Gökyüzüne kurulan tarlalar: Sa Pa

banner37

banner87
Gökyüzüne kurulan tarlalar: Sa Pa
banner90
banner99

Hanoi’den gece kalkan trenimiz, sabahın ilk ışıkları ile Lao Cai’de durduğunda, yüzümüzde derin uykunun mayhoşluğu vardı. Yataklı kompartımanımızdan hazırlanarak, istasyona çıktık. Lao Cai, Vietnam’ın kuzeydoğusunda ve Çin sınırında bulunan bir şehir ve bizim gitmeyi çok arzuladığımız Sa Pa’ya giden yol bu şehrin ayaklarından geçiyordu.

Bindiğimiz minik minibüsümüz bizi dolanarak dağa tırmanan tek şeritli yoldan, Sa Pa’ya doğru götürürken, bulutlar hemen yanımızdan, taraçalanarak oluşturulan pirinç tarlalarını sürmeye gidiyordu. Dağ o muhteşem yüzünü bazen sisin arkasına saklasa da güzelliği efsaneydi.

Uzun ve dolambaçlı yol, bizi sislerin sakladığı Sa Pa’ya getirdi. Etrafımızda uçsuz bucaksız taraçalı tepeler, delirmişçesine yükselen yeşil bir ormanla, pençelerini hemen köyün yanında tutan ve heybeti bulutlarca gizlenen dağlar bulunmaktaydı.

Bu küçük kasaba Fransız sömürge yılları yapıları ile Çin işgal dönemleri arasında sıkışmış, ülkenin dokuz farklı etnik kabilesinin yaşadığı ve rengarenk kıyafetleri, sokaklarında kadın ve çocukların dolaştığı, tadını hissedebileceğiniz minik Vietnam’dı.

Havanın açık olduğu zamanlarda, yeşilin tonları ve basamaklarla donanmış pirinç tarlalarını, koyu yeşil ormanları, gümüş rengi nehirlerini görmek mümkün. Bununla birlikte bu coğrafyada yaşayan etnik azınlıkların tarım ve hayvancılıkla uğraşlarını izlemek bile bir başka his veriyor.

Sa Pa’nın sokaklarında ilerleyerek otelimize yerleştik. Otelimizin geniş camında yağmur damlaları dans etmesine aldırmadan kendimizi sise gömülen kasabanın merkezine attık. Bu esnada etrafımızı saran, el işi yapan kadınlar tüm yol boyu peşimizi hiç bırakmadı. Akşamüzeri, tamamen ıssız sokakların altında, titrek sokak lambalarını geçerek köyün gezilmedik yerini bırakmadık.

Ertesi gün, sabah tur rehberimiz ile birlikte Sa Pa’nın dışına doğru yol aldık. Etrafımızda gülümseyen insanların arasından, doğanın bakirleştiği alanlara doğru yol aldık. Pirinç taraçalarının arasından geçerken, gökyüzünün tüm bulutları yorulmuş olacaktı ki tümü birden tam önümüzdeki tepenin üzerine oturdular. Yavaş yavaş medeniyete ait izler yok olurken, Vietnam taşrasına ve vahşi doğasına yaklaştık. Tepelerin arasına mücevher misali gizlenmiş ahşaptan imal köycüklerden taşan rengarenk kıyafetli kadınlar ve sırtlarında taşıdıkları bazen küfe bazen de bebekleri ile yol boyunca bize arkadaşlık ettiler.

Pirinç ekimine imkan verecek en küçük alan bile değerlendirilmiş, tepeler inci gibi pirinç tarlaları ile örülü. Ara sıra sağımızdan veya solumuzdan boşalan minik şelaleler, bir manzara resmine atılan son fırça darbesi gibi muhteşem ve kusursuz bir ize sahipti. Kelimelerin nefessiz kaldığı manzaralar tam karşımızdaydı. Bir kolye gibi duran gümüş nehrin yanından geçerken mandanın üzerine oturan çıplak ayaklı çocuk tüm masumiyeti ile bize el salladı. Nehir kıyısında geniş çatılı ve ahşap evlerin arasından geçerek, hayatımda gördüğüm en güzel okulu karşıma çıkardı. Güzelliği ne binasında, ne donanımında ne de manzarasında... Tüm güzelliği onca yokluğun ve boşluğun bulunduğu bu vahşi coğrafyada, kim bilir ne yokluk ve zorlukları aşarak okula gelen ve bizi gördüğünde tüm dünyayı ısıtabilecek kadar sıcak gülümsemeye sahip çocuklarındaydı. Orada o masum insanlarla saatler geçirdik. Onların fotoğrafını çekmem ve yoktan var etme hikâyelerini gözlemlemek bizde tarifsiz duygular yarattı. Keşke herkes onlar kadar güzel gülebilse...

Bu alanı gezdikten sonra yol bizi geri Sa Pa’ya götürdü. Kasabanın önündeki gölden geçerek, otelimize çekildik. Ertesi gün, sabahın çok erken saatinde kurulan pazara gittik. Pazarda ne ararsanız vardı. Bize en yabancısı sanırım köpek etinin satıldığı yerdi. Kültürel olarak köpek etini tüketen bu coğrafyada bize tamamen itici gelen bu görüntüyü aklımızdan silerek, eski Vietnam geleneklerinin sergilendiği Cat-Cat Köyü’ne oradan da Gümüş Şelalesi’ne gittik. Tüm günün yorgunluğu yine iki gün önceki gibi yataklı kompartımanın içinde ritmik sallantı içinde bitti. Bir rüya görür gibi uyanıp yeniden uykuya daldık.

Gezmeyle kalın...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108