banner6

Kıbrıs mitolojisinde Afrodit ve şiire yansıması

banner37

Kıbrıs mitolojisinde Afrodit ve şiire yansıması
banner151 banner143

Ahmet UÇAR

İlk insan toplulukları hayatı anlamlandırabilmek adına belli inanç sistemleri geliştirmiştir. Mitoloji diyebileceğimiz bu inanç sistemlerinde insanların korkuları, hayalleri, beklentileri, varoluşun anlamı üzerinde durulmuştur. İskandinavya mitolojisine bakıldığında insan toplulukları doğa olaylarını anlamlandırabilmek için elinde sürekli bir çekiç taşıyan Tor adında bir tanrı yarattığını görürüz. Yağmurun yağması noktasında Thor çekicini kullanmaktadır.

 Kıtlık olduğu durumda ise insanlar, Bereket Tanrısı Fröya'nın devler tarafından kaçırıldığını düşünmüş ve doğa olaylarını bu şekilde yorumlamıştır. (Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder). Yunan mitolojisinde rüzgardan, yerden, gökten, aşktan, intikamdan, barıştan ve insana dair tüm değerlerden sorumlu tanrılar hayatın döngüsünü oluşturur.Freud, bu konuya psiko-analitik yaklaşarak, mitolojilerin bilinçaltını izah etme gücünü ortaya koymuştur.

İnsanların gizli istekleri, tabuları ve yasakları mitoslarda kendine yaşam alanı bulmuştur. Böylece bu mitolojik tanrıların adına düzenlenen törenlere katılan kişiler Aristoteles'in khtarsis yani arınma dediği durumu yaşayarak arınmış olur.

Yani bu kişiler mitoslarda kendilerini bularak içsel bir hafifleme hissederler( Ali Nesim ve Şevket Öznur'un Kıbrıs Türk Kültürü ve Kıbrıs Efsaneleri). Freud'un bu tezi üzerine düşünecek olursak, mitolojik efsanelerde tanrıların birbirleriyle yarışması, aşk, kıskançlık, barış, zafer, umut, korku gibi insanın bilinçaltında bulunan kavramların  yer aldığını söyleyebiliriz.

Mitoloji, sözlü kültürün hakim olduğu çağlardan itibaren edebiyatla da sıkı bir ilişki içerisine girmiştir. Özellikle Yunan edebiyatı incelendiğinde Herodotos, Sophokles, Homeros gibi yazarların eserlerinde mitolojik unsurlar kendini göstermektedir.

Mitolojik unsurların evrensel olmasıyla birlikte simgesel bir işlev görmesi de edebiyat açısından elverişli bir durumdur. Edebiyatta estetiğe ulaşmak için az sözle çok şey anlatmak söz konusudur. Mitolojik unsurlar da bu işlevi görmektedir.

Sanatçılar eserlerinde mitolojik unsurları kullanarak insanlığı envrensel boyutuyla ele alırken sanatsal bir ürün de yaratmışlardır. Mitolojik unsurlar kişiden kişiye farklılık gösterebilme özelliğine sahip olduğu için sözlü kültürün hakim olduğu dönemlerde ve daha sonrasında birçok ozan mitolojik hikayeleri eserlerinde işlemiştir. Edebi yaratı için kurgu, hayal gücü, çatışma unsurları önemli bir yer tutar. İlkel çağlarda yaşamış ozanların bu unsurları mitolojiden yola çıkarak işleve koyduğunu söyleyebiliriz. Böylece mitoloji, edebiyatın da varoluşunu sağlayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kıbrıs mitolojisine bakıldığında da birçok efsane karşımıza çıkar. Kıbrıs, Akdeniz'in doğusunda yer aldığı için Mısır, Fenike, Yahudi, Anadolu ve Antik Yunan Uygarlıkları'ndan aşırı şekilde etkilenmiştir.( Kıbrıs Türk Kültürü ve Kıbrıs Efsaneleri). Buradan yola çıkacak olursak Kıbrıs efsaneleri de bu birçok etkilenmenin değişik bir sentezi olarak karşımıza çıkar.

