim kaybıyla ilgili acı haberi aldım…
   Güzellikler içinde yaşamaya özen gösteren bir kişiliğin sahibi olduğunu onun “KKTC’nin parfüm kralı” konumuna gelmesinden de anlayabiliriz.. Değil KKTC’nin, Kıbrıs’ın da en seçkin parfüm mağazasını o tarihi Lefkoşa binasının içinde, en ünlü dünya markalarıyla pazarlayarak yaratmayı başarmış olan Salih Bey, eczanesinde nice tanınmış insanı da ağırladı bu özelliğinden dolayı… Bir gün onu iş yeri Konak Eczanesi'nde ziyaret ettiğimde orada Emel Sayın’ı gördüm… Samimi bir sohbette idiler ve Emel Sayın’ı bana “Konservatuvardaki sınıf arkadaşım Emel” diye tanıttı…
   Ruhunun şad, mekânının cennet olmasını dilerim gizli dehamız Salih Suphi Soner değerimizin… Doldurulamayacak boşluğunu bırakarak aramızdan ayrıldı... 
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110