banner6

Kıbrıs Türk(çe) şiirinde ‘eko-şiir’

banner37

Kıbrıs Türk(çe) şiirinde ‘eko-şiir’
banner151 banner143

Ahmet UÇAR

Doğanın bir parçası olan insanın doğadan kopmasıyla meydana gelen çevre sorunları Dünya’nın kan kaybetmesine yol açarken, IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Krizi) 6. Raporu’ndan 2050 yılına kadar 1 milyon canlı türünün yok olacağından söz edilmektedir.


İnsan türünün çevreyi içerisinde yaşadığı sıradan bir mekan olarak görmesi ve kendi çıkarlarını doğanın önünde tutması iklim krizi yaşanmasına yol açarken, gezegenimizin kurtulabilmesi için hem yetkililer hem de insanlar tarafından çevreye yönelik adımların atılması önem arz ediyor.


Bu bağlamda şiir sanatının da içerisinde çevreye yönelik bir felsefe taşıdığı söylenebilir. Bu yazımda 1990’lı yıllarda ortaya çıkan çevre yaklaşımlı “Ekoşiir/ Ekoyazın” ve Kıbrıs Türk şiirindeki ekolojik yaklaşımlar konusunda bir çerçeve çizmeye çalışacağım.

Ekoşiir


Çevreye odaklı bir şekilde ele alınan eserlere ekolojik yazın, ekolojik edebiyat veya ekoyazın denmektedir. Ekoşiirin en önemli yanı insanın kentin kaotik ortamından kaçarak doğaya sığınması ve doğadaki güzellikleri anlatmaktan çok doğaya amaç olarak yaklaşıp bunu yansıtmasıdır.


Estetik felsefesinde sanatın kaynağı konusundaki teorilerden birisi de sanatın taklit sonucu doğmuş olmasıdır. İlkel dönemlerde yaşayan insanlar çevresindeki canlıları taklit etme yoluna gitmiş ve bu sistemleştirerek sanatı doğurmuştur. Bu açıdan bakıldığında doğadaki canlıların taklit edilmesi ilkel insanların sanata başvururken doğayla iletişim kurması olarak düşünülebilir.


Bunun yanında ortaokul dönemlerinden itibaren ders kitaplarına giren şiir türlerinden birisi de pastoral şiirdir. Bilindiği gibi pastoral şiirlerde doğa, kır, çoban olay ve durumları kendine varlık alanı bulmaktadır. 1990’lı yıllarda ortaya çıkan ekoeleştir ise geri dönüşü olmayan tahribatlar alan doğaya yönelik yazılan eserleri inceleme alanına alır.

Ekoeleştiri bağlamında incelenen eserlerde doğa, doğadaki canlılar, sorunlar kendini göstermektedir.Ekoeleştirinin akademik bir disiplin olarak varoluşunu kazanması 1980’li yıllarda Cornell Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan öğrencisi olan Glotfelty’nin çevre ve edebiyat üzerine yapılan akademikçalışmaların tek bir şemsiye altında toplanmadığını ve ekoeleştiri adıaltında öğretilen pek çok araştırma projesinin akademik bir alan olarak görülmediğini fark etmesiyle kendini gösterir.

Glotfelty, çevre ve edebiyatlailişki içerisinde olan iki yüzden fazla akademisyenle iletişime geçerek onları bir antolojiye katılımda bulunmaya çağırı.. Yaptığı çağrıya olumlu yanıtlar alan Glotfelty, 1996’da EkoeleştiriOkumaları: Edebi Ekoloji’nin Dönüm Noktaları başlıklı antolojinin yayımlanmasında öncü olmuştur.

Kıbrıs Türk(çe) şiirinde ekolojik yaklaşımlar

Sanat ile doğa, sanatçı ile doğa arasındaki ilişki çok eski dönemlerde başlamaktadır. Doğanın bir parçası olan insan estetik malzeme olarak doğayı kullanırken, estetik yaratımlarında doğayı hem bir metafor hem de izlek olarak kullabilmektedir.


Kıbrıs’ın kuzeyinde yazılan şiirlere de bakıldığında ekolojik/çevreci/çevreye yönelik şiirlerin kendine varlık alanı bulduğu görülmektedir.

Fatoş AvcısoyuRuso:

Zen felsefesine dayanan haiuku ile yakın bir ilişki içerisinde olan Şair Fatoş AvcısoyuRuso’nun şiirlerinde haikunun özelliklerinden olan kısa, estetik malzemesini doğadan alan  ve bu şekilde yeni bir gerçeklik yaratan özellikler görülmektedir.

Ruso’nun son şiir kitabındaki ve edebiyat dergilerindeki şiirlere göz atıldığında bu doğaya yönelik, başka bir ifadeyle ekolojik şiirler kendini göstermektedir. Ruso’nun son şiir kitabı olan Otları Yalnız Sevmenin Gürültüsü’nün “Kanat Açıklığı” bölümünde doğadaki canlılara yönelen bir poetik anlayış gözlemlenmektedir.


