banner6

Kültür ve sanata dair 110 makale kitaplaştırıldı

banner37

Kültür ve sanata dair 110 makale kitaplaştırıldı
banner151 banner143

Aliye ÖZENCİ


KIBRIS Gazetesi’nin köşe yazarlarından Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgut Turhan, 2018’den bu güne “Kültür Sanat” sayfasında yayımlanan makalelerini “Ortographiam (Kültür / Sanat Yazıları)” ismini verdiği kitapta topladı.


Tarih kültürü, klâsik müzik, resim, edebiyat, sinema ve özellikle Atatürk ile ilgili 110 makalenin yer aldığı kitap, 532 sayfadan oluşuyor.


KIBRIS Ekran’a konuşan Turgut Turhan, makalelerini araştırarak, özel çalışmayla hazırladığını belirterek her bir makale için ihtiyaç duyulduğu ölçüde kaynaklara başvurduğunu söyledi.


Bir öğretim üyesinin ders vermekten önce araştırma ve yayın çalışmaları olması gerektiğine dikkat çeken Turhan, makalelerini bu ilke doğrultusunda yazdığını ifade etti. Turhan, “Çok okurum ama ilginçtir ki, benim okumam da yazma odaklıdır. Yani okumaya başladığımdan beri, bu okumanın sonucunun bir yazı yazmam gerektiği bilinciyle okudum. Sonunda bir şekilde ortaya bir ürün çıkaramayacağım eserleri daha baştan okumam! Belki de bu alışkanlığımın bir sonucu olarak bu kadar çok yazdım ve yazdıklarımı da kitaplaştırdım. Zaten kitaplaştırılmamış olan yayın ne işe yarayacak ki?” şeklinde konuştu.

“Gençliğimden beri peşinde koştuğum

kültür ve sanat hakkında yazmaya yöneldim”

SORU: KIBRIS gazetesi okuyucusu sizi hukuk ve uluslararası hukuk alanında yazdığınız eserlerle tanıdı. 2018’den bugüne ise kültür sanat yazıları yazıyorsunuz. Hukuktan sanatsal yazılara geçiş serüveni nasıl başladı?

TURHAN: Kendi alanımda yani hukuk ve uluslararası hukuk alanında yazdığım yazılar, akademik yükselmeme paralel olarak giderek arttı. Akademik hayatta normal bir eğilim bu. Türkiye’de çok ama çok yanlış bir kararla kaldırılan doçentlik unvanı, akademisyenlikte hem akademisyenlerin kişisel gelişmesini, hem de mesleki yönelimlerin ortaya çıkmasına yol açan bir dönüm noktasıdır. Ben de bu geleneksel eğilimden ayrılmadım. Doçentliğe kadar yazdıklarım mesleki yükselmeye yönelik yazılardı. Ama bu aşamayı geçince kendimce önemli olan konularda mesleki yazılara yöneldim. Kısmete bakın ki, o çalışmalarım da Kıbrıs’ta başladı ve hep Kıbrıs’ın sorunlarını konu aldı.

  Örneğin Doçent olduktan sonra Profesörlük çalışması olarak  “KKTC Yurttaşlık Hukuku” konusunu seçtim, çalıştım ve alanında yazılmış tek kitap olarak da yayımladım. Profesörlükten sonra KKTC’nin yaşadığı en önemli sorun deniz yetki alanlarında yaşanan sorunlar, yani şu meşhur doğal gaz aramaları sorununa yöneldim. Günümüzde yeni yeni yapılan tartışmalar hakkında 20 yıl önce 20 tane sunulmuş ve basılmış akademik tebliğ verdim. Ama kimse ne ilgilendi, ne de çağırıp bir şey sordu. Bu süre içinde üç dört bakanlıktan da çeşitli yasa tasarısı hakkında görüş istendi, epey çalıştım üzerlerinde ve yazıp yolladım ama bir teşekkür bile gelmedi.


Tüm yazdıklarımı, kitaplarımı milletvekillerimize yolladım ama yine bir kişi arayıp teşekkür etmedi. Kapaklarını bile açmadıklarından da eminim. Neyse sonuçta bildiğiniz gibi, hangi sıfata sahip olurlarsa olsunlar, Türklerin okumayla tarihten gelen bir problemi var. Ben de sonunda, fakültedeki derslerim ve bazı özel çalışmalarım dışında hukukla ilgili yazı yazmamaya karar verdim ve gençliğimden beri peşinde koştuğum kültür ve sanat hakkında yazmaya yöneldim. Çok da memnunum!
 

