Kabullenmeyi bilmeliyiz

   Dışımızda gelişen ve istemediğimiz olaylar, gerçekler karşımıza çıktığında zorlanırız, kabullenemeyiz. Çaresiz, kaygılı, tedirgin bir ruh haline gireriz. Kabullenmek güçtür.

   İnsan sarsılır ve huzursuz, kaygılı, mutsuz, enerjisi düşük, çaresiz hatta zavallı bir duruma düşebilir. Sanki çıkmaz bir sokakta, bir labirentin dolambaçlı yollarındadır. Acı ile kıvranır ve mantıklı bir yol, bir çözüm bulmak için çırpınır.

   Tek çıkar yol, gerçeği ve onun neden olduğu acıyı kabullenmektir. Yaşamın bizden istediği budur; kabullenmek...

Tek çaremiz her olayı, dost ya da düşman her insanı, kolayı, zoru kabullenmektir. Acıyı ve gerçeği kabullenen zoru başarır, hayatı dolu dolu yaşayabilir.

   Gerçekleri kabullenmeyi öğrenen insan gerçekle yüzleşerek, yapabileceklerini doğru bir mantıkla tespit etmek durumundadır. En sağlıklı yaklaşım budur. Sabah uyandığımızda günün hangi şartları getireceğini, karşımıza kimlerin çıkacağını bilemeyiz. Gün boyu karşılaştığımız her insan, her olay, her durumda sanki herhangi biriyle ilk defa tanıştığımızda yaptığımız gibi gülümseyerek el sıkışabilsek ilişkiyi ve gelişebilecek olası sorunu, daha ilk etapta en az yüzde 50 yumuşatmış, ortama olumlu enerji yaymış oluruz.

   Gerçeği kabullenmemek, acısı ne olursa olsun kabullenmemek, güreşircesine boğuşmak ya da boks yaparcasına onunla dövüşmek, daha baştan yüzde 50 bize kaybettirir. Olumsuz enerji, pis kokan bir kış sisi gibi etrafı kaplar. Göz gözü görmez. Olana karşı çıkmadan, kimseyi suçlamadan, çılgınlar gibi sebepler aramadan hikayeler, genellemeler, itiraflar uydurmadan gerçeği kabul etmeliyiz.

Mevlana;

“İnsan olmak bir misafirhane gibi

Her sabah gelir yeni biri

Beklenmeyen misafirdir

Bir sevinç, bir hüzün, bir kötülük arzusu

Ve bir anlık bilinç hali

Hoş karşılayın hepsini, hoş tutmaya bakın” diye seslenir.

   Gerçekten de hayatımızın büyük bölümümde, biriktikçe büyüyen küçük dertler, elimizde olmadan karşımıza çıkan olumsuzluklar vardır. Kimi trafik nedeniyle uçağını kaçırdığında çılgına döner, bir diğerinin sipariş verdiği yemeğin servisi geciktiğinde tepesi atar, bir başkası, marketten aldığı ürünün sağlığa aykırı çıkması halinde, tüm marketlerden öç alacağına yemin eder.

   Önemsiz aksaklıklar için harcanan enerjinin, kaybedilen zamanın, akıl dışı davranış ve üzüntü ile insanın kendine verdiği zararın telafisi yoktur. Akıllı insan ise yalnızca sinirlerini, moralini, hatta sağlığını bozan bu davranışlar yerine, zamanı ve olanakları ölçüsünde bu aksaklıkları düzeltmek için çaba harcar.

   Üzüntü, endişe ve öfke hiç bir işe yaramaz. İnsanın kendini kontrol dışı bırakmadan olanları, gerçeği kabullenmesi huzuru ve sağlığı getirir. Üzüntülerinin baskısından kurtulmuş bir insan hayatını üzüntüden uzak ve endişesiz yaşaması halinde yaşamın huzur ve keyfini de yaşamış olacaktır.

   Zorluklarla karşılaşmadığımız günlerde her olayı ve her insan davranışını olduğu gibi kabul ederiz. Çocuklarımız terbiyesizlik ettiğinde, arabamız aniden bizi yolda bıraktığında, beklenmedik bir anda işten atıldığımızda ya da eşimiz bizi terk etmek istediğini bildirince her şey değişmiş gibidir. Yeni şartlar dünyamızı yıkmıştır. Gerçekle barışık kalamayız, dengemizi koruyamayız.

   Yıllarca gerçekleşecek umuduyla kurduğumuz hayallerimiz vardır. Bunları terk etmek çok zordur. Öylesine bütünleşmişizdir ki, hayal ve hayallerimiz yıkıldıkça yalnızca isyan ederiz.

   Hayatımızın önemli bir bölümünde, şu iki sorunun cevabını bilmeden yaşarız;

   Gerçekler nedir?

   Yaşamın değişen koşulları karşısında en mantıklı davranış kabullenme nedir?

   Bu iki sorunun cevabını, “Allah’ım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştirmeyeceğim şeyleri kabullenme olgunluğu ver,” duasının sözlerinde bulmuşumdur.

   Yıkılan hayallerimizin yerine daha mantıklı olan yenilerini koyabilirsek yeniden ayağa kalmayı da başarırız. Yapılması gereken budur. Bunu başarmak için de, gerçekleri kabullenmekten başka yol yoktur. Kabullenmek boyun eğmek değildir. İçinde bulunduğumuz koşulları, kendimizi, neler yapabileceğimizi, tüm tabloyu tarafsız, bahanesiz, kimseyi suçlamadan, akıl yoluyla değerlendirmektir.

   İnsanı mutlu eden en uzun süreli galibiyet, nefsini yani kendini bilmesidir. Kendini bilen, yaşamı ve yaşamın getirdiklerini kolayca kabul eder. Hataları ile yüzleşebilen insanlar bizi etkiler, kabul edemeyenler ise tedirgin eder. Hele aynı hatayı ısrarla tekrarlayanlardan uzak durmaya çalışırız.

   Hatalarımızın farkına varmadıkça ödeyeceğimiz bedel ağırlaşır. Kendini hesaba çekmeyenler, zaman zaman bunu başkalarının yapmasına boyun eğmek zorunda kalacaklardır. Buna karşı durmak da hiç kolay değildir.

   Nefsini tuzaklara karşı koruyan insan gerçek zaferi kazanmış demektir. Kendini, başkalarını, yaşamın kendisini olduğu gibi kabul eder. İtirazı değil, mücadelesi vardır. Elinden geldiğince çaba sarf eder, sonrasında beklemeyi bilir. İşte o insana tam o anda “Allah”tan yardım gelecektir.

YORUM EKLE

banner75