Korkusuz ve güçlü bir Kıbrıs Türk kadını

banner37

Kıbrıslı Türklerin mücadele yıllarında görevler alan, o dönemde yaşanan olaylara tanıklık eden gazeteci ve radyocu Meral Ertürk, vatanı için kendisine verilen birçok tehlikeli görevi, hiç tereddüt etmeden yerine getirdi

banner87
Korkusuz ve güçlü bir Kıbrıs Türk kadını
banner90
banner99

Aliye ÖZENCİ

Kıbrıs’taki savaş yıllarında toplumumuzun verdiği mücadele, özellikle kadınlarımızın üstlendiği görevler bugün büyük bir gururla anlatılıyor.

Kıbrıs Türk kadını, savaş yıllarında çok önemli görevler üstlendi… Bu isimlerden biri de Meral Ertürk… Korkusuz ve güçlü Kıbrıs Türk kadınlarının temsilcilerinden biri olan Ertürk, mücadele yıllarında çok önemli görevler üstlendi.

Ertürk, 1940 yılında Lefkoşa kazasının Dizdarlı köyü’nde dünyaya geldi. 7 çocuklu bir ailenin, 5’inci çocuğu olan Ertürk, ilkokulu Dizdarlı, ortaokul ve liseyi ise Lefkoşa’da tamamladı.

Ertürk, ada çapında 3 dilde radyo ve televizyon yayını Cyprus Broadcasting Service’te (CBS) -1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla adı Cyprus Broadcasting Corporation (CBC) oldu-  ayrıca Bayrak Radyosu’nda görev aldı.

Ertürk’le 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir araya geldim… Mücadele yıllarında yaşananları, kadınlarımızın üstlendiği görevleri ve başından geçen olayları kendisinden dinlediğim Ertürk, Kıbrıs Türk kadınının mücadeleci ruhunu KIBRIS Ekran okuyucuları için anlattı.

Hoş sohbetiyle bizleri evinde ağırlayan Ertürk’le sohbetimize biraz buruk başladık.

3 Mart 2020 tarihinde sevgili dostu Hüseyin Kanatlı’yı kaybetmenin üzüntüsünü yaşadığını belirten Ertürk, “Onu burada size anlatmak ne gazetelerin sayfalarına ne de vaktinize sığar. Onu cennete uğurlarken, arkasında dünya dolusu sevenini bıraktı” dedi.

Gazeteye haber olan köylü kız

Aslen Dizdarlı köylü olan Ertürk, 1952 yılında maddi ve manevi zorluklar nedeniyle, köydeki mallarını satmak zorunda kaldıklarını belirterek o günlerin ailece Lefkoşa’ya göç etmelerine neden olduğunu söyledi.

Ertürk, “O dönem, Lefkoşa Kız Lisesi’ne girmek için sınavlar vardı. Ben de katıldım ve sınavda ikinci geldim. Sınav sonuçları açıklandığı zaman o dönem yayınlanan bir gazete ‘Köyden gelen kız öğrenci, Lefkoşa Kız Lisesi okulunda derece kazandı’ diye haber yaptı. Ailem ve ben çok mutlu oldum” dedi.

Başarısıyla gazetelere haber olan Ertürk, öğrencilik döneminde araştırmacılık duygusuyla okulun “Duvar” gazetesini hazırladı.

Birçok sosyal aktivitede ön planda olan Ertürk, sohbetimizde okul yıllarına ait bir anısını anlattı:

“Okulumuzun düzenlediği dönem sonu müsamerelerinde her yıl şiir okurdum. 1952 yılıydı… O dönemin Türkiye Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Ali Yücel okulumuzun misafiriydi. Ben de, savaş yıllarının verdiği o milli duyguların içerisinde ‘Anavatana’ isimli bir şiir yazdım. Müsamere günü şiiri okudum. Sonrasında Hasan Ali Yücel yanıma gelerek, omzuma sevgi dokunuşuyla vurup, ‘Sizin gibi Türk kızları ve kadınları oldukça, bu ülkede arkanız yere gelmez’ dedi. O gün hiç aklımdan çıkmadı”.