Kıbrıs efsanelerin başında aşk ve güzellik Tanrıçası Afrodit yerini alır. Kıbrıs’la ilgili herhangi bir efsanevi anlatımın içinde mutlaka Afrodit'in de bulunduğu bir gerçektir. Bu efsaneler Kıbrıs Türk edebiyatını da etkisi altına almıştır.

Afrodit

Yunan Ozan Hesiodos Afrodit’in doğumunu şu şekilde ele alır:Yer Tanrıçası Gaea oğlu Kronos’u Gök Tanrısı Uranus’un hiddetinden kurtarmıştır. Kronos, kardeşleri gibi cehennem gibi bölgelere hapsedilmekten kurtulmuştur. Kronos büyüdüğünde annesi ile babasının gezegenler arasında seviştiğini görür. Kötü kalpli babası Uranus’u cinsel organını kesmek yoluyla hadım etmiştir.  Organ ise denize düşmüştür. Organ spermle döllenen köpükler etrafını sarana dek  okyanusun üzerinde yüzmüştür.

Bu garip köpüklerin arasından ise güzel Tanrıça Afrodit doğmuştur. Rüzgarlar onu önce Cythera’ ya götürmüş ardından Batı Rüzgarları Tanrısı Zephyrus onu Kıbrıs kıyılarına, Mevsim Tanrıçası Seasons ile Aşk Tanrısı Eros’un karşıladığı Baf dolaylarına bırakmıştır. Afrodit’in değdiği yerlerde çeşitli çiçekler açmıştır. Sonrasında ise Güzellik, Cazibe ve Neşe tanrıçası olan üç kız kardeş Graces, onu gösterişli elbiselerle, mücevherle donatmış ve ona altın bir taç takmıştır.

Afrodit, Eros  ve Aşk Arzusu Tanrısı Pothos ile birlikte tanrıların yanında yer almak için tanrıların oturduğu dağ olan Olimpos Dağı’na gitmiş, burada Afrodit adını almıştır. Onun muhteşem güzelliği diğer tanrıçaları kıskandırmışken, birçok tanrı da onun sevgisini kazanmaya çalışmıştır.

Hikayelerde Afrodit'in rolüne bakıldığında bu aşk ve güzellik Tanrıçasının ondan yardım dileyenlere nasıl tarafsız bir şekilde elini uzattığını görmekteyiz. Fahişelik, dulluk, bakirelik gibi haller toplum tarafından her ne kadar darbe alsa da, bu kişiler toplum tarafından her ne kadar rençide edilse de Afrodit, yüreğe dokunmayı amaç edinmiştir.

Bedrettin Cömert'in Yunan Mitolojisi adlı eserinde ise Sandro Botticelli'nin “Venüs'ün Doğuşu” adlı eseri üzerine düşünülürken çeşitli yorumlar yerini alır. Bu yorumlardan birisi ise Venüs’ün ( Afodit) deniz suyundan doğuşunun Hristiyanlık'ı simgesi olduğudur. Ruh vaftiz suyundan doğmuştur, Venüs'ün çıplaklığı ise fiziksel bir güzellikten çok ruhsal bir güzelliği sembolize etmektedir. Bu güzellik, yalınlığı, sadeliği ve temizliği çağrıştırmaktadır.

Pygmalion ve Galatea

Pygmalion Kıbrıs mitolojisinde mucizevi aşkın sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. Pygmalion efsanesi aşkın taşı bile cana kavuşturacak bir güce sahip olduğunun en açık göstergesidir.

Pygmalion, değişik kaynaklara göre Kıbrıs kralı veya Kıbrıs'ta yaşamış ünlü bir heykeltraş sanatçısıdır. Döneminde yaşayan kadınların çirkin, ahlaka aykırı davranışlarından tiksinen Pygmalion, yalnızlığı tercih etmiştir.Pygmalion, bu kadınlardan uzak durmuş ve kendini heykel yapmaya vermiştir.

