Kadına yönelik ekonomik şiddet (economic violence)

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadına yönelik şiddet, toplumsal bir sorun olarak her geçen gün artarak devam etmektedir. Kadına yönelik şiddet özel bir sorun olmayıp, kadına yönelik eşitsiz bir güç kullanımıdır.

Şiddet; Arapçada, katlanılması güç olan şey, Türkçede ise, karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma, anlamında kullanılmaktadır. Yani şiddet, Arapçada unf ve İngilizcede violence sözcüğüyle eş anlamlıdır.

Genel olarak şiddet; yaralanma, ölüm, psikolojik zarar veya kayıp ile sonuçlanan veya bunlarla sonuçlanması olası olan, kişinin kendisine, başka bir kişiye, bir gruba veya topluluğa karşı, fiziksel şiddet ve gücün korkutma veya eylemsel olarak, isteyerek kullanımı olarak tanımlanmaktadır. Şiddetin tarihi, insanlık tarihi ile koşuttur.

Birleşmiş Milletler-BM (United Nations-UN)

BM tarafından yapılan bir çalışmaya göre; her üç kadından biri hayatı boyunca çeşitli türden şiddete uğruyor. Kadınların büyük bir bölümü gelir, yaş ve eğitim seviyesi ne olursa olsun en çok kocaları tarafından şiddete uğruyorlar. Koca şiddetine uğrayan kadınların dünya genelinde oranı yüzde otuz beş civarında.

Kadın cinayetlerinin yüzde otuz sekizi eski ya da yeni kocaları tarafından işleniyor. Gelişmiş ülkeler kapsamında refah seviyesi yüksek Fransa, İsveç ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerinde eski ya da yeni koca tarafından kadına uygulanan şiddet boyutunun ivme gösterdiği saptanmıştır. Dünya çapında cinsel şiddetin yüzde elliye yakını, on beş yaşından küçük kız çocuklarına uygulanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization)

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı tanımına göre de kadına yönelik şiddet; cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal yıkımla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin başka kişilerin isteğine bağlı olarak kısıtlanmasına, neden olan her türlü davranıştır.

Cinsiyet rollerinden dolayı kadına yönelik şiddet yalnızca, kadınların kocası ve erkek arkadaşları gibi yakın çevresinde eylemi gerçekleştiren kişiler tarafından değil, aynı zamanda onların diğer tanıdığı erkekler, tanımadığı erkekler ve hatta ailede kadınlar tarafından, daha geniş bir sosyal çevre içinde, eylemi gerçekleştiren kişiler tarafından da olabilmektedir.

Birleşmiş Milletler (BM)

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi (Gender Equality and Women's Empowerment Unit) kısaca, US WOMEN’e göre de kadına yönelik şiddet ekonomik ve sosyal sınır tanımamaktadır.

Bu anlamda kadına yönelik şiddet temel olarak; fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik şiddet olmak üzere dört şekilde cereyan etmektedir. Bunlardan ilk üç şiddet türüne kısaca temas ettikten sonra, yazımın esas konusu olan ekonomik şiddet türüne daha fazla yoğunlaşacağım.

Fiziksel Şiddet (physical violence)

Zarar görenin, vücut bütünlüğünün bozulması anlamına gelmektedir.

Fiziksel kuvvetin uygulanmasıyla meydana gelen şiddet, kişinin bedeni üzerinde geçici veya kalıcı hasarlar bırakmakta ve bazen de ölümüne yol açabilmektedir.

Cinsel şiddet (sexual violence)

Uygulama içinde fiziksel şiddeti barındırır. Cinsel şiddet diyebilmek için eylemin, kişinin cinsel bütünlüğüne yapılan bir saldırı boyutunda olması gerekir.

Bu saldırı her zaman fiziksel bir nitelik taşımak zorunda değildir. Sözlü olarak cinsel taciz davranışı da cinsel şiddettir. Cinsel şiddete uğrayan kadınlarda planlanmamış hamilelik, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve hamileliğin ters sonuçları sıklıkla rastlanan olgulardır.

