Kendi elimizle felaketimizi yaratıyoruz

bu ülkede ihmal edilmeyen hiçbir şey kalmadı.

Sanki de bu ülke bizim değilmiş ve bir gün terk edecekmişiz gibi.

O kadar hor kullanıyoruz ki ülkemizi, bakımsızlık ve hastalıktan yıpranmış bir vücut gibi oldu.

Ülkenin neresine dokunsak elimizde kalıyor.

Kendi ülkesine, doğduğu topraklara bu kadar ihanet eden bir toplum daha var mıdır diye düşünmeden edemiyor insan.

Öylesine güzel, öylesine şirin bir ülkede yaşıyoruz ki geçmişte “cennetten bir parça” yakıştırması yapıldı buralara. Şimdilerde ise cehenneme çevirdik ülkemizi...

Nerede bir güzelliği varsa mahvettik, çirkinleştirdik.

Ne dağının, ne tepesinin, ne ovasının, ne ormanının, ne denizinin güzelliği kaldı, hepsini de çirkinleştirmek, yok etmek, işe yaramaz olmasını sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz.

Geçmişten bize bırakılan tarihi eserlerimizi de korumuyoruz.

Sürekli olarak beton dikmekle çağdaş olacağımızı sanıyoruz.

Değerlerimizi korumamakla yalnızca çirkinleştiriyor değiliz ülkemizi, aynı zamanda tehlikelere açık hale de getiriyoruz.

Doğaya verdiğimiz her zarar, “doğal afet” olarak da bize dönerek, çok daha büyük zararlar yaratıyor.

Doğal dengeyi bozduğumuz için felaketler vuruyor bizi.

Sokağımızı, yolumuzu, evimizi, işyerimizi sular basıyor, malımız zarar görüyor, hayvanlarımız telef oluyor, hatta ölüm de oldu…

Dört gencimizi kaybettik, eğer akıllanmazsak başka can kayıpları da olabilir.

Hem doğal dengeyi bozuyoruz, hem de yol, köprü, bina yaparken hiçbir kurala uymuyoruz.

Her tarafta ihmal, her tarafta beceriksizlik, her tarafta istismar var…

Tabii tüm bunlar bize pahalıya mal oluyor, ah vah çekiyoruz, halbuki tedbirimizi önceden alsak ve bunları yaşamasak olmaz mı?

Olmaz, çünkü uzmanların, duyarlı kesimlerin uyarıları sinek vızıltısı gibi geliyor bazı kesimlere, ciddiye almıyorlar. Ciddi bazı olaylar, felaketler, afetler bizi vurunca da çareler arıyoruz.

Başbakan Tufan Erhürman dün KTMMOB yetkilileriyle birlikte Girne, Lapta, Alsancak, Dikmen ve Ciklos mevkiinde yaşanan su baskınlarına ilişkin yapılan çalışmanın raporunu kamuoyuyla paylaştı.

Raporda, bölgedeki afetin insan eliyle yapılan hatalardan kaynaklandığı vurgulandı.

Başbakan Tufan Erhürman, menfezlerin tıkanmasının yarattığı felaketin düzenli temizlik faaliyetlerinin gerekliliğini ortaya koyduğunu belirterek, menfezlerden sadece ağaç dalları gibi doğal atıkların değil insanların attığı çöplerin de çıktığına söyledi.

Yani çevreyi temiz tutmama, ya da düzenli olarak temizlememe yalnızca görsel olarak sorun olmuyor, gördüğünüz gibi başka sıkıntılara da yol açıyor.

Öte yandan Erhürman, dere yatakları için izinlerin ne zaman ve nasıl verildiğini tespit ederek mevzuata aykırı izinleri verenler hakkında gerekli işlemlerin yapılacağını belirtti.

Yapılması gereken de budur, artık yaptığı kimsenin yanına kalmamalıdır.

Bu kadar mağduriyet yaratanlar mutlaka cezasını çekmelidir.

Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Başkanı Seran Aysal ise eski yöntemlerin terk edilip uluslararası normlarda havza yönetim sistemine geçilmesi gerektiğini belirtti.

Aysal “Yağış bizim ülkemizin bir ihtiyacıdır. Aşırı yağışların sele dönüşmesi doğa olayıdır ancak olayın afetsel boyutu insan eliyle yaptığımız hatalar sonucunda yaşanıyor. Bunların afete dönüşmemesi için gereken tedbirleri almamız, mühendislik bilimi ışığında gerekeni yapmamız gerekmektedir” dedi.

Evet, yağmura ihtiyacımız var ama biz yağmurdan korkar olduk, ayıp değil midir bize?

Basın toplantısında İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Gürkan Yağcıoğlu ile Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Doğuç Veysioğlu da kendi hatalarımızdan bu hallere düştüğümüzü anlattı ve yapılması gerekenleri sıraladı.

Mademki hepimiz kabul ediyoruz hataları, bunları uzmanlar da vurguluyor, rapora döküyorsa, artık yapılması gerekenler yapılsın, tedbir alınsın ve suçu olanlar da mutlaka cezalandırılsın.

Bir daha kendi felaketimizi yaratmayalım.

YORUM EKLE