Pygmalion, ahşap ve mermerden figürler yapmış ve tekniğini öyle bir geliştirmiştir ki yaptığı figürler bir süre sonra birer canlı insan sanılacak noktaya gelmiştir. Ama Pygmalion, durmak bilmez. Şimdiye kadar yapmış olduğu çalışmaları gölgede bırakacak bir heykel yapmayı hayal eder. Aşk ve güzellik Tanrıçamız Afrodit, Pygmalion'a acır ve olabilecek en güzel kızın görüntüsünü rüyasında ona gösterir. Pygmalion, uyandığında hatırladığı resmi ortaya çıkarabilmek için fildişi seçerek çalışmaya başlamıştır.

En son heykeli bitirdiğinde bu heykel o kadar güzel olmuştur ki önceki çalışmalarını gerçekten de gölgede bırakmıştır. Bu heykelin o kadar kusursuz bir görüntüsü vardı ki Pygamalion ona baktıkça kendinden geçerken, içi huzurla doluyordur. Özellikle güneşin batmaya yakın olduğu saatlerde bu heykele vuran güneş ışığı Pygmalion'u kendinden geçiriyordu. Saçlarına dokunuyor, ellerini tutuyor sanki gerçekmişçesine ona tutkuyla yaklaşıyordu. O yaptığı heykele aşık olmuştur.

Afrodit için düzenlenen festivalde Pygmalion, Afrodit Tapınağı'na gitmiş âşık olduğu bu cansız kadının can bulması için gözyaşları içinde Afrodit'e yalvarmıştır. Kutsal ateşten üç kıvılcım göğe doğru yükselmiş, Afrodit harekete geçmişti. Çünkü aşktan en çok bir aşk Tanrıçası anlardı. Yakın araziden çiçek toplayarak eve giden Pygmalion, bu cansız heykelin muhteşem bir güzellikte capcanlı gözlerle ona baktığını gördü. Afrodit, onun duasını kabul etmiştir. Elindeki çiçekleri bu kadına uzattı.

Bu güzeller güzeli kızın ellerinin yumuşak ve ılık olduğunu hissetti. Pygmalion onun ellerini tutarak ona aşkını ilan etmiş, sonra da evlilik teklifi etmiştir.

Heykelden can bulan kızın yüzü kızardı ve Pygamilon'unun teklifini kabul etti. Açık renkli bir teni olmasından dolayı Pygmalion ona “ süt gibi görünen” anlamına gelen Galatea ismini vermişti. İnsanı basit bir taştan ayıran şey aşk değil midir? İşte bu aşk cansız bir heykele bile hayat sunmuştur. Bu hikâyeye de bakıldığında Afrodit'in neden aşk tanrıçası olarak anıldığını anlayabiliyoruz.

Kıbrıs Türk şiirinde mitolojik unsurlar

Kıbrıs Türk şiirine de bakıldığında Afrodit başta olmak üzere birçok mitolojik çağrışımların şiirde kendine yer bulduğunu söyleyebiliriz. Hatta Kıbrıs Türk edebiyatında mitolojinin nasıl bir etkisi olduğunu konuşmadan önce 1990'larda Fikret Demirağ, Zeki Ali, Tamer Öncül gibi şairlerin yer aldığı bir edebiyat dergisinden bahsetmek gerekir: Pygamalion'dan. Bu derginin sadece ismine bile baktığımızda bu şairlerin Kıbrıs mitolojisinden ne denli etkilendiğini fark edebiliriz.

Tamer Öncül

Tamer Öncül'ün şiirlerine baktığımızda mitolojik unsurlar göze çarpmaktadır. Örneğin Öncül'ün 1987 yılında yayınlanan “Günleri Kayıp Bir Çocuk Güncesi” adlı şiir kitabını inceleyebiliriz:

   “Dünya denizlerinden/ bir parça,/ Akdeniz'den/ bir ada yurdum./ Barış gördümü bilinmez deniz./ Barış'ı ne kadar uzun/ Ne kadar çok görmüş insanları bilinmez./ Sıcakkanlı, dost yüzlü Kıbrıs;/ Afrodit'i büyütmüş koynunda/ tüm güzelliklerini vererek.” ( Destan şiiri, bölüm II. ). Destan şiirinin vermiş olduğum ikinci bölümüne bakıldığında Afrodit'in yerini aldığını görmekteyiz.