Duygusal şiddet (emotional violence)

Gerçekleştiğinde herhangi bir bulgu ortaya çıkarmayan biçimdir. Aslında en sık rastlanan, fakat en az ortaya çıkan ve dolayısıyla en zor önlem alınabilen şiddet türüdür. Benzeri durum ekonomik şiddet için de geçerlidir.

Kadınlara şiddet uygulayan kişiler çoğunlukla onlarla yakın ilişkiye sahip kişiler, kocaları veya eskiden birlikte oldukları erkekler olduğu görülmektedir. Kadına yönelik şiddetin etkilerinin kadının fiziksel ve ruh sağlığını olumsuz etkilediği saptanmıştır.

Şiddet, kadında yaralanmalara neden olmanın dışında, uzun dönemde, süreğen ağrı, fiziksel yetersizlik, uyuşturucu madde ile alkol kullanımı ve depresif bozukluk gibi bir dizi başka sorunu yaşayıp zarar görme olasılığını artırmaktadır.

Ekonomik şiddet (economic violence)

Kadınlara ekonomik şiddet uygulaması, biyolojik, ruhsal ve sosyal nedenlerden ötürü ortaya çıkabilmektedir. Kadını bağımlı ve yoksul hale getiren, ekonomik kaynakların ve paranın, kadın üzerinde bir yaptırım, korkutma ve kontrol aracı olarak kullanıldığı şiddet türüdür. Bir başka deyişle ekonomik şiddet, kadının birey olarak ekonomik özgürlüğünün elinden alınmasıdır.

Kadının çalışmasına izin vermeme, istemediği işte zorla çalıştırma, çalışıyorsa iş hayatını olumsuz etkileyecek kısıtlamalar getirme, düzenli bir iş tutmasına engel olmak, çalışma yaşamında ilerlemesini engelleme, kadının maaşına, gelirine, mal varlıklarına el koyma, az para verme, para harcama özgürlüğünü elinden alma, çok az para verip, yapılması olanaklı olmayan şeyleri isteme, yiyecek, giyecek gereksinimlerini almasına izin vermeme gibi davranışlar ekonomik şiddet davranışlarıdır.

Çalışan kadınlara ekonomik şiddet

Kadının maruz kaldığı ekonomik ayrımcılığı, aile içi ekonomik şiddet ve çalışma hayatındaki ekonomik şiddet olarak, iki başlığa ayırmak olasıdır.

Aile içi şiddet kadında bir şekilde fark edilirken, ekonomik şiddet fark edilememektedir. Bu şekliyle ev dışında çalışan kadının uğradığı ekonomik şiddet ikiye katlanmaktadır.

Aile içi ekonomik şiddet

Ana, baba, kardeş, koca, evlat ve akrabalar tarafından kadının çalışmasına izin verilmemesi veya işinde ilerlemesine engel olunması, zorla istemediği işte çalıştırılması; gelirine, malvarlığına el konulması, kadının gelirinin kumar ve içkide kullanılması, mirastan pay vermemek veya eksik pay vermek, ziynet eşyalarına el koymak, yatırımını kısıtlamak, biçiminde somutlaşmaktadır.

Yapısal sorunlar giderilemediği için günümüzde hâlâ, kadının temel işi annelik ve ev kadınlığı olarak görülmektedir. Aslında ev dışında çalışan kadın çifte mesai yapmaktadır. Kapitalizm, kadının önüne çocuk da yaparım kariyer de yaparım diyerek tapınılacak bir nesne koymakta. Bu da kadının daha fazla hırpalanmasına yol açıyor. Kadın süper kadın olmaya zorlanıyor.

Yapısal sorunlar çözülmediği için bu koşullarda, kadın süper değil, hiper kadın bile olsa, bu işlerin altından kalkması zordur.

İkincil iş gücü olarak kadın

Özellikle, eşinden ayrılmış veya eşi ölmüş ailelerde kadınlar, ekonomik hayata katılmakta zorlanmakta, çoğu zaman dilenciye verilen para gibi bir yardımla yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Ekonomik gelişmeler kadını, ikincil bir iş gücü konumuna getirmiştir. Esnek çalışma sistemi, çoğu zaman kadını sosyal güvenceden yoksun bırakmakta, bu da ücretinin düşmesine neden olmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde tarım gibi bazı sektörlerde kadınlar, erkeklerin aldığı ücretin yarısı kadar ücret alabilmektedirler. Kadınların çok büyük bir bölümünün yoksulluk sınırının altında, yaşadığını söylemek abartılı olmayacaktır. Kadına yönelik fiziki şiddetin her zaman gözle görülmesine ve medyada da sergilenmesine karşın, ekonomik şiddet çoğu zaman göz ardı edilmekte, fazla gündeme getirilmemektedir.

