Salgın günleri ve stres-1

banner37

banner87
Salgın günleri ve stres-1
banner90
banner8

Ayla KAHRAMAN

   Alınan önlemler ne olursa olsun; korku ve paniği engellemekte yeterli görünmemektedir. Stres, farklı tip ve oranlarda pek çoğumuzun tepkilerine yerleşmiş durumdadır.
   Stres kaynakları; korkudan, endişeden, bilinmeyenden etkilenir. Doğrudan duygusal bütünlüğümüzü hedef alır ve bizi zorlar.
   Önünü görememe ve tehlikeye karşı nasıl davranacağını bilememe; olumsuz sonuçlar doğurabilecek stres bozukluklarına neden olabilir.
   Düşünürsek, çok daha az risk taşıyan veya taşımayan, pek çok güncel olay veya durum, stres yaşamamızı engellemez.
   Sınav stresi, iş görüşmesi stresi gibi durumlar, yabancı olduğumuz stres konuları değildir. Pek çoğumuz, çok saha sıradan durum ve olaylar için bile stres tepkisi gösterebiliriz. Bir düğün organizasyonu, evde verilecek bir akşam yemeği daveti, çocuğumuzun hafif ateşlenmesi bile bizleri strese sokabilir.
   Stres veya zorlanma, yaşamın her anında vardır, sonuçta. Ve elbette her zorlanma duygusal ve bedensel bütünlüğe yönelik tehdit içermez. Ancak, yıkıma neden olmayan stresten söz etmiyoruz.
   Geçirdiğimiz günlerdeki çaresizlik duygumuz, belirsizlikler ve kayıplar endişe duygumuzu sürekli kılmaktadır.
   Salgına karşı evde kalmak dışında alacağımız bir önlem de henüz yok.
   Ve elbette herkesin evde kalabilme şansı da yok.
   Salgın konusunun yaşamın bütün düğer ayrıntılarını bir kenara iterek yaşamımızın merkezine oturması tek başına bir stres yüklenmesidir. Ve bu olumsuz bir yüklenmedir. 
   Uzun süren olumsuz stres vücudumuzun direncini düşürür, bağışıklık sistemimizi zayıflatır. Bilgi kirliliği, olumsuz stres koşullarına tekrar tekrar maruz kalmamıza neden olur. Tekrarlayan her stres deneyimi vücudumuzdaki belli fizyolojik değişiklikleri de tekrar tekrar yaşamamıza neden olur. Kan basıncında, kan şekerinde ve daha pek çok fizyolojik değişikliklerde artış olur.
   Yıpranan fizyolojik sistem, bağışıklık sistemini doğrudan etkilemektedir ve bazı hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır.
   Kanser, kalp, tansiyon, şeker hastalıkları gibi…
   Ne yazık, stres deyip geçemiyoruz. Çünkü stres bir kere güncel yaşama yerleşip de sürekliliğini ilan edince, zorlanacağımız sadece duygusal rahatsızlıklar veya fizyolojik gerilimler değildir.
   Stres süreklilik kazandığında, ruh ve beden sağlığı hastalıklarında artışa yönelik bir alt yapı oluşturur.
   Kaygı ve depresyon bozukluklarında ve bağışıklık sistemi hastalıklarında artış görülür.
   Salgın sürecindeki belirsizlik çözüme kavuştuğunda, her şey yoluna girdiğinde bile, stresin olumsuz etkileri devam edebilir.
   Stresin ortaya çıkardığı panik ve endişeye yönelik; savaşma, kaçma gibi tepkiler gösteririz. Her insan, yapısına uygun önlemler alarak veya tehlikeyi yok farz ederek, içerideki tedirgin benliğini rahatlatmaya çalışmaktadır.
   Kimi insan duaya ve inancının gerektirdiği ayinsel davranışa sığınırken, kimisi konu ile ilgili sağlıklı kalma haberlerini takip etmeyi tercih edecektir.
   Kimi insan, kendisi tarafından tescillediği önlemleri sosyal medyaya duyurmakta sakınca görmeyecektir.
   Kimi insan paniğin kurbanı olmak yerine, gönüllü yardımseverliğe koşacak; kimi insan yardım edecek birilerini arayacaktır.
    Her zamanki gibi, bazı insanlar da stres ile mücadelelerini, stres yaratan faktörü görmezlikten gelerek, küçümseyerek veya yok farz ederek yapacaktır.
   Olumsuz, kontrol gücümüzün zayıf olduğu ve sonucu hakkında öngörüde bulunma olasılığımızın çok düşük olduğu bu salgın; tek başına bedeni ve duygusal bütünlüğümüzü tehdit eden bir stres kaynağıdır. 
   İhtiyaç duyduğumuz, bize yol göstermesini umduğumuz her türlü girişimimiz; salgının yarattığı stresi kontrole değil artırmaya da neden olabilir.
   Bu nedenle, salgın ile mücadele konusu; ruh ve beden sağlığımızı korumayı da içeren bir girişimdir. Görünen o ki, en etkili silah; ortak aklın ve geçerli önlemlerin uygulanmasını sağlamaktır.
  

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75