İnsan haklarına dair bir yorum

Toplumsal ve ülkesel özgürlüğümüze ve mahremiyetimize tasallutun yeni bir hamlesiyle karşı karşıyayız… Malûmdur ki, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı toplumsal gündemin baş sırasındaki duyarlılığa dönüştü... O skandal kaset meselesi yüzünden…
Peki de, Rum'un toplumsal özel hayatımıza tasallutuna dair yaptığı cüretli teknolojik hamle neden es geçiliyor?.. Rum'un yeni radar projesi uygulamasıyla Beşparmak eteklerine dek hiçbir saklımız, gizlimiz kalmıyor... Gözetleme ve dinleme fonksiyonları geliştirilmiş bir teknolojik projedir söz konusu olan… Hem her hareketimiz izlenecek, hem de kendi aramızda konuştuğumuz özel konular bile dinlenebilecek…
***
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi öylesine güçlü ve duyarlı bir teknolojiyi bize karşı devreye koyuyor işte… Bir halkın ve ülkenin özgürlüğüne ve mahremiyetine karşı girişilen teknolojik bir işgal hareketidir bu... Bunu sessizlik ve kayıtsızlıkla karşılayanların özel hayatın gizliliğine ve dokunulmazlığına dair ahkâmları boş palavradan başka bir şey değildir...
İşin acı ve düşündürücü yanı şu ki,  şimdi bu hamle karşısında suskunluk  ve kayıtsızlık içinde olanlar Türkiye birkaç tane İHA’yı (İnsansız Hava Aracı) Geçitkale Havaalanı’na getirdiğinde ortalığı kaldırmışlardı, bunu da unutmamak gerekir…
***
Bu çok pahalı ve çok cüretli teknolojik hamleyle, her bağlamda kuşatma, baskı ve ambargo altında olan halkımızın insan hakları bir kez daha hiçe sayılmakta ve çiğnenmektedir… Gelin görün ki Rum’un bu yeni hamlesi gerçekleşirken bizim içimizde kendilerini “insan hakları şampiyonu” konumunda görenler başka çabalara adapte olmuşlardı… Türkiye’nin bir iç meselesi olan Osman Kavala olayında Türkiye’nin içişlerine karışmayı marifet sayan emperyal ülkelerin Ankara büyükelçilerinin yanında yer almakla meşguldüler…