Dünya nüfusun yüzde elli birini oluşturan kadınlar, istatistiklere göre dünyadaki işlerin üçte ikisini yapmasına karşın, toplam gelirden ancak onda bir oranında pay almaktadırlar. Dünya süper kadınların emekleri ile dönüyor ama onlar dünya toplam gelirinin ancak onda biri kadar pay alıyorlar. Kadının karşı karşıya kaldığı ekonomik şiddet üzerinde, aslında çok fazla bilgi ve bilgilendirme yapılmamıştır.

Kadınların çoğu ne yazık ki uğradıkları bu şiddetin, farkında bile değildirler. Özellikle eğitim görmüş, idari bir sisteme bağlı olarak, kamu hizmeti yapmakla görevlendirilen kadınların, ilk yıllarda aldıkları maaşlarını kocalarına veya babalarına vermeleri çok ilginç bir durumdur. Kadınların, gelirlerini baba veya eşlerine verme uygulamalarının arkasında, sevgi, gelenek, saygı, aşk, bağlılık ve bu gibi gerekçeler, hiçbir şekilde duyularla algılanamayan bir gerçekliktir.

Kadın, günlük harcamalarını yapmaya yetkili olsa bile, aile yatırımlarına ilişkin kararlarda söz sahibi olmadıkları, ancak kocaları uygun görürse evlerinin tapusunda isimleri görülebilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kamusal alanda da, kadına, erkeklere göre daha düşük ücret uygulanmaktadır. Kadın-erkek işi ayrımı yapılırken, bazı işlerde erkeklerin ücreti iki-üç kat daha fazla olabilmektedir.

Hatta evlilere, bekâr olanlara göre daha düşük ücret verilmesi, bir tür ekonomik ayrımcılık olmaktadır. Özellikle erkeğin kadından üstün görüldüğü, kadın ve erkek rollerinin, katı çizgilerle birbirinden ayrıldığı bazı toplumlarda kadınların şiddete daha çok uğradıkları görülür. Kadının kabullenmek zorunda kaldığı, kimliğine uymayan tutum ve davranışlar, erkeklerin doğrudan kendi egemenliğine yöneltilmiş bir korkutma olarak algılamakta ve kadına karşı şiddet kullanmaktadır.

Kadına yönelik şiddet günümüzde çoğunlukla erkek tarafından, kadına uygulanan şiddet şeklinde görülmektedir. Şiddet; genel olarak kadının hayatının, bedeninin, ruhsal bütünlüğünün ya da özgürlüğünün, güç kullanılarak tehlikeye uğratılmasıdır. Şiddet; biyolojik, ruhsal ve sosyal nedenlerden kaynaklanabilir.

Kadına yönelik şiddetin en dikkat çekici sonuçlarından biri, kadının fiziksel ve ruhsal sağlığını tersine etkilemesidir. Bu da önemli bir halk sağlığı sorunu olarak düşünülmelidir.

Çelişkili bir durum

Şiddet türleri içerisinde, iki çelişkili davranışı içinde barındıran bir şiddet türü olarak ekonomik şiddet; kadının ya da çocuğun para kazanması ve onu elinden alma eylemi ekonomik şiddetin bir alt başlığını oluştururken, bunun tam tersi olarak, çalışabilecek kadının ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve ona çalışma izni vermemek de yine ekonomik şiddetin diğer önemli alt başlığını oluşturmaktadır.

Ekonomik şiddet sonucunda kadınlar yoksullaştıkça, fiziksel şiddete daha fazla uğramakta ve ruh sağlıkları bozulmaktadır.

Son söz: Kadına şiddet toplumsal bir hastalıktır.

YORUM EKLE

banner107

banner108