Gizli görevi açığa çıkar

Meral Ertürk, başarılı öğrencilik yıllarını tamamlamasına sayılı günler kala, ada çapında 3 dilde radyo ve televizyon yayını yapan CBS’ten (Cyprus Broadcasting Service) iş teklifi aldı. Ertürk, kurumun 1950’li yıllarda kurulduğunu, İngilizce, Türkçe ve Rumca yayın yaptığını belirterek radyonun Türkçe yayınlar bölümünde nasıl işe başladığını anlattı:

“Son sınavlarımı verip okulu bitirmeye hazırladığım lise dönemimde, CBS’den iş teklifi geldi. Bu teklifi kabul etmem ise, dayım Kani’nin şu cümlesiyle oldu ‘Bu göreve başlamanı Dr. Küçük emretti’.

Ben de görevi kabul ettim. Daha sonra İngilizce, Türkçe ve Rumca müdürlerin huzurunda sözlü imtihana tabii tutuldum. Odadan çıkarken Türkçe Yayınlar Müdürü, pazartesi günü işe başlayabileceğimi söyledi. Oradaki görevim telefon operatörlüğüydü yani santral memuruydum. Ama asıl görevim telefonları dinleyip, Dr. Fazıl Küçük’e aktarmaktı. Çünkü radyodaki birçok yönetici EOKA’cıydı”.

Ertürk, canı pahasına olsa da vatan sevgisi için görevini yerine getirdiği bir gün, telefonları dinlerken yakalandı. Kendisini yakalayan müdür, ‘Çok yanlış işler yapıyorsun. Ama seni sevdiğimden görevine son vermeyeceğim. Sürgün olarak, seni teknik servise gönderiyorum’ der ve santraldeki görevine son verilir.

Masa üstündeki silahlar

Ertürk, santral operatörlüğüne başladığı 1959’da radyonun isminin Cyprus Broadcasting Service olduğunu; 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla adının Cyprus Broadcasting Corporation olarak değiştirildiğini söyledi.

Ertürk, ilk görev yerinde yaşanan yakalanma olayından sonra, kısa süre teknik serviste çalıştığını ve buradaki son görevi olduğunu bir anekdotla paylaştı:

“21 Aralık 1963 gecesi ben ve birçok arkadaşım vazifedeydik. Stüdyo, yayın ve bant odasında görevde olanlar vardı. Ben bant odasındaydım. Stüdyoda bulunan spikerlerimizden Ayşe Başar ve Hilmi Özen’e seslenerek, çarpışmaların başladığını ve iki Türk’ün vurulduğunu söyledim. Panik içindeydik ama belli etmiyorduk.

Ben bir ara kantine gitmek için yanlarından ayrıldım. Orada bir sürü kamuflajlı askerler; masaların üstünde ise o güne kadar hiç görmediğim birçok silah vardı.

Koşar adımlarla santral odasına ulaştım. Çalıştığım dönemde, direkt bir hattın olduğunu biliyordum. Telefonu elime alıp hemen Dr. Fazıl Küçük’ün Yazı İşleri Müdürü ve benim de abim olan Sabri Ertürk’ü aradım.

Binada olanları kendisine aktardım. Abim, paniğe kapılmamamızı doktorla konuştuktan sonra beni arayacağını söyledi. İki üç dakika sonra aradı, yayın bittikten sonra, arkadaşlarla birlik olup çıkış kapısına gitmemizi ve bizi oradan alacaklarını söyledi”.

Zifiri karanlık

Meral Ertük, abisinden aldığı bu telefon haberini, bina içerisinde bulunan tüm arkadaşlarına iletti ve yayın kapandıktan sonra da tüm Kıbrıslı Türkler binanın çıkış kapısında buluştu.

Ertürk, arkadaşlarıyla birlikte CBC’in binasından çıkışlarını şöyle anlattı:

“Ana bina kapısı ile bahçe çıkış kapısı arasında 500-600 metrelik bir yol vardı. Çam ağaçlarının olduğu zifiri karanlık bir yoldu. Aralık gecesinde çam ağaçlarının uğultusu tüylerimizi ürpertiyordu.

Arkadaşlarımızla el ele tutuşarak kapıya yaklaştık. Demir parmaklıklı kapıların sağında ve solunda silahlı birer asker vardı. Ya burada hepimizi vuracaklar, ya da kapıyı açıp gidecektik! Sessizce bekliyorduk, kapının arkasında zor da olsa bir polis arabası gördüm. Üzerinde Türkçe olarak polis yazıyordu. Aşağı yukarı hepimiz Rumca biliyorduk. Askerler arasında bir konuşma geçti, ‘Bunları ne yapalım?’ karşısındaki de ‘Aç kapıyı defolup gitsinler!’ dedi.

