İstanbul’un nazar boncuklarından bir tanesi: Galata Kulesi

Gazetelerin kültür-sanat sayfalarından ve internet kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre, geride bıraktığımız Ağustos ayı içinde restorasyon çalışmaları sırasında “basınçlı inşaat matkaplarıyla duvarlarının yıkılması” sorunu ile gündeme gelen Galata Kulesi, bu günlerde de,“Türkiye’deki Ceneviz Mimari Mirasının UNESCO Dünya Mirası Listesi” ne dahil edilmesine yönelik çalışmaların hızlanması ile gündeme gelmiş durumda. Aslında, Galata Kulesi 2013’den beri UNESCO dosyasında! Şöyle ki, “Ceneviz Ticaret Yolunda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar ve Surlu Yerleşimler” dosyası, Dünya Miras Geçici dosyasına dahil edildi. Aslında dosyanın ismine bir kere daha bakarsanız, ne kadar muazzam bir coğrafyayı kapsadığını hayalinizde canlandırabilirsiniz. Çünkü Karadeniz ve İstanbul’dan tüm Ege’ye kadar olan coğrafyadaki surları ve kaleleri kapsıyor. Bu coğrafya, örneğin Sinop kalesinden başlayın, Anadolu Kavağı’ndaki Yoros Kalesinden Foça, Çeşme kalelerine ve Kuşadası’nın surlarına kadar varan muazzam bir seriyi kapsıyor. Sizin anlayacağınız, 11 ilâ 15 yüzyıllar arasında Ceneviz ticaret ve savaş gemilerinin cirit attığı kıvrım, kıvrım koylarımızın coğrafyası… Galata Kulesi bir kale olmamasına rağmen İstanbul’un savunma sistemindeki önemine binaen dosyaya dahi edilmiş. Ama Pisa Kulesi 1987 yılında Dünya Miras Listesine dahil edildiği halde Galata Kulesi için halâ uğraşıyoruz. Neyse ki, Benmayor’dan öğrendiğimize göre, anlaşılan bu uğraşa, daha önce Göbeklitepe’nin ilk tanıtımlarını yapan, Gaziantep’te Zeugma için çalışmış olan, Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Hatay Mozaiklerinin tanıtımı için “Mozaik Yolu” projesini geliştiren ve yemek kültürümüzü tanıtmaya yönelik çalışmalar yapan “Türkiye Ortak Nesiller Entegrasyonu (T-One) Derneği” de dahil olmuş durumda. Demet Sabancı’nın kurucusu olduğu dernek, çeşitli üniversitelerin mimarlık, arkeoloji ve tarih bölümlerinden de yardım alarak uğraş vermeye devam ediyor. Uğrunda bu kadar uğraştığımız bu kulenin kısa tarihini merak ettim…
 

