İnsanlığın yükselişi

En güncel tahminlere göre dünya nüfusu 7,78 milyarı geçmiş durumundadır. Şimdiye kadar yaklaşık 110 milyar insan doğmuş ve 20. yüzyılın son 70 senesinde dünya nüfusu tarihte en fazla yükselişini göstermiştir. Bu verileri Current World Population sayfasından aldım. Bir düşünün 110 milyar insan bu yaşadığımız Dünya’dan geçti.

İngiltere'de BBC televizyonu yetmişli yılların başında Jacob Bronowski'den bu konuyla ilgili bilimin ve uygarlığın gelişimini anlatan bir belgesel program hazırlamasını ister. Bronowski hemen kolları sıvar ve 13 bölümlük bir belgesel hazırlar. Ancak iş, Bronowski için burada bitmez. Bronowski belgesel aracılığıyla anlattığı her şeyi, zaman kısıtlaması nedeniyle belgesele koyamadığı ayrıntıları ve örnekleri de katarak, kâğıda dökerek, “İnsanın Yükselişi” adlı yapıtını ortaya çıkarır. Kitabın özü insanlığı anlamanın yolunun doğayı anlamaktan geçtiğini ifade etmesidir.  Bundan 70 bin yıl önce atalarımız doğadaki canlılar ile aynı seviyede hatta bazılarından daha alt konumdaydı. Peki ne oldu da nasıl oldu da Dünya üzerinde tek hakimiyetin bize ait olduğu düşüncesine sahip olmaya başladık.

Tarihçi Yuval Noah Harari’de aynı sorudan muzdarip. “İnsan atalarımız, diğer tüm hayvanlarla birlikte Afrika'nın bir köşesinde sadece kendi işine bakan önemsiz hayvanlarken nasıl Dünya'ya hükmettiğini” soruyor. Hepimiz uzun bir yoldan geldik. Ancak Dünya’da yaşadığımız süre sanılanın aksine çok da uzun değil. Çünkü içinde yaşadığımız Dünya’nın yaşı 4.40 milyar olarak hesaplanmış da ondan. Bu hesaplama, ortak kanıya en yakın şeklinde ilk kez 20. yüzyılın başlarında Clair Patterson tarafından yapılmıştır. İnsanlığa yakın ilk iskelet ise 3.3 milyon yıl önce yaşadığına inanılan ve Aralık 2000’de bulunan bir kız çocuğuna ait. Bu çocuğa ne isim vermişler biliyor musunuz? Selam evet yanlış okumadınız. Bu ilk insan iskeletinin adı “Selam”.

Selam Etiyopya dilinde barış anlamına geldiği için bu ismi vermişler. Bilim insanlarının ortak kanısı hepimizin Afrika’dan yayılmaya başladığı yönündedir. Yani hepimiz Afrika’lıyız. Neden bu bilgileri veriyorum biliyor musunuz? Çünkü bu Dünya sadece bize ait değil, bu kadar kavga ettiğimiz insanlar, ülkeler bir zamanlar bizim kardeşlerimizdi. Bunu unuttuk, unutmak işimize geldi. Tıpkı bir zamanlar beraber yaşadığımız diğer canlıları unuttuğumuz gibi. Dağları deldik, toprakları yağmaladık hep fazlasını ihtiyacımızdan fazlasını istedik. Yetmedi büyük binalar, yeni büyük binalar yaptık. Stokladık, daha büyüklerini, daha fazlasını istedik, istemeye de devam ediyoruz. Ağaçları kestik, doğayı ilaçlarlarla zehirledik. Sonunda doğa’da bize savaş açtı. Bitmeyen pandemiler, yeni hastalıklarla insanoğlu ile savaşmaya devam ediyor. Hayvanların yaşam alanlarını bozduk. Onlarda yaşam alanlarını kaybettikçe yeni yerlere, insanların yakınlarına gelmeye başladılar. Yeni virüs ve hastalıkları ile birlikte gelmeye başladılar. Canlı hayvan pazarlarında satılmaya başlandıkça, kafeslere tıkmaya çalıştıkça daha çok yakınlaştık onlarla.

Saygısızca saldırdık onların yaşam alanlarına. Ne de olsa bu Dünya sadece bize aitti, tıpkı sahip olduğumuz bu toprakların sadece bize ait olduğunu düşündüğümüz gibi. Bir şekilde çevresini çizince, duvarları, sınırları tel örgüleri yapınca sadece bize ait olduğunu düşündüğümüz gibi. Ama doğa hep cevap verdi. Biz yeni silahlar, aşılar buldukça o da daha ağır saldırmaya başladı. Tüm teknolojimize, gelişmişliğimize rağmen her seferinde çaresizliğimizi görüyoruz. Son derece saygısız bir türüz. Avlıyoruz ama açlığımız için değil, zevk için, daha fazla yemek için. Besliyoruz, onları satmak için. Hayvanlar yaşamak için öldürüyorlar, ihtiyaçları olan kadarını almak için yapıyorlar bunu. Bizler planlıyoruz, koca bir ormanı yakıyoruz, kesiyoruz ne için? Odun satmak, yeni bir bina yapmak için. Böyle bakınca biz mi onlar mı kötü düşünmemiz gerek.

Doğada ki canlıların saldırganlıkları anlık ve duygusal. İnsanların ise planlı ve akıla dayalı, kitlesel ve zalimce. Bizim doğayı değiştirme gücümüz var artık. Teknolojiye bağlı bir tür olduk. Birçoğumuz doğadan koptuk. Bu güzel ülkede bile apartmanlarda doğup artık sokağa çıkamayan çocuklarımız var. Köpekleri, kedileri sırf sevmedikleri için zehirleyen, öldüren insanlarımız var. Hayvanlara eziyet edenler var. Toprağı zehirleyen, birçok canlıya kötü davrananlar var. Bu kibrimizi, saygısızlığımızın gücünü Dünya’nın sadece bize ait olduğu düşüncesinden alıyoruz. Kısa vadeli parasal kazançlarımız için çocuklarımızın geleceğini çalmaya devam ediyoruz. Tıpkı atalarımız gibi. Ama bunu değiştirebilir, bu yıkımı yavaşlatabiliriz.

Covid 19 kapanma süreci tüm dünya’ya bunu gösterdi. Berraklaşan gökyüzü, çeşitlenen doğa bize bunu gösterdi. Bunlara hepimiz şahit olduk. Bunu değiştirebiliriz. Tabii ki herşeyi biranda değiştiremeyiz. Yolsuzlukları, askeri rejimleri, kadın ölümlerini, hayvanlara yapılan eziyetleri, diktatörleri, kötü yönetimleri biranda değiştiremeyeceğimiz gibi. Bunların çoğunu belki de değiştirmeye gücümüz yetmeyecek. Ama olsun biz harekete geçmeliyiz, pes etmemeliyiz. Bunlar varken pes etmemeliyiz. Bunu yapmaya geleceğimiz için mecburuz.
 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104