“yaklaştıkça gök/ küçülürdü fundalıklar// kanat açıklığında bileklerim/ incelen boşluğa bakardı tarla kuşları// karşıya geçerdi kumullar// -karşı uzak bir sözdü”

Ruso’nun iç dünyasını da yansıtan Tarla Kuşları şiirinden alınan yukarıdaki dizelere bakıldığında çevreye yönelik bir resim çizildiği görülür. Gök yaklaştıkça fundalıklar küçülür, tarla kuşları incelen boşluğa bakar, kumullar karşıya geçer. Görüldüğü gibi doğaya yönelik bir anlatım söz konusudur.

“ölü kuşlarla aynı odada uyuduğumuzu/ anlatmadım kimseye/ ardıç ektim, orman düşleyen/ çocukları bekledim// kuş hafızasıyla geçtiler/ kayıtsız yüzlerden// önlerinde yılan kartalları, üveyikler”

Ruso’nun Göğe Sığmayan şiirinden alınan yukarıdaki dizelere de bakıldığında özellikle “orman düşleyen çocukların beklenmesi” durumu, çevreye önem veren bir neslin özlemini de taşımaktadır. Bu şiirde şair ölü kuşlarla aynı odada uyuduğunu, ardıç ektiğini, orman düşleyen çocukları beklediğini, bu çocukların kuş hafızasıyla geçtiğini ve önlerinde yılan kartallarıyla üveyikler bulduğunu dile getirirken ekolojik bir yaklaşım sergiler.

GürgençKorkmazel:

Kıbrıs Türk şiirinde veya başka bir değişiyle Kıbrıs’taki Türkçe şiirde önemli yer tutan şairlerden birisi olan GürgençKorkmazel’in şiirlerinde de ekolojik yaklaşımlar göze çarpar.


“Merdivenleri koşarak çıkar yağmur,/ iner, çocuklarla bir olup ip atlar// Sincapların ayak sesidir yağmurun sesi/ ağaçlara doğru koşar// yağmur gelir yağmur gider/ boğulmuş kedi yavruları getirir dereler”

Korkmazel’in Sakangur isimli şiir kitabında yer alan “Yağmur Üzerine Çeşitlemeler” şiirinde geçen yukarıdaki dizelerde şairin bir doğa olayı olan yağmuru sanatlı bir söyleyişle anlattığına tanık oluruz. Yağmur merdivenleri koşarak çıkar, çocuklarla ip atlar, sinacapların ayak seslerine benzer ve derelerin akışını sağlayarak boğulmuş kedi yavrularını getirir. Görüldüğü gibi burada çevreye yönelik bir yaklaşım vardır.

“1. Doğayla uyum içinde yaşa…//2. (Doğa, tanrı, ateş, hepsi de eşanlamlı)// 3. Azla yetinmeyi bil// 4. (Kimse bilge değil)// 5. Hiçbir şeye şaşırma – ölüme bile…”

Korkmazel’in aynı kitapta yer alan “Erken Dönem Stoa Felsefesini Canlandırma Girişimi” şiirinde çevre sorunlarının önüne geçilmesi için de önerilen yaklaşımlar söz konusudur. İnsanın doğayla uyum içerisinde yaşaması, tüketimi azaltarak azla yetinmeyi bilmesi yönündeki yaklaşımlar dikkat çeker.

Tamer Öncül:


Kıbrıs’taki Türkçe şiirde önemli bir isim olan Tamer Öncül’ün 2014’te yayımlanan Yer isimli şiir kitabında ekoşiir içerisinde değerlendirilebilecek ürünler görülmektedir. Şair, bu kitabında doğadaki canlılar üzerinde bir şiir yaratım sürecine gider.

“Beyaz gece kuşuydum/ doğruları söyleyen…/ Dilimi kestiler önce / boğuldu lir sesim, / -ben yine konuştum.- / Geceden kovdular;/ karanlığı çaldım, / - böyle başladı hırsızlığım-/ Prometheus’un ciğerini / sundunuz; /reddettim, /  - kartal gibi onursuz değilim- / Sürgünlüğüme direndim / büründüm karalara… / -onu da kıskandı gece-”

Tamer Öncül’ün Yer kitabında bulunan Karga şiirinde geçen yukarıdaki dizelerde karganın dilinden bir anlatım söz konusudur. Doğadaki bir varlık olan kargaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Öncül, onu doğruları söyleyen beyaz gece kuşu olarak tanıtırken, dilinin kesildiğini, lir sesinin boğulduğunu, geceden kovulduğunu anlatır.

“Sizin beyninizden akan/ zehrin yanında” nedir ki benim ağım? / diliniz öldürücü / sözcüklerle

dikilir birbirinize; / benden daha kıvrak / dönüp durursunuz / düşünceler cehenneminde./ Beliniz kırılmaz

eğilip bükülmekten. / siz de sürünüp durursunuz/ bir ömür boyu/ baş kaldıramadıklarınızın / ayakları altında…”

Öncül’ün aynı kitabında yer alan Yılan isimli şiirinde geçen yukarıdaki şiirde de yılan konuşturulurken, insanla yılanlar arasındaki ilişki odak noktası olur. Konuşan yılan insanların da kendi türü gibi sürüngen olduğunu, baş kaldıramadıklarının ayakları altında ezildiğini vurgular.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104