Kapanma ve özel sektör ile kamu sektörü tartışmaları

Mart ve nisan ayılarından sonra, Covid-19’dan dolayı yine bir kapanmayla karşı karşıya kaldık. Eskiler,  perşembenin gelişi çarşambadan bellidir derlerdi. Yani, bunun olacağı ülkede son bir aydır yaşananlara baktığımız zaman, sürpriz olmadı. Adeta, davul zurna çalınarak bu noktaya gelindi.

Pandeminin başından beri, maalesef sağlık, ekonomi, eğitim ve çalışma hayatı konularında süreç iyi organize edilip, yönetilemedi. Alınan kararları beğenmeyenlerin itirazları sonucu devamlı değişen kararlar, yap-boza dönen bir yönetim tarzı, hükümetlere olan güveni de sarstı. Sosyal medyada adeta alay konusu oldu.

Bu güne dönecek olursak, yıl sonuna yakın günlerde kapanma ve sokağa çıkma kararlarının gecikmesi ve genele yayılamaması da vakaların artmasını hızlandırdı diye düşünüyorum.

Ayrıca, özellikle Lapta ve Alsancak beldelerinde vakaların artmasına ve belediye başkanlarının ısrarla talep etmelerine rağmen, o bölgelerde zamanında kapanma kararı alınmaması ülkedeki vakaların artmasını tetiklemiş ve maalesef ülke genelinin kapanmasına yol açmıştır.

Halbuki, vakaların yoğun olduğu bölgeler, zamanında kapanmış olsa, bölgesel kapanmanın, genel kapanmaya oranla hükümete ekonomik maliyetinin de daha az olacağı aşikardı.

Kapanan işyerlerine, küçük bölgelerde daha rahat maddi katkı yapılabilirdi. Aynı zamanda, bölgesel kapanma ile vakaların artmasının önlenmesi, ülke ekonomisine ve sağlık sistemine daha fazla katkı yapacaktı. Maalesef, fırsat kaçırıldı.

Netice itibarı ile, eğer kaynak yoksa, bütçeden yapılacak tasarrufla veya iç borçlanma yoluyle kaynak yaratılarak özellikle zor durumda olan işsizlere, küçük esnaf ve işletmeler ile buralarda çalışanlara ücret desteği yapılmalıdır. Elbette, durumu iyi olan işletmeler de, kapanmadan dolayı devletten yardım beklemeden yanlarında çalışanlara maddi destekte bulunmalıdır.

Özellikle, yevmiyeli çalışanlara, gün kazanıp gün harcayan işçilere, kapanmadan dolayı çalışamayacakları için, devlet mutlaka ücret desteği yapmalıdır. Ayrıca, gıda ihtiyacı olacak kişilere de, hükümet, belediyeler, Kızılay ve hayırsever vatandaşlar yapılacak bir organizasyon çerçevesinde gıda yardımında bulunmalıdır.

Yapılan resmi açıklamalardan öğrendiğimize göre, Türkiye’den 2020 yılında yaklaşık 1.6 milyar TL geldiği söyleniyor. Bu kaynaklardan kapanma olasılığına karşı ve virüsle mücadele amacıyle ihtiyat olması için kaynak ayrılması gerekiyordu.

Yapılan açıklamalar ve hayat pahalılığı ödeneğinin uygulanmamasını baz alırsak, böyle bir ihtiyat akçesinin ayrılmadığını görüyoruz. Kapanmanın maliyetini karşılamak için, maliyede kaynak olmadığını duyuyoruz. Eğer, yerli istihdamı destekleme fonunda, fonun ihtiyaçları dışında  biriken kaynak varsa, işsizlik fonlarına destek için kullanılabilmelidir.

Öte yandan, her şey devletten beklenmemelidir. Mali durumu iyi olan işverenler ve ekonomik örgütler de kapanma döneminde yapacakları desteklerle ellerini taşın altına koymalıdırlar.

Madalyonun öbür yüzüne bakacak olursak, kamu çalışanları ve emekliler geçen mart ayında başlayan kapanma döneminde maaşlarından kesinti yapılmasına ve sonradan ödenmesine ses çıkarmamış ve fedakarlık örneği göstermişlerdir. Bu dönemde, yine buna ihtiyaç duyulursa, bu kitle ilerde geri ödenmek koşulu ile yine özveriden kaçınmayacaktır.

Ayrıca, geçtiğimiz ocak ayı içerisinde kamu çalışanları ve emeklileri ile sosyal sigorta emeklilerine yapılması gereken yüzde 10.65 oranındaki hayat pahalılığı ödeneği 3 ay sonra verilmek koşulu ile dondurulmuştu. Sadece, maaşı 5 bin TL’nin altında olanlara bu ödenek verilmişti. Kamu çalışanları ve emeklileri buna da itiraz etmemiştir.

Son günlerde, özel sektör temsilcileri ile kamudaki insanlarımızın birbirini suçlaması son derece üzücüdür. Gün, birlikte hareket etme, fedakarlık yapma ve dayanışma içinde olma günüdür. Kavgaya, ötekileştirmeye, suçlu aramaya, birbirimizi kırmaya hiç gerek yoktur. Aynı gemide olan insanların böyle davranma lüksü de yoktur.

Ne kamu sektörüne de özel sektör, olaylara sadece kendi gözüyle bakıp, tutum ve söylem geliştirmemeli, empati yapmalıdır. Her kesim içinde çürük elmalar ve yanlış davranışlar içinde bulunanlar vardır.

Ama, genellemeler yaparak, sadece karşı tarafı suçlamak, kendini masum ilan etmek, toplumda gerginliği ve cepheleşmeyi artırır ve tedavisi çok güç olan yaralar açılır. Böylesi bir durumu hiç kimse istemez ve sonuçta ülke zarar görür.

Ülkede kazanç üzerinden yeterli vergi toplanmadığı, bu noktada adaletsizlik olduğu ve tüketim üzerinden tüm vatandaşların harcarken ödediği KDV ve Fiyat İstikrar Fonu rakamlarının, gelir ve kurumlar vergisine göre, daha fazla olduğu resmi kaynaklarda görülmektedir. Servet vergisi talepleri de bu bağlamda gündeme getirilmektedir.

Geldiğimiz konakta, böylesi olağanüstü koşullarda her kesim, öncelikle kendisi ne gibi fedakarlıklar yapacağını açıklamalı ve karşı tarafı da fedekarlık yapmaya motive etmelidir.

Ülkeyi yönetenler de, ülkedeki kesimlerin huzurlu olması, çalışma hayatının düzenli işlemesi için, gerekli tedbirleri almalıdır. Hükümet, kararlarını alırken, tüm paydaşlarla istişare etmeli, verdiği kararların arkasında durmalı, devamlı karar değiştirmemeli ve halk içinde güvenirliliğini kaybetmemelidir.

Pandeminin başlangıcından beri, maalesef istikrarlı bir yönetişim gösterilmemiştir. Ekonomi, sağlık, aşı ve kapanma ile ilgili alınan son kararlar da, organizasyon ve planlama konularında başarısız olunduğunu göstermektedir.

Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi ile Bakanlar Kurulu arasında beklenen uyum ve eş güdüm son günlerde maalesef sağlanamamış, hatta kaos yaşanmasına neden olmuştur. Umarım, bir daha böyle durumlar yaşanmaz ve her kurum, diğerinin yasal yetki alanına saygı gösterir.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104