Kader konusu

   İnişli çıkışlı, virajlı bir yoldayız. Bu yolda emir ve yasakları içeren, tehlike bölgelerini gösteren trafik levha­ları var. Bu yolda trafik kurallarına ve işaret levhalarına aykırı hareketlerimizden dolayı bir kaza yaparsak, el­bette bunun sorumlusu ve suçlusu biz oluruz ve bunun sonucunda cezalandırılırız. Ancak, üzerinde seyrettiği­miz yolun, çok büyük ve güçlü, ama görünmeyen bir lokomotifin üzerinde olduğunu farz edelim. O takdirde biz, kendi arzu ettiğimiz yere değil, o güçlü lokomotif nereye götürürse oraya gitmek zorunda kalırız. Aracın içinde yaptıklarımızdan sorumluyuz ancak vagonun gittiği yönden sorumlu olmayız.

   İşte ehliyet alıp, yani Kelime-i Şahadet getirerek yol üzerinde araba kullanmak insanın cüz-i iradesine, o gö­rülmeyen ve her şeyi üzerinde götüren güçlü lokomotif ise sonsuz kuvvet ve kudret sahibi olan Rabbimizin kül­li iradesine örnektir.

   Dünya hayatına bu şekilde yaklaşmak, Müslüman’ca yaşamak ve düşünmenin gereğidir. Müslüman’ca dü­şünen bir insan, herhangi bir durum oluşurken üç ayrı safhada, üç ayrı tavrı gösterir. Önce, yapılması gereken konuda takatinin sonuna kadar ceht, gayret ve her türlü sebebi yerine getirir. Olayın meydana gelişi sırasında, korku ve telaşa kapılmadan Allah'a teslimiyet ve tevekkül gösterir. Sonunda ise takdire rıza gösterir ve ortaya çıkan neticenin hakkımızdaki en hayırlı durum olduğunu kabul eder.

   Bizler Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oluruz. Ancak, Kelime-i Şahadet getirip iman etmekle işimiz bitmez, tam aksine kulluk imtihanımız asıl o zaman başlar. Bu kulluğun en önemli noktası ise bütün insanların kurtuluşu için tebliğ vazifesidir. İslam bütün insanlığın kurtuluşu için gönderilmiştir. Bu nedenle İslam'ı tebliğ­de muhatabımız istisnasız bütün insanlardır.

Tebliğ ve davette en güzel örneğimiz ise Peygamberimiz Aley- hisselatü vesselamdır.

   Peki, kim o? Tabii ki Efendimiz Aleyhisselâm. Yani diğer peygamberler ayrı ayrı insanlık tarihinde yeni safhalar açmıştır. Ama Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) her şeyi tanzim etmiştir. İlmi, ahlakı, ekonomiyi ve hukukun temel kuralı olan adaleti düzenlemiştir. İşte bundan dolayıdır ki Efendimiz Aleyhisselâm bütün insanlığın en önemli şahsiyetidir, dönüm noktasıdır.

   İslam demek; ilim, çağdaşlık, sosyal adalet demektir. “İlim Çin'de dahi olsa alınız” hadisi İslam'da ilmin ne kadar önemsendiğini ortaya koymaktadır. "İki günü denk olan zarardadır." buyuruyor Efendimiz Aleyhisselâm. Ne olacak o zaman? Her gün daha ileriye gideceğiz. Yani ilericilik ve çağdaşlık asıl İslam'ın bir sıfatıdır. Onsuz ileri gidilemez. O herkesi en ileriye götüren, en güçlü motordur.

   Öbür taraftan “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi sosyal adalete gönderme yaparken, “Kendisi için istediğini mümin kardeşleri için de istemek” düsturu, müthiş bir adalet, fikri ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bir insan için ne lazımsa hepsi İslam'da vardır. Efendimiz Aleyhisselâm da bunun öncüsüdür.

   Örneğin Kudüs, tarih boyunca birkaç kez Batı me­deniyetinin eline geçmiştir. Onlar Kudüs'e geldikleri her seferde Müslümanları katletmişler. Ancak, Müslümanlar her seferinde orayı kurtardıktan soma onları at­fetmişlerdir. Çünkü İslam; af, hoşgörü ve iyi muamele etmek demektir.

   Bakınız, bundan dolayıdır ki Müslüman olsun olma­sın herkes Efendimiz Aleyhisselâmı önder kabul etmek mecburiyetindedir. Nitekim Batılı araştırmacılar bunu apaçık ortaya koymuş ve itiraf etmişlerdir. Herkesin tanıdığı meşhur ilim adamları dahi Efendimizin üstün­lüğünü itiraf ederek bu durumu açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu sebeple Efendimize sadece Müslü­manların değil, bütün insanların sevgi göstermesi son derece doğaldır.

YORUM EKLE

banner75