“Kapanma”yı “mucize”ye çeviren Isaac Newton

1665 -1667 yılları arasında İngiltere’de yaşanan veba salgını, Cambridge ve Isaac Newton İnsanoğlu, bugün yaşadığımız ve Covid 19 virüsünden kaynaklanan küresel salgının bir benzeri ve en tehlikelisini, “kara ölüm” olarak adlandırılan ve sadece 1665 yılında 80.000 insanın ölümüne yol açan “veba salgını” olarak yaşamış. İlginçtir, insanların toplumsal açıdan yeniden yapılanmasına yol açan ve bu nedenle “tarihin akışını değiştiren salgınlar” olarak da tanımlanan bu salgınlarda alınan önlemler, günümüzde de, tabii 1600’lü yıllardan bu yana muazzam bir gelişme gösteren tüm tıbbi imkânlarla birlikte, bugün de uygulanıyor. Bu önlemlerin başında ise, 1660’larda insanoğlunun veba salgınından korunmak için uyguladığı “ülkenin genelinde veya belirli bir bölgesinde, kısa veya uzun süreler için uygulanan ve sokağa çıkma yasağını da kapsayan kısmen veya tamamen kapanma” geliyor. Hatta bazı tıp çevreleri, İngiltere genelinde 100.000 kişinin, öldüğü bu salgınının “kapanma” yoluyla önlendiğini dile getirmekte ve “kapanma”nın, 350 yıl sonra, yani bugün bile salgının önlenmesi için uygulanması gereken en etkin önlem olduğunu dile getirmektedirler.
   1665 yılında, İngiltere’nin başı veba salgınıyla gerçekten belâdaydı. Başta Newton’un daha yeni mezun olduğu Trinity College’in bünyesinde bulunduğu Cambridge Üniversitesi’nin bulunduğu Cambridge olmak üzere tüm ülke korkunç bir salgın altındaydı. Halk, tam da dönemin Hıristiyan anlayışına uygun olarak bu salgının “Yüce Tanrı’nın günahkâr olan kulların ziyaret ederek onları şerefli bir şekilde cezalandırmasının bir sonucu” olarak ortaya çıktığına inanana dursun, Eylül ayında şehrin yönetimi başta panayırlar olmak üzere, şehirdeki her türlü toplu eğlence yerlerini kapatmış, Ekim ayında da Üniversite yönetimi hem bünyesindeki kilisede verilen olağan vaazları yasaklamış, hem de orta öğretimde ders verilmesini durdurmuştu. Aslında öğrenciler de Cambridge’den burslarını bile almadan kaçıyorlardı! Ama Üniversite bu öğrencilere Ağustos ayında burslarını da ödeyerek üniversiteyi neredeyse boşalttı. Tüm üniversitede bir öğretim üyesi, iki burslu öğrenci ve iki de temizlikçi ile ana kapıda duran iki bekçi kalmıştı. Sekiz ay boyu Cambridge bomboş kalmış ve şehirden kaçanların büyük bir kısmı vebadan kurtulmayı başarmışlardı. Ama şehirde kalanların bir çoğu hayatını kaybetmişti. Bir ara salgın etkisini kaybetti ve Mart ayına kadar şehirde ölüm olayı yaşanmadı. Bunun üzerine, aynen bugünlerde bizim de yapmaya çalıştığımız gibi, şehirden ayrılmış olan öğrenciler üniversiteye çağrıldı, dersler başladı ve felâket bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Şehirde yeni bir salgın dalgası yaşandı ve ikinci bir göç dalgası yaşandı.  Nitekim üniversite de normal eğitimine ancak 1667 sonbaharında başlayabildi.
   Bu göç döneminde öğrencilerin bir çoğu hocalarıyla birlikte Sawstone gibi Cambridge civarındaki köylere göç ederek pansiyonlarda kalarak kapanarak, hem salgından korunmaya, hem de düzenli eğitimlerini sürdürmeye gayret ettiler. Ama lisans diplomasını almış ve bağımsız çalışma yapabilecek bir konuma ulaşmış olan Newton bu yolu tercih etmedi ve kendi çizdiği çalışma programını gerçekleştirmek üzere doğduğu ve annesinin yaşadığı Woolsthorpe’a döndü. Woolsthorpe’a yabancı değildi. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle Trinity’den ayrıldığı kısa zaman dilimi içinde de köyüne dönerek annesinin çiftliğinde çalışmış, hocalarının okulda ona iş vererek belli bir miktar burs bağlamaları sayesinde okula dönebilmişti. İşte Trinity’deki arkadaşları tarafından “sakin sakin gözlem yapan bir muamma” olarak adlandırılan ve henüz 21 yaşında olan bu genç dâhinin annesinin Woolsthorpe’da bulunan bu çiftlikte geçirdiği 1664-1666 arasındaki yıllar, diğer bir ifadeyle “vebanın neden olduğu pandeminin gerektirdiği kapanma nedeniyle geçirdiği bu iki yıl”, Newton’un, 1999’da yapılan 100 fizikçi arasındaki “Milenyum Oylamasında”  Einstein’dan sonra gelen 2. fizikçi olmasının temellerinin atıldığı “Anni Mirabiles (mucizevi yıllar)” olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda Newton, bildiğimiz kadarıyla, insan oğlunun yaşadığı “küresel salgınlar(pandemi)” da yaşanan kapanmaları fırsata çeviren en önemli bilim insanıdır.