Galata Kulesi hakkında tarihi bilgiler
 

   Öncelikle şu saptamayı yapmakta belki yarar var: Kulenin tarihi geçmişi hakkında bilgi sahibi olmayan sokaktaki insanımızda, Kulenin Bizanslılar tarafından yapıldığı hakkında yaygın bir inanç var. Hatta bu konuda uzman olanlar yazarlarımız arasında dahi açık olmayan ifadeler kullananlar var. Örneğin bu konuda bir gazete yazısı olmasına rağmen gayet açık ve tatmin edici bir çalışma yayımlayan Utkan’a göre, MÖ 658’de bugünkü İstanbul bölgesine gelen ve Byzantion Antik kentini kuran Megara kolonisinden ayrılanlar, kentin kuzeyindeki “Keras (Haliç)” kıyılarına yerleşmişler ve incir ağaçlarının neredeyse bir orman oluşturduğu bu bölgeyi “incir” anlamına gelen “Sykai” olarak adlandırmışlardır. Bu bölge Bizanslılar tarafından idari olarak şehrin 13. Bölgesi olarak kabul edilmiş ancak hep dışlanmıştır. Buna karşın Galata’nın Latin halkı da, Bizanslıları hiç benimsememişler ve onlarla hiçbir şekilde kaynaşmamışlardır. Bu kısa açıklamadan da anlaşılacağı gibi, Galata Kulesi’nin bugün bulunduğu yerde Bizanslılar yaşamamıştır ve kulenin Bizans döneminde yapıldığına dair bir kayıt bulunmadığı da konunu tarihi ile ilgilenmiş olanlar tarafından ifade edilmektedir.
   Ortaçağın Venedik, Amalfi, Pisa ve Ceneviz gibi denizci devletleri X yüzyıldan itibaren İstanbul bölgesinde liman elde etmelerine rağmen, şehir devleti kurma hakkına sahip olamamışlardır. Ama 1204 yılında gerçekleşen IV Haçlı Seferi ile beraber Latin döneminin sona ermesiyle, Bizans İmparatoru VIII Mikhael, etrafını surlarla çevirmemek şartıyla Cenevizlilere Galata’da yarı özerk bir şehir kurmalarına izin vermiştir. İmparator’un yasaklamış olmasına rağmen Cenevizliler yavaş yavaş şehri surlarla da çevirmişler ve 1348 yılının sonlarına doğru şehrin en görülebilir noktasına Galata Kulesini inşa etmişlerdir. Üstelik kulenin tepesine karşı kıyıdan da görülebilecek bir haç diktikleri için, kule, Bizanslılar tarafından “Kutsal Haç Kulesi (TurrisSancteCricias)” veya “Kutsal İsa Kulesi” olarak anılmıştır. Osmanlı Ordusu ile savaşamayacaklarını anlayan Cenevizliler akıllıca davranmışlar ve şehrin fethedilmesinden iki gün önce Fatih’e teslim etmişlerdir. Bilindiği gibi, bir Rönesans aydını kadar kültürlü bir padişah olan Fatih de, getireceği kurallara uymaları şartıyla, Cenevizlilerin serbestçe yaşamalarına ve ticaret yapmaya da devam etmelerine müsaade etmiştir. Fetihten sonraki yıllarda, Fatih’in zaman zaman yanına koruma bile almadan Galata başta olmak üzere Hıristiyanların kiliselerine giderek ayin dinlediği ve onların din adamlarıyla yemek yediği de bilinmektedir. Galata Kulesi’nin tarihi genelde bu çizgiler dahilinde açıklanmasına rağmen, Galata bölgesini, Galata Kulesi de dahil olmak üzere bir bütün olarak ele alan ve “Galata” isimli bir kitap yayımlayan Akınç, ise, kulenin Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında fener olarak yaptırıldığını, fakat 1204 yılında yapılan IV. Haçlı Seferi sırasında tahrip edildiğini ve 1348 yılında da Cenevizliler tarafından surlara ek olarak inşa edildiğini ifade etmektedir.