“Eve her gün iki gazete alınıyordu”

SORU: Kültürel ve sanatsal konulara olan merakınızı ve hayatınızdaki yerini sorsam neler söylersiniz?
TURHAN:
Aslında kültür ve sanat ile yoğun ilgisi olan bir ailede yetişmedim. Rahmetli annem o zamanlar bir fakülte gibi eğitim veren Çapa Öğretmen Okulu’ndan mezun bir öğretmen, rahmetli babam ise Türk Hava Kuvvetleri’ne hizmet etmiş olan bir pilot subayıydı. Ancak annem aynı zamanda İzmir Kız Teknik Olgunlaşma Enstitüsü’nün seramik bölümünden de mezundu. Çok güzel resim yapardı ve ben de seyrederdim. Boş zamanlarında küçük seramik biblolar, küllükler de yapardı. Ama daha çok aklımda kalan evde babamın ve annemin daima okuduklarıydı. Eve her gün iki gazete alınıyordu ve bunları dikkatle okuyorlardı. Bu beni etkileyen ilk olaydı. Ben de okuma alışkanlığının gazete ile başladığına inanlardanım.


Geçenlerde 171 öğrencimin bulunduğu bir sınıfa “kimler her gün bir gazete alarak muntazaman okuyor?” diye sordum, 3 kişi çıktı! Hepsinin kültürü ellerindeki telefonlarla sınırlı! Bu etkileşim dışında, belki de yapımda olan iki huyum da kültür ve sanata yaklaşmamı yakından etkiledi: Birincisi ev hayatını çok sevmem ve evden mümkün olduğunca çıkmamam, ikincisi de çok ama çok okumam… Okuma alışkanlığı ise küçükken evde bulunan ve o zamanın meşhur mecmuaları olan “Ses” ve “Hayat” mecmuaları ile başladı.


O dergilere her gün onlarca kere bakarak anneme soru sormaktan annemi çıldırttığım günleri de hatırlıyorum. Sonunda bu dergilere “Doğan Kardeş” de eklenince ben hiç evden çıkmaz oldum. “Öğle yemeğini bile pencere kenarında oturup, mahallenin çocuklarının “Turgut, pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” nidaları altında bu dergilere bakarak yemek yediğimi hiç unutmam.

Turgut Turhan’ın sanat

merakı lisede başladı

  Sanata merakım, ailemle yurt dışında kaldığımız İtalya’dan ülkemize dönüşte lisede başladı. Lisede hiç unutamayacağım, bir müzik öğretmenim oldu. Atatürk Lisesi’nin çok donanımlı bir müzik odası vardı. Öğretmenimiz bizi her ders o odaya indirir ve klasik müzik eserleri dinletirdi. Arkadaşlar bundan pek hoşlanmadıklarından, rahmetli Hoca’ya “Çatlak Muallâ” ismini takmışlardı.


Bu öğretmenle en yakından ilişki kuran, onu anlayan ben oldum diyebilirim. Bir gün bir plağı pikaba koydu ve “iyi dinleyin, eserin neler anlattığını anlamaya çalışın!” dedi. Bir yerde “ne oluyor şimdi?”  diye sordu, ben de “su akıyor bence... hafif hafif akıyor!” dedim, ağzımdan o çıktı. Aman Mualla Hoca çıldırdı sevinçten…


“İşte dedi arkadaşınız anladı, anlıyor”…


Meğer çaldığı plak, ünlü Çek besteci Bedrich Smetana’nın “Vlatava (Moldau Nehri)” adlı eserinde geniş ovadan akışını anlattığı pasajmış. Bu olaydan sonra ben Hoca’dan müzik odasının anahtarını istedim ve tüm boş zamanlarımı orada geçirmeye başladım. O dönemde, ne kadar 33’lük plâk varsa arkalarında yazılmış olan eserin tarihçesini okumaya başladım. Müzisyenleri ve özellikle eserlerini hangi koşullar altında nasıl bestelediklerini öğrendim. Bu klâsik müzik tarihi merakımı peşinden getirdi. Fakülte yıllarında ise, içinde olduğumuz siyasi ortam ve özellikle Ankara AST tiyatroya taşıdı. Artı hem CSO konserlerinin hem AST başta tiyatroların müdavimi oldum. İş öyle büyüdü ki, klâsik müzik tarihi çalışmalarım fakülte sonrasında lisans düzeyini bile aştı. Resmi zaten hiç bırakamadım, yağlı boya çalışmalarım oldu. İşin garip tarafı resim sevgim bu pandemi döneminde geri döndü!