    Kuşkusuz ki, insanlığı, bugün artık “klasik fizik” olarak anılan ve Einstein tarafından “özür dilenerek fizik alanındaki hakimiyetine son verilen kuramlara taşıyan Newton yanında, küresel salgın dönemlerinde eve kapandıkları günlerde çok verimli çalışmalar yapan, çok değerli eserler veren sanatçılar ve kültür insanları da vardır. Örneğin, İngiltere’de yaşanan bu veba salgınının ilk dalgalarından etkilenen ve 1606 yılında eve kapanmak zorunda kalan Shakespear, kapandığı günlerde Kral Lear, Machbet ve Antonioni ve Kleopatra adlı eserlerini kaleme almış. Ünlü Çığlık tablosunun ressamı Münch ise 1918-1920 yılları arasında 50-80 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açan meşhur İspanyol Gribi pandemisi sırasında eve kapandığında, en az “Çığlık” kadar ünlü olan “Otoportre” tablosunu insanlığa armağan etmişti. Yine veba salgınının İtalya’da, Floransa’yı derinden etkilediği yıllarda, bu şehirde yaşayan ünlü yazarlarından Giovanni Bocagio da, pandemi nedeniyle eve kapandığı günlerde meşhur Decameron isimli eserini kaleme almıştı. Üstelik bu eserde, pandemi döneminde aynı evde yaşayan 10 kişinin anlattığı yüz adet hikâye anlatıldığından kitap çok da okuyucu bulmuştu. Bugün de aylık sanat dergileri şöyle bir karıştırıldığında, bir çok yazarımızın boş durmayarak (nasıl dursunlar ki?!) bol bol okuduklarını, bazılarının yeni projeler üzerinde çalıştıklarını, hatta yeni eserler kaleme almaya başladıklarını görüyoruz. Sonuçta, Newton,  belki de, kapalı geçirdiği günlerini çok iyi kullanarak fırsata çeviren ilk bilim insanıydı ama tek ve son insan değildi…

Newton’u “mucizevi yıllara” götüren Woolstorphe’daki çalışmaları

Önce, şu meşhur ağaçtan bir elmanın düşüşü hikâyesi üzerinde duralım, zira bu elmanın düştüğü ağaç, Woolstorphe’da, Newton’un iki yılını geçirdiği çiftliğin yanındaki elmalıkta yer almaktadır. Dolayısıyla, İngilizler tarafından, Newton’un bu çiftlikte geçirdiği günlerin merkezine oturtulmuştur. 250 yıl önce elmanın dalında durduğu ve düşmek için Newton’u beklediği bu ağaç, “Kent Çiçeği Ağacı” olarak anılmaktadır. Söz konusu ağacın, yapılan karbon testleri sonucunda 400 yıllık olduğu kabul edilmiştir. İngilizler ağacı o kadar çok sevmişlerdir ki, Kraliçe Elisabeth’in tahta çıkışının 50. yıldönümü olan 2000 yılında, “İngiltere Ağaç Komisyonu” tarafından, sadece 50 ağaçtan oluşan “milli ağaç mirası” listesine alınmıştır. Belirtmek gerekir ki, her gün yüzlerce turist bu ağacı, Newton’un 2 yıl yaşadığı çiftlik evini ve özellikle çalıştığı odayı ziyaret etmektedir.