Galata Kulesi’nde yaşananlar
 

   Kuşkusuz ki, muazzam bir görüş alanına sahip olması nedeniyle, tarih boyunca kulenin en önemli işlevi limana giren gemilerin takip ve kontrol altına alınması olmuş ve bu etkili savunma aracı olma özelliği kuleye önem kazandırmıştır. Galata Kulesi, zaman içinde, ihtiyaç duyuldukça farklı amaçlar için de kullanılmıştır. Örneğin kule, XVI. yüzyıldan sonra, savaşlarda esir alınan ve Kasımpaşa’daki tersanede çalışan Hıristiyan işçilerin de kaldığı bir hapishane işlevi görmüştür. 1967 yılında yapılan esaslı revizyon sırasında yapılan kazılarda çıkan insan iskeletleri de bu iddiayı doğrulamıştır. Kule, yapısı gereği, doğal olarak her dönemde yangın gözlem kulesi olarak da kullanılmıştır. Ama ne büyük bir çelişkidir ki, İstanbul’da çıkan hemen her yangında muhakkak bir kısmı yanarak tahrip olan ve her defasında tamir edilerek eski haline getirilmeye çalışılan da Galata Kulesi olmuştur! En büyük restorasyon ise 1964-1967 yılları arasında yapılmış ve kule özgün yapısına uygun hale getirilerek ortaçağdaki görünümüne kavuşmuştur. Bilindiği gibi en son restorasyon ise, 2020 yılında yapılan ve kulenin bazı duvarlarının inşaat matkaplarıyla yıkılmasının fotoğraflarının medyaya yansıdığı restorasyon olmuştur. Medya sayesinde yanlış uygulamadan hemen vazgeçilmiş ve 16 mimar- mühendisin çalıştığı bu restorasyonda bin ton beton sökülerek kule, içinde inşa edilen yeni sanat köşeleri, duvar resimleri ve rölyeflerle 6 Ekim 2020’de tekrar ziyarete açılmıştır. Galata Kulesi’ni ziyarete açıldığı ilk haftada 15.685 kişinin, o tarihten bu yana ise 170 bin kişinin ziyaret ettiğini hatırlatalım.
   Kukusuz ki Galata Kulesi’nin özgün tarihi sadece restorasyonlarla geçmemiştir. Örneğin Osmanlı’da ilk gözlem evi Galata Kulesi’nde açılmıştır. XVI yüzyılda padişah III. Murat döneminde ilk rasathaneyi açan Takiyüddin Efendi, padişahın kulede açtığı gözlem evinde çalışmalarına başlamış, ancak her dönem var olan “sevgili yobazlarımız”ın o dönem etkili olanları, “bu adam meleklerin eteklerinin altını gözetliyor!” diye ortalığı birbirine katınca padişah 1579’da gözlemevini kapatmıştır
    Galata Kulesi adı geçer de Hezarfen Ahmet Çelebi akla gelmez mi? Hepimizin bildiği gibi, “Fen”le çok içli dışlı olmuş ve adı da “Bin fen” anlamına gelen Ahmet Çelebi adındaki bu zat, padişah IV. Murat zamanında,  arkasından esecek olan Okmeydanı’ndan gelecek rüzgarı da hesaplayarak, taktığı el yapımı kanatlarla kendisini kuleden aşağı bırakmış ve yüzlerce meraklının şaşkın bakışları altında boğazı geçerek karşı kıyıdaki Doğancılar tepesine ulaşmıştır. IV Murat olaya çok sevinmiş, Çelebi’yi bir torba altınla ödüllendirmiş, ama daha sonra Çelebi’yi çok tehlikeli bularak sürgüne yollamıştır.
   Kule’de yaşanan en acı olayın ise, benim fakültede öğrenci olduğum yıllarda, ünlü şairimiz Ümit Yaşar Oğuzcan’nın oğlu Vedat’ın kuleden atlayarak hayatına son vermesi olmuş ve olayın arkasından Ümit Yaşar’ın oğlu için yazdığı şiirler bizleri çok üzmüştü.
    Evet insandan insana değişmekle beraber, İstanbul, dünyanın en güzel şehirlerinden biri, hatta eski, yaşanabilir İstanbul belki de en güzeli şehri idi. Galata kulesi de bu güzel şehrin nazar boncuğu bir simgesi, bir pırlantasıydı. O eski İstanbul yok ama çok şükür Galata kulesi, neredeyse ilk haliyle kendini koruyor. Bu güzel simge, daha yüzyıl önce bir çok ressama, bir çok şaire, gezginlere ilham kaynağı olmuş, kule ve kuleden İstanbul’a bakış kuleyi ziyaret eden herkesi hayran bırakmıştır. Bu anlamda ressam ve şair olan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul’un bir başka incisi olan Kızkulesi’ni de katarak kaleme aldığı şu dizeler manidardır:
   “İstanbul deyince aklıma kuleler gelir…./Ne zaman birinin resmini yapsam, öteki kıskanır…/Ama şu kız kulesinin aklı olsa Galata Kulesi’ne varır……/Bir sürü çocukları olur…”
   Galata Kulesi’nin tarihi hakkında en eski  araştırmalardan birini yapan ve kısa da olsa bir makale yazan Hakkı Konyalı’nın bu çalışmasında belirttiği ancak ismini vermediği bir yazarımız demiş ki: “Galata Kulesi’ni, sülün endamlı Beyazıd Kulesi ve yedi tepeyi süsleyen onlarca narin minare olmasaydı, ben Galata Kulesi’ni, öküzle boy ölçüşmek için şişinmeye çalışan bir kurbağaya benzetirim!”… Ne dersiniz? Sizce kabul edilebilir mi? Demek ki İstanbul’u çok iyi bilen bu yazarımız her nedense Eminönü’nden, Haliç’ten, Haydarpaşa’dan biraz açıldıktan sonra Kız Kulesi’nin yakınlarından Galata Kulesi’ne hiç bakmamış veya bakıp da görünümü beğenmemiş herhalde! Ne diyebiliriz ki? İstanbul’u sevme meselesi herhalde…
   Bu çalışmanın hazırlanması sırasında aşağıdaki eserlerden yararlanılmıştır: BENMAYOR,G.: Galata Kulesi UNESCO Dünya Mirası yolunda, Cumhuriyet, 8 Şubat 2021;EVERİ, N.: Ceneviz Surları Yükselirken, Sırt Çantam, Milliyet, 13 Şubat 2021.; UTKAN,L.: İstanbul’da bir ortaçağ kulesi,: Galata, Cumhuriyet Pazar, 16 Ağustos 2021; İZCİ,İ.: Şu Kız Kulesi’nin aklı olsa Galata Kulesi’ne varır…Hürriyet, 1 Kasım2020. KONYALI, H. : Galata Kulesi’nin meraklı hikâyesi, Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği, Taha Toros Arşivi,  https://core.ac.uk.download/pdf/38302848.pdf.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75