Keşfedilmemiş cennet; Vietnam

banner37

Keşfedilmemiş cennet; Vietnam
banner90
banner8

  Münevver Nizam Kahvecisoy

Uzun süre önce gördüğümüz bir belgeselde Vietnam için, “en çılgın rüyalarınızda bile böyle bir yeri göremezsiniz” denilmişti. O günden itibaren içimizde delice bir merak uyandı. Her ne kadar Vietnam, savaş ve acı dolu geçmişi ile hatırlansa da günümüzde bu izler, bu ülkenin güzel ve gülen yüzünde minik bir yara gibi duruyor.


   Çinhindi yarımadasının doğusunda kalan bu ülke, Güney Çin Denizine doğru uzanırken, sırtını Laos ve Kamboçya’ya dayıyor.

Fransız sömürge yıllarının izleri artık yer yer silinmiş, üzücü savaş yıllarını geride bırakmış ve hasta yatağından iyileşip kalkan ve yarına doğru tüm gücüyle yürümeye başlayan bir ülke durumuna gelmiştir. Covid-19 virüsünden dolayı uzak doğu şu an seyahat için pek cazip olmasa da, özünde gerek insanı, gerek doğal güzellikleri gerekse mutfağı ile harikulade ülkelerin olduğu bir bölgedir.


   Vietnam’a yolculuğumuz Ho Chi Minh City ile başladı. Eski ve meşhur ismi olan Saygon, günümüz Vietnam’ı için son derece önemli olan kurucu ve kahramanının ismini almış olup, “Işığa kavuşturan” anlamına gelmekte. Havalimanından şehre kadar kalabalığın ve gürültünün egzotik koku ve görüntülerle birleşmesini gözlemleyerek yol aldık.

banner134

Pham Ngu Lao Caddesi’ne çıkan ara bir sokaktaki otelimize yürürken, seyyar restoranları ve küçük pazarlar arasında insanların sürekli bir yere yetişme gailelerini izlemek bu yabancı coğrafyada bize inanılmaz çekici geliyordu.


      Otelimize yerleştikten sonra bulunduğumuz caddeyi gezmeye çıktık. Cadde üzerinde yüzlerce tur şirketi bulunuyor. Hepside gayet yardımsever ve sıcak bir şekilde müşterilerini karşılıyor. Bu tur şirketlerinden birine girerek ertesi gün yapacağımız günübirlik turumuzu ayarladık ki bu şirketlerde inanılmaz sayıda tur alternatifi var.


   Daha sonra cadde üzerinde, seyyar satıcıların sattığı yiyecek ve diğer hediyelik eşyaları izleye izleye yol aldık. Neler yoktu ki… Tropikal ve daha önce hiç görmediğimiz meyvelerden uzak doğuya özgü sokak yemeklerine, Vietnam mutfağının zenginliği yerel halkı tarafından sergileniyordu. Bize göre en ilginç olanı içinde yılan ve akrep olan yöresel içkileriydi. Tabi ki canımızın çektiği her şeyden biraz  aldık. Özellikle hiç tanımadığımız o meyvelerin enfes tadı ve kokuları kocaman bir özlem ile halen aklımda...
   Ertesi gün turu ayarladığımız tur şirketince alındık. İlk durağımız, Dong Lang’daki Cao Dai Tapınağı oldu. Bu tapınak bugün bildiğimiz nerdeyse tüm dinlerin karması olan bir dine ev sahipliği yapmakta. Oldukça karmaşık ama bir o kadar da etkileyici olan dini ayinlerini bir balkon üzerinden izledik. İnsanların büyük bir huşu içindeki tapınmaları son derce etkileyiciydi.    Bu gezinin ardından diğer rotamızı dünyaca çok iyi bilinen Vietnam savaşının izlerini takip etmeye çevirdik. Amerikan ordusu ile Vietkong askerlerinin, bu vahşi coğrafyada yaptıkları savaşın izlerini sürmek bizi o yıllara geri döndürdü. Daracık ve yerin dört kat altına inen tünellerden, sürünerek çatışma yürüten Vietkonglular ile bu tünel ağları üzerine kurdukları silah fabrikaları, mutfak, yaşam alanları ile dünya savaş sistemlerini kökten değiştiren tuzaklama, psikolojik savaş ve çarpışma yöntemlerini öğrenmek, bu bölgenin gerçekten bir dönem cehenneme açılan bir kapısı olduğunu görmemizi sağladı.


   Savaşın tüm yıkıcı etkilerini ardımızda bırakıp, turumuzun son durağı olan yavaş akan bir nehrin kenarında yasemin çayı ve yağan muson yağmuru eşliğinde turu tamamladık. Güler yüzlü turumuz bizi otelimize geri bıraktığında Vietnam’ın muhteşem coğrafyasında eşsiz bir macera yaşayacağımızı damarlarımızda hissediyorduk.
      Gezmeyle kalın…


  

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2020, 16:09
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75