   Acaba genç Newton, bugün yüzlerce insan tarafından ziyaret edilen bu odasında hangi konular üzerinde çalıştı ve neler üretti? Bugün “mucize” sayılan bu bilgiler hangi alan ve konuları kapsıyordu? Bu sorunun cevabına şu kısa açıklamayla başlamak doğru olacaktır: Genç bilim insanı, lisans diplomasını almış olduğu için kendisini bağımsız sayıyor ve Cambridge müfredatına uymaya mecbur hissetmiyordu. Bu nedenle kendi programını kendi yaptı ve temelde iki alanda çalışmaya karar verdi. Bunlardan birincisi matematik, ikincisi de bugün astrofizik olarak anılan ve 1600’lerde daha ziyade gök cisimlerini ve hareketlerini inceleyen alanlardı. Ama o, genç yaşına rağmen, özellikle iyi bir fizikçi olabilmenin temel koşulunun çok iyi “doğa felsefesi” bilmek gerektiğinin bilincinde idi ve doğa felsefesini de programına alarak çalıştı.
   Bu geniş programı çerçevesinde Newton ilk önce matematik üzerine eğildi. Çiftlikte kaldığı 2 yıllık sürenin 18 ayını matematiğe verdiği kaynaklarda yazılıdır. Bu uzun süreli ve derinine çalıştığı matematiğe hayatı boyunca bu kadar uzun bir zaman da ayırmamıştır! Ancak matematiğe olan bu yoğun ilgisi, “doğa felsefesi” okumasını engellememiş ve bu süre zarfında zihnini kurcalayan soruları not ettiği bir defter doldurmuştur. Pekiyi matematik alanında yapmış olduğu bu uzun soluklu çalışmada hangi konulara eğilmiş ve ne gibi sonuçlara ulaşmıştır? Bu soruya benim gibi matematik fakiri bir insanın cevap verebilmesi oldukça zordur. Ben okuduğum kaynaklarda geçen ve Newton’un ele aldığı konuları tanımlayan terminolojiyi bile anlamış değilim. O nedenle matematik alanında gerçekleştirdiklerini, bu çalışmalardan 50 yıl sonra yaptığı bir açıklamada kendi ağzından dinlemek daha doğru olacaktır. Yaptıklarını ve ulaştığı sonuçları şu şekilde açıklıyor: “1665 yılı başında ‘yakınsak seriler yönetimini’ ve herhangi bir dereceden herhangi bir ‘iki terimli’yi bu tür serilere dönüştürme kuralını buldum. Aynı yıl Mayıs ayında ‘Gregory ve Sluslius teğetleri yöntemini’ buldum bir sonraki yıl da ‘fluksiyonların doğrudan yöntemini’ buldum. Mayıs ayı içinde ‘fluksiyonların tersi yöntemi’ne eğildim. Aynı yıl içinde ‘Renkler Kuramı’nı ortaya koydum ve ‘kütle çekim’ üzerinde düşünmeye başlayarak Ay’ın yörüngesini inceledim. Kepler’in gezegenlerin yörüngelerini dolanım sürelerini hakkında yazdıklarını inceleyerek gezegenleri yörüngelerinde tutan kuvvetlerin merkeze uzaklıklarıyla ters orantılı olduğunu ortaya koydum. Bütün bunları 1665-66 yılında yaşanan iki veba salgını arasında gerçekleştirdim. Çünkü o günlerde keşfetme dönemimin baharındaydım ve daha sonra hiç olmadığı kadar matematik ve felsefeyle ilgileniyordum!.”
   Newton’un, benim için anlaşılması zor bir terminolojiyle yaptığı bu açıklamalar, “mucizevi yıllar”  tanımlamasının nasıl ortaya çıktığını açık bir biçimde göstermektedir. Büyük fizikçinin bu başarısını, şakayla karışık da olsa, “daha 25’ine gelmemiş olan genç bir bilim insanının, 2 yıl için bile olsa, “annesinin kucağına kavuşmuş olması”na bağlayanlar vardır! Tabii etkisi olabilir ama herhalde daha gerçekçi olan görüş, kapanmanın getirdiği boş zamanın, Newton’a daha derin düşünme fırsatını vermiş olmasıdır. Ama asıl olan, Newton’un Cambridge’den mezun olur olmaz, yani 65’lerde kendisini bağımsız bir araştırmacı olarak kabul ederek matematik, fizik ve özelikle “doğa felsefesi” alanlarında çalışmayı öngören bir program yapması ve çok genç olmasına rağmen, bu ağır programı tek başına başarıyla tamamlayarak “mucizevi bir şekilde” Avrupa bilim dünyasının ön sıralarına yerleşmesidir. Demek ki, kapanmanın getirdiği zorunlu izin dönemi de boşa geçirilmeyip fırsata dönüştürülebiliyor…
   (Bu çalışmanın hazırlanması sırasında  temel eser olarak WESTFALL, S.R.:  Newton, Isaac Newton’un Biyografisi, (Çev.Düz, O.), İstanbul 2016’dan yararlanılmıştır.)

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75