Kibir ve alçak gönüllük üzerine düşünceler

Son zamanlarda, gerek ülkemizde, gerekse de dünyada yaşanan olaylar ve gelişmeler ışığında, özellikle kibir ve onun zıttı olan alçak gönüllük kavramlarının hayata dair yansıma ve sonuçları ile ilgili duygu, düşünce ve tespitlerimi bugünkü yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kibir, kişinin kendini başkalarından üstün görmesi, başkalarını küçümsemesi, beğenmemesi, büyüklenmesi, aşırı gururlu, mağrur olma davranışıdır. Mütevaziliğin, alçak gönüllülüğün karşıtı olarak ortaya çıkmakta ve kişinin, sürekli kendini övmesi ile, başkalarına aşağılayıcı davranışlarda bulunmasına yol açmaktadır. Bu tür insanlarla, gerek iş ortamında, gerekse sosyal yaşamda, kısaca hayatın her alanında karşılaşabilmekteyiz.
Kibir, insanı yalnızlaştırır. Yanında arkadaş ve dostları kalmaz, sosyal ortamlara giremez ve günden güne mutsuzlaşır. Zaten, kimsede bu tür insanlarla bir arada bulunmaktan pek hoşlanmaz.
Kibirli insanlar, kendilerinden daha üstün gördükleri kişilerle ayni ortamda bulunmak istemezler ve onları her ortamda acımasızca, haksızca eleştirmekten kaçınmazlar. Fakat, kendileri eleştirilmeyi kabul etmez ve kendilerine eleştiride bulunanları ise, bilgisizlik ve cahillikle suçlarlar. Sabit fikirli olup, her şeyi onlar en iyi bilmektedir. Başka birinden, bir şey öğrenmeyi de asla kabul etmezler.
Bu tür insanlar, karşısındakileri kırmak ve incitmekten hiç çekinmezler. Özellikle kendi akıl,  bilgi ve yeteneklerinin diğer insanlardan fazla olduğunu düşünür ve diğer insanlardan daha önemli ve üstün olduklarından hiçbir şüpheleri yoktur.
Kibirli insanlara karşı, alttan almaya çalışmak onları daha da şımartabilmekte, kibirli davranışlarını artırarak devam ettirmelerini tetikleyebilmektedir. Yani, bu tür insanlara karşı, devamlı savunma da olmamak, onlara sınırları aştıklarını da göstermek gerekmektedir. Kısaca, meydanı onlara bırakmamak lazımdır.
Zira, bu tür insanlar, karşılarındakiler pasif kaldıkça, onları aşağılamakta ve hatta ezmektedir. Bu yüzden, bu tür insanlara, anladıkları dilden cevap vermek, onları frenleyebilecek ve belki de, bu davranışlardan uzaklaşmalarına da katkı sağlayacaktır.
Öte yandan, Kibir’in karşıtı olan alçak gönüllülük ise, başkalarını küçük görmemek, büyüklenmemek, kendi değerini sınırlı göstermek gibi davranışları içermektedir. Alçak gönüllü kişiler, saygılı, sevecen ve haddini bilen bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür kişiler, ailesi, iş çevresi, arkadaşları ve toplum tarafından da sevilen, sayılan ve değer verilen kişiler olmaktadır.Ülkemizde ve dünyada, kibirli ve alçak gönüllü insanların imajının ne durumda olduğunu net olarak görebilmekteyiz.
Şimdi de sizlere, Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri, insan hakları savunucusu ve düşünür Mahatma Gandi’ nin yukarda değindiğim kibir konusu ile ilgili yaşamış olduğu, gerçek bir hikayeyi aktarmak istiyorum.
Mahatma Gandi Londra'da hukuk okurken Peters soyadlı, kötü niyetli ve kibirli bir hocası vardı. Gandhi onunla her karşılaştığında hiç boyun eğmedi, hep dik durdu ona yanıt verirken. Bir gün Peters üniversite kantininde bir şeyler atıştırırken Gandi tepsisini alıp yanına oturdu. Hocası kibirli bir ifadeyle şöyle dedi:
- "Gandi, anlamıyor musun? Hiçbir zaman bir domuz ve bir kuş yan yana oturamaz."
Gandi "Sakin olun hocam, ben uçuyorum öyleyse!" deyip bir başka masaya geçti.
Profesör Peters öğrencisinin kendisini domuz yerine koymasına çok içerledi. Bunun acısını çıkarmak amacıyla yapacağı sınavda ona bir ders vermek istedi ama Gandi soruların hepsini doğru cevapladı. Sıra can alıcı soruya gelmişti.
- " Gandi, yolda yürürken iki çanta görüyorsun, biri akıl diğeri para dolu. Hangisini alırdın?"
Gandi hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verdi:
-" Para olanı hocam!
-" Ben, senin yerinde olsam diğerini alırdım. Sence de öyle olması gerekmez mi?" dedi hocası.
Gandi'nin yanıtı şu oldu:
-" Herkes ihtiyacı olanı alır!"
Profesör öyle kızmıştı ki sınav kağıdına "APTAL" yazıp Gandi' ye kağıdı uzattı. Gandi bir yere oturup birkaç dakika düşündükten sonra profesöre dönüp şunları söyledi:
-" Kağıda imzanızı atmışsınız ama bana bir not vermemişsiniz!"
Hikayeyi sizlere aktardım. Hikayeden çıkardığımız en önemli mesaj, birinin seni üzmesine incitmesine fırsat vermemelisin. İzin verirsen, seni üzer ve kırar. Fakat, izin vermezsen sana yapılmak istenen kötülük, belki de kendisini bulacaktır.
Yazımın sonunda özellikle belirtmek istiyorum ki, hayatımız boyunca, görüşlerimizi rahatça, özgürce ifade edebilmeliyiz. Kibirli insanlardan çekinmemeli, onlarla bilgimizle mücadeleden kaçınmamalıyız. Başkaları ne der, dışlanırım, ötekileştirilirim diye, sözümüzü söylemekten, savunmaktan çekinmemeliyiz.
Başkalarını memnun etmek, problem yaşamamak için,  inanmadığımız şeyleri söyleyip, savunmamalıyız. Bunu yaptığımız taktirde, hem biz, kendimiz olmaktan çıkıp, sonradan mutsuz olacağız, hem de gelişecek olumsuz sonuçlarla, başka insanlar da mutsuz olacaktır.


 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104