O an rahatladık, hepimiz van tipli polis arabasına bindik. Arabada derin bir sessizlik vardı. Biraz ilerledikten sonra, arabayı süren ve yanında oturan polis kıyafetli kişinin yüzünü görmeye çalıştım. İkisini de tanıdığımı fark ettim. Direksiyonda rahmetli İsmail Sadıkoğlu, yanında oturan da abim Sabri’ydi”.

Yaşanan bu olayın ertesi günü CBC’in şoförü Ertürk’ün kapısının önüne gitti, müdürün kendisini göreve çağırdığını söyledi.

Ertürk, “O dönem bir Rum bir Türk çalışırdık. O günlerde Rum arkadaşım, ‘Meral yarın sen vazifeye gelme’ demişti bir gün önce yaşadığımız olayları hatırlayınca bu sözler aklıma düştü. Kesin bir şey olur diyerek bir daha CBC’e geri dönmedim. Çektiğimiz korkular bize yeterdi”.

Bayraktarlık

Ertürk, CBC serüveninden sonra, Cemaat Meclisi’nden Şemsi Kazım Bey kendisini arayarak Bayraktarlığın -1973’ün sonuna kadar herkes bayraktarlığa bağlıydı- emri ile kendisine yeni bir görev verileceği söylendiğini ifade etti.

Ertürk, “Artık yeni bir görevim vardı. Bayraktarlığın izni ile yurt dışına çıkacak olanların belgelerini hazırlayıp onaylatıyordum. Öğrenciler ve hastalar ağırlıktaydı. Merhum Hüseyin Kanatlı da bir dönem burada benimle birlikte çalıştı. O dönem Hüseyin Kanatlı ile kısa süreli de olsa ortak yaptığımız bir iş vardı. Surlariçi’nde olduğumuz bir dönemde 2-3 kişi toplandık. Ne yapabiliriz diye düşünüyorduk. Hepimizin içinde gazetecilik ruhu vardı. Bir dergi çıkarmaya karar verdik adını, ‘Amca bey’ koymuştuk. Ama şartlar gereği yayın hayatı çok uzun sürmedi” dedi.

Köstebek yuvasında yayın

Ertürk, Cemaat Meclisi’nde çalışırken “Bayrak Radyosu”nun kurulduğunu, ilk çalışanlarının erkek olduğunu ve “Bayrak Kıbrıs Türk Mücahidin Sesi” gibi yayınlar yapıldığını söyledi.

Ertürk, “Bir süre sonra Bayrak Radyosu’nda kadınlarda görev almaya başladı. Beni de çağırdılar ve çalışmaya başladım” diyerek devam etti:

“O dönem radyo, Posta Dairesi’nin üst katındaydı. Stüdyolarımıza Ledra Palace’ten sürekli saldırı oluyordu. Bir gün yayında Sevilay Direkoğlu, yayın kontrol odasında ben ve teknikte arkadaşımız Gürel vardı. Yanımıza bir havan düştü. Bina çok eski olduğundan havan binayı delerek Posta Dairesi’ne indi. Betona yan düşmesi ise patlamasına engel oldu. Eğer patlasaydı binayla birlikte havaya uçacaktık”.

Ertürk, bu durumu gören yöneticilerin, ‘burada radyo olmaz’ diyerek, çözüm olarak yeraltına geçmeye karar verdiklerini anlattı:

“Mücahitler sitesinin altında köstebek yuvası gibi bir yuva yaptılar. İçerisine küçücük bir stüdyo. Bir insanı zor sığan geçitler… Oradan aşağıya iner ve yayın yapardık. Mücahitler yukarıda nöbet değişirken üstümüze topraklar akardı. Radyoculuk hayatım bu şekilde devam etti”.

Bütün bu zorluları yaşayan ve yılmadan mücadele eden Meral Ertürk, Bayrak Radyosu’nun yeni binasına taşındığı dönemlerde kendisinin emekli olduğu söyledi.