Son 2 yıl içinde Mağusa Suriçi’ni konu alan 180’den fazla karakalem resim yaptım. Tabii hepsi çok amatörce… Ama yine de hem hediye olarak verebildim, hem dekanlık odamı, hem de fakültedeki çeşitli mekanların süslenmesine yardım etti. Sizin anlayacağınız klasik müzik tarihi, bestecilerin hayatı, bestelerinin içinde oluştuğu koşullar veya ressamların hayatları, eserleri, yaratıldığı koşullarla halâ iç içeyim. Ama dikkat ederseniz heykel ve sinemaya ilişkin hiçbir şey yazmadım. Uzak kaldım bu iki alana… Bir de halk kültürü ve sanatlarına çok uzaktayım nedense!
 

“Politikadan hoşlanan

bir akademisyen değilim”

SORU: Her çarşamba günü KIBRIS Gazetesi’nin kültür sanat sayfasına yayımlanan makalelerinizi hazırlarken, konu seçimini nasıl yapıyorsunuz?

TURHAN: Öncelikle politik konulardan uzak duruyorum ve duracağım. Zaten politikadan da hoşlanan bir akademisyen değilim, zira politik oyunları yapacak kadar zeki değilim! Politikaya girmem için gelen teklifleri de hep reddettim.

 Yazının konusunu ilgi çekici olması lâzım. Ama ne kadar ilgi çekici olursa olsun, yine de yazılarımı okuyanların sayılarının pek fazla olduğunu sanmıyorum. Dedim ya zaten okuyan bir toplum değiliz, bu halde kim Vivaldi’yi, Jean Monnet’yi veya Proust’u okur Allah aşkına… Kültür ve sanata yakın olacak ki okusun! Bunlar yerine Einstein’ın teyze kızı ile aşkını yazsan daha çok okunur. Nitekim fizik kültürü çerçevesinde “Einstein’ın beynin başına gelenleri” yazdığımda çok beğenildi. Ama Einstein’ın bize getirdiği ve internetten sesi bile duyulan, dinlenebilen “kütle çekim dalgaları”nı yazsam herhalde kimse okumaz… O nedenle konuyu çok dikkatli seçmek lazım.

“Atatürk benim açımdan

vazgeçilmez bir insan”

SORU: 1996 yılından bu yana Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde görev yapıyorsunuz. Yoğun ve yorucu bir çalışma temposu içerisinde de yazılarınızı yazmaya devam ediyorsunuz. Yazılarınızın içeriklerinden bahsedecek olursanız neler söylersiniz?

TURHAN: Yazdığım yazıların hepsine değil ama en son 76 tanesinin konusuna tek tek baktım. 17’si tarih kültürü, 15’i klâsik müzik, 12’si resim, 11’i edebiyat, 8’i Atatürk, 5’i Kıbrıs tarihi ve sadece 1’i de sinema. Şimdi anlattıklarımdan anlayacağınız gibi, klâsik müzik ve resim zaten en yakın olduğum konular, kolay kolay vazgeçemem. Atatürk ise benim açımdan öldürseler vazgeçilmez bir insan, bir konu kısacası bir yazım alanıdır. Atatürk benim için yaşamış en büyük devlet adamı ve askeri dâhidir, her sorunun çözümü için de yol göstermiştir.

“Benim okumam yazma odaklıdır!”

SORU: Makalelerinizi bir kitapta toplama fikri nasıl doğdu?
TURHAN
: Yazılarımı kitaplaştırdığım ilk kitabım olan “80 Pişmiş Kuruyemiş, İstanbul 2017”de 80, “Ortographiam, Kültür/ Sanat Yazıları, Ankara 2021” adlı kitabımda 110, şu günlerde İstanbul’da basılmakta olan “Yavaşça Acele Et” kitabımda ise 65 olmak üzere toplam 255 makale yazmışım. Ama yazdığım her şeyi kitaplaştırmadığım için bir de en son yayım listeme baktım 262 yazımın yayınlandığını gördüm.

Araştırma ve yayın çalışmalarının, bir öğretim üyesinin, ders vermekten de önce gelen faaliyeti olması gerektiği inancındaydım. Zaten araştırmıyorsa ders de veremez! Bu nedenle çalışmalarımı hep inandığım bu ilke doğrultusunda yaptım. Aslında söylemeyi unuttum; Çok okurum dedim ama ilginçtir ki, benim okumam da yazma odaklıdır. Yani okumaya başladığımdan beri, bu okumanın sonucunun bir yazı yazmam gerektiği  bilinciyle okudum. Sonunda bir şekilde ortaya bir ürün çıkaramayacağım eserleri daha baştan okumam! Belki de bu alışkanlığımın bir sonucu olarak bu kadar çok yazdım ve yazdıklarımı da kitaplaştırdım. Zaten kitaplaştırılmamış olan yayın ne işe yarayacak ki?

 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104