Öncül'ün 2008'de yayınlanan Düşler adlı şiir kitabından da örnek verilebilir: Örneğin Nutukçu adlı şiirin XV. Bölümüne  bakıldığında

“Gül başlı oklarıyla saldırıyor Ares.../ Zeus'un gazabı çöküyor üstümüze.../ Ulaşılmaz buz dağlarından kopmuş, soğuk/ çiçek bozuğu suratlı azgın Ares sahnede. Peşinde deliler ordusu – elleri kanlı-.../ o kıskanç, inek gözlü, inatçı kadın Hera'nın/ kaleler yıkan, baş belası, dönek oğlu Ares...” şeklindeki dizeler Doğrudan Yunan mitolojisini ele almaktadır.

Aynı adı taşıyan şiirin XVII. Bölümüne bakıldığında ise “ Evet, bendim... Ares'tim az önce/ yırtan kulaklarını... Hera'ydım/ kıskanç iğnelerimle derini delen...” dizelerinde de mitolojik unsurlar görülür.

Zeki Ali

Zeki Ali'nin şiirlerinde mitolojik unsurları arayacaksak 2015'te yayınlanan Zamansız adlı şiir kitabının son şiiri olan Afrodit Sen! Şiirine bakmamız yeterli olacaktır.

“ Afrodit Sen!Yaratıldığında başkasıydı;/ hiç yaşlanmadan büründü/ binbir bedene./ Baf'ın rüzgarlı kıyılarında/ hem yoktu, hem oradaydı:/ Afrodit bembeyaz köpük!/ Afrodit suyun gökyüzünü öpüşü!/ Afrodit zamanın şekillendirdiği/ kum ve çakıl!/ Afrodit mermer ve masal/ Afrodit çok mavi!” (Afrodit Sen!) Afrodit Sen! Adlı şiirden vermiş olduğum bu dizelerde Zeki Ali daha önce ele aldığımız Afrodit efsanesini şiirsel bir dille anlatmıştır.

Fikret Demirağ

Kıbrıs  Türk edebiyatının önemli şairlerinden Fikret Demirağ'ın şiirlerinde de belli mitoslara rastlanmaktadır. Demirağ'ın isminin bile mitolojiyi çağrıştıran Eros'un Oku adlı kitabında yer alan Acılar Konçertosu adlı şiirde “ Artık ruhum yaralı ve şaşkın bir beton çağı/ pygmalion'u”( sf.113) dizesiyle karşılaşmaktayız.

Demirağ'ın yine aynı şiirinin beşinci bölümünde ise “ Hatırlarım şimdi bile/ Adonis'in dirildiği – yani, toprağın/ ve yüreğin uyandığı günlerde-/ Afrodizyak bir aşkla nasıl ıslandığımı ( sf.117)

Demirağ'ın Şiirin Vaktine Mezmur eserinde yer alan Hayat'ın Ateş Hattında Lir'i Elinden Alınmış Orpheus'a adlı şiirin de de mitoloji “ Bazen de Pan'ın soluğunun gezindiği dağlarda/ başını üstünde Orion takım yıldızı/ lirini çalan Orpheus/ artık beton ormanlarda kayıp” (sf.46)

Ümit İnatçı

Ümit İnatçı'nın Neredeyse Hiç adlı şiir kitabında yer alan Pygmalion'un Gözü şiiri de mitolojiyle ilişkilidir:

“ Denizin tuzlu dudaklarıyla öptüğü sahillerde/ Bir beklenti vardı düş ve şehvetle beslenen/  Gözün gözü görmediği karanlıklarda / Bir dolunay gibi parlıyordu hayalindeki yüz/  İflah olmaz bir tutkuydu onu yaralayan/ Devası bulunmaz bir sevdaydı.// Bir yontu ustasının elinden çıkmış bir Aşk Tanrıçasıydı/ Onu imkansızlığa mahkum kılan/ Kucağında şefkat dudağında kan yoktu/ Saçlarında ölü gibi yatan rüzgar/ ona duymak istediği sevgi sözcüklerini fısıldamıyordu/.../  Ve gördü Pygmalion/ Dokundu Galetea'nın taş kalbine/ Ilıdı soğuk ten/ tireşti donuk beden...”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104