Oysa Kıbrıs Türk halkının insan hakları her an çiğnenmektedir... Ama o konularda da suskun kalmayı yeğlemektedirler, tıpkı Rum teknolojik hamlesinde olduğu gibi… Onların insan haklarına ilişkin duyarlılıkları sadece Türkiye’nin içişlerinde mi uyanır?…
Burada parantez açarak belirtmeliyim ki, o muhtıracı büyükelçiler topluluğu gördükleri sert ulusal tepkiler üzerine daha sonra geri adım atarak ülkelerin içişlerine karışılmasını diplomatik gaf sayan Viyana Anlaşması’na aykırı davrandıklarını kabul ve itiraf etmişlerdir…
***
KKTC’de, Recep Tayip Erdoğan siyasetlerini bahane edip boyuna Türkiye'ye yüklenenler var... Keşke bu yüklenmelerde söz konusu olan salt Erdoğan olsa... Türkiye'de demokrasinin özgür iradesiyle iktidara gelmiş olan herkese KKTC'den otomatiğe bağlanmış saldırılar gider biteviye... İnönü'ye, Ecevit'e, Özal'a, Demirel'e ve diğerlerine... Ve de Türkiye’nin çeşitli iç işlerine…
Sormak zorundayım: Bize ne kardeşim Türkiye'nin bize dokunmayan içişlerinden, Türkiye halkının seçtiklerinden?. Geleneksel TC – KKTC ilişkilerimizin en hassas noktasıdır bu... Bu noktayı kaşımak neye hizmet eder?..
Türkiye'de ekonomik sorunlar da olabilir... Ama bunları vesile ederek, "biz de zarar görüyoruz" bahanesiyle Türkiye'ye yüklenmenin de olumlu bağlamda açıklanacak bir yanı yoktur...
Tek destekçimiz ve güvence kaynağımız olan Türkiye'deki ekonomik sorunlar bize de yansıyorsa bunun çaresi ve alternatifi ne olmalı?.. Gidip, bizimle hiçbir eşitliğe ve paylaşıma yanaşmayan Rum'un ırkçı ve yayılmacı siyasetine ve rejimine yama olarak yapışalım mı?.. Teslimiyet mi gösterelim?.. Yağmurdan kaçma adına doluya mı tutulalım?..
***
Tamam, yadsımak ne mümkün; o da bir sosyal ve ideolojik gerçeğimizdir ki, içimizde kendilerini salt "Kıbrıslıyım" diye takdim edenler var… AKEL’in malûm tuzağını bile bile kabullenerek...
Peki “Kıbrıslıyım” derken Türklüğü ağzına almayanlar, yazışmalarında “CY” rumuzunu da kullanarak ısrarla "Kıbrıslıyım" terennümünde bulunanlar bu gayretleri sayesinde  komşularımızı Helen kimliklerinden ve ırkçı uygulamalarından vaz mı geçiriyorlar?.. Radikal ırkçı siyasetlerinde yumuşama mı yaratıyorlar?.. "Kıbrıslı" tandansı altında bizimle adil bir eşitliğe ve paylaşıma yanaşıyor mu karşımızdakiler?.. Buna dair bir tek olumlu örnek gösterilebilir mi?. Asla gösterilemez…
***
"Türk" kimliğini dışlayan "Kıbrıslılar" olarak Türkiye'nin askerini de alarak adadan çekilmesini istediklerini her fırsatta seslendirmekten çekinmeyenler de var… Rumların korosuna dahil olup Türkiye’yi “işgalci” olarak nitelerler… Neye dairdir bu devinimler?. Kalıcı barışa ve çözüme dair mi?..  Türkiye'nin adadan çekilmesi kalıcı, sürdürülebilir bir barışı ve çözümü mü getirecek?.. Hepimiz bilincindeyiz ki, Türkiye'nin Kıbrıs'tan elini ayağını çektiği anda Sovyet Kızıl ordusunun Berlin'e intikam, nefret ve kin fırtınası gibi girmesini aratmayacak bir saldırının hedefi olacağız... O zaman kendilerini salt "Kıbrıslı" olarak sunanlar da bu ayrıcalıklarının hiçbir yararını ve korumacılığını göremeyeceklerdir… “Kıbrıslı” olmayı o saldırı dalgalarına karşı zırh olarak kullanamayacaklar…
***
Onun için ben naçiz tecrübelerime ve bilgilerime ısrarla dayanarak diyorum ki, Türkiye ile sistemli ve kurgulanmış şekilde uğraşılmaktan vazgeçilsin… TC - KKTC ilişkilerini bozacak devinimlerden duyarlılıkla sakınılsın…  TC – KKTC ilişkilerinde sorunlar varsa bunları karşılıklı diyalogla çözümlemenin yolları aransın… Geleneksel ilişkilerin sinir uçlarına hiç dokunulmasın...
***
Tüm bunları yazan bendeniz de hiç kuşkusuz “Kıbrıslı”yım… Ama kimliksiz değilim, “Kıbrıslı Türk”üm... İnsan haklarımızın ancak bu kimlik altında verilen bağımsızlık ve egemenlik savaşımıyla kazanılacağına inananlardanım…
Bu yazıma noktayı,  Nazım Beratlı Hoca’nın şu vurgusuyla koymak isterim: "Kendi milliyetçiliğinizin tam karşısında durmak, sol olmak değildir… Onun tam karşıtı, karşı tarafın milliyetçiliğidir..."

 


 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110