Zafer günü

Silahların patladığı topların atıldığı, o kanlı dönemde Bayrak Radyosu’da yayın sabah saat 07.00’de başlıyordu. Saat başı haberlerin okunduğunu söyleyen Ertürk, Türk Sanat ve Batı müziğinin de dinleyicilerle buluştuğunu aktardı. Ertürk, şöyle devam etti:

“TRT’den gelen yayın bantları vardı. Müdürüm bana bu bantların dinleyip yayına hazır vaziyete getirmem için görev verdi. Kalitesini, süresini, içeriğini döküm haline getirip stüdyoya yayına verecektim. Bende haftanın 7 günü, iki çocuklu bir anne olarak bu bantları yorulmadan hazırlardım. Utulmaz anılar.

Ama en güzel anı 1974’de… Gece saat 01.00… Kapımız çalındı. Bayraktarlıktan biri geldi, çocuklarımızı bodruma göndermemizi bizimde görev yerine gitmemizi söyledi. Önceden hazırladığım valizi ve çocuklarımı alarak anneme gittim. Evi Ledra Palace’ın karşısındaydı ama bodrum katı vardı. Onları orada bırakarak göreve gittim. Sabaha yakın, Denktaş Bey adanın her tarafından Türk askerinin çıkarma yaptığını duyurdu.

Hayatımdaki en güzel haberdi. O dakikaları ve saatleri yaşadım bu büyük bir zaferdi”.

Dolu dolu geçen bir hayat

Meral Ertürk, emekli olduktan sonra da özveriyle çalışmaya farklı alanlarda hizmet etmeye devam ettiğini anlattı:

“Ben emekli olduktan sonra hemen hemen bütün gazetelerde görev yaptım. Güne uygun röportajlarım oldu.  Daha sonra Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nda radyo kurulması için bir teklif geldi. Ben ve oğlum İsmet Özgüren bunu kabul ettik. İsmini de ES FM koyduk. Kuruculuğunda görev aldığım bu radyoda 17 çalışanımız vardı. Bunların çoğu öğrenciydi çok güzel müzik ve haber programları yapıyorduk. O dönem özel radyolar çok azdı ve biz Bayrak Radyosu’yla yarışır duruma geldik. O kadar güçlenmiştik .”

Meral Ertürk, İsmet Kotak’ın yanında Kıbrıs Türk Basın Konseyi Kurucularının arasında da yer aldı. Bu konsey, dünya üzerinde 25 ülkenin tanıdığı en ileri sivil toplum örgütüydü. Ertürk, ayda bir düzenlenen toplantılara katıldığını, şimdiki başkanı olan Prof Dr. Şule Aker’in iki defa Dünya Basın Konseyi Başkanı olduğuna dikkat çekti.

Ertürk “Böyle bir örgütte görev almam, hem de bir kadın başkanımızın dünyaya ismini duyurması benim için gurur verici bir olaydır” dedi.

Londra macerası

Basın Konseyi kurucularından İsmet Kotak “Olay” isimli bir dergi yayınlama kararı vererek, Ertürk’e muhabirlik yapması için teklifte bulundu.

Sanata meraklı olan Ertürk, Kotak’ın teklifini kabul etti. Türkiye sanatçılarından Müslüm Gürses, Nejla Nazır, Mediha Şensancakoğlu, Coşkun Sabah gibi ünlülerle röportajlar yaptı. Yerli sanatçılarımızdan ise, Ulus Yeşilada, Ertan Galip, Neptün Üner ve daha birçok isimlerin röportajları Kıbrıs Postası’nda çıktı.

Ertürk daha sonra görevli olarak Londra’ya gitti, Orada yaşadığı kısa dönemi ise şöyle aktardı:

“Kıbrıs Türkünün Sesi Radyosunda görev yaptım. Radyo resmi olarak kurulmamıştı, yasak olduğundan dolayı sürekli İngiliz polisi kontrole gelirdi. Biz de Caminin içinde bir odada yayın yapıyorduk. Londra’da yaşayan kaçak Rumlarla ilişkilerimiz o kadar güzeldi ki, baskın olduğu zaman birbirimize haber verirdik.

Bir gün yine baskın olacak diye haber verdiler. Haberi alır almaz çantamda sürekli bulundurduğum eşarbımı başıma bağlayıp camiye indim. İngiliz polisler geldi, ama bir şey bulamayıp geri gittiler. Unutamadığım, Londra maceramdır”.

Araştırmayı, değerlerimizi kayıt altına almayı bir görev bilen Ertürk, sağlığı ve gücü yettiği kadar bu dosyaları kitaplaştırmayı istiyor.

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2020, 12:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108