Sanatıyla dünyayı dolaşan konser piyanisti; Rüya Taner

banner37

Sanatıyla dünyayı dolaşan  konser piyanisti; Rüya Taner
banner99

   Dünyanın 70’e yakın ülkesinde konser veren ve sanat yoluyla çok önemli bir tanıtım işine imza atan konser piyanisti Rüya Taner’le yoğun çalışma programı içerisinde defalarca konserler verdiği Bellapais Manastırı’nda buluştuk.

   Taner’in sanatçı ağırlıklı bir aileden gelmesi hasebiyle tabiri caizse içine doğduğu ve hâlâ büyük bir heyecanla sürdürdüğü sanat yaşamını konuştuk.

SORU: Rüya Taner’in küçüklük yılları ile başlamayı tercih ederim. Bir müzisyen olmayı seçmenin temel taşlarının o yıllarda saklı olduğunu düşünüyorum.
TANER:
Ben müzisyen bir ailenin çocuğu olduğum için müziğin içine doğdum. Küçüklüğümde bale, jimnastik yapıyordum. Mücahitler Sitesi’nde jimnastik derslerine giderken dışarıya hep balkondan atlardım.

SORU: Siz demek ki küçüklükten itibaren kendi yolunuzu kendiniz çizmeye niyetliydiniz...
TANER:
10 yıl önce ilkokulu okuduğum Şht. Tuncer İlkokulu öğrencilerine AKM’de bir konser verdim. O sırada konsere gelen hocalarım karşısında, öğrencilik yıllarımda okuldaki bir öğretmenin başına kovayla su dökme olayının elebaşı olduğumu itiraf ettim. Cetvelle sıra dayağından da okul korosunda çalacağım için yırtmıştım. Çocukluğumuzda arkadaşlarla bir şeyler üretmek çok güzeldi, çok keyifliydi (bazıları mızırlık kategorisine girse de). Arkadaşlık ilişkileri çok iyiydi. İlkokul arkadaşlarım ile hala görüşürüm. Ailem bana “Bale mi, müzik mi?” sormuştu ve ben de müzik dedim. Ne okuyacağıma da ben karar verdim.

SORU: Tabi biz Almanya (en az), Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere’de yaşamış ve onların kültürlerinden beslenmiş bir sanatçı ile konuşuyoruz. Ama çocukluk yıllarınızda daha çok Kıbrıs’ın etkisinin olduğunu söyleyebilir miyiz?
TANER:
Annem ve babam benim köklerime bağlı olarak büyümem için büyük hassasiyet ve özen gösterdi. Almanya hikayem hayatımın ilk 40 günü olduğu için oradan çok beslenmedim. Ama 25-26 yıllık İngiltere maceramın karakter gelişimimde çok etkileri vardır. Ailem benimle hak ettiğim kadar ilgilenmek için başka çocuk yapmadılar.
   Ben Köşklüçiftlik’te teyzemlerin bahçeli evinde büyüdüm. Kuzenlerimle çok keyifli yıllar geçirdik. O dönemler en iyi dostlukları kurduğumuz yıllardı. Mahalledeki bahçelere girip saklandığımız körebelerden tutun da bayram hazırlıkları ve bayram günü coşkularına kadar çok güzel yıllar geçirdim. Ben evcil ve aileye önem verdiğim için yine bayramlarda hep beraber olmayı tercih ediyorum ama şimdilerde bayram tatil demek oldu.
1981’de Devlet Tiyatroları’nda tiyatrocu Hilmi Özen ve eşi bale eğitmenim Deniz hanım burada oynanacak “4.Murat” oyunundaki küçük bir dans edilecek rol için beni seçtiler. Saçımı kel edip beni küçük Murat haline getirdiler. O gece ateşli olmama rağmen çıkıp oynadım. Sahne ile tanışıklığımız ve o sahne heyecanı çocukluğa kadar uzanır. 

banner134
   Rahmetli büyükbabam bando kurucusu idi, halam piyano eğitmeni ve babam ise orkestra şefidir. Küçükken rahmetli babaannem benim de müzik yapmak istediğimi öğrendiğinde “Sen de mi?” diye haykırmıştı.

 “Yetenekli olacaksınız, onu kullanmayı bileceksiniz”

SORU: Siz “Üstün yetenekli öğrenci” kategorisinden okudunuz. Hep bir doğuştan yetenek ve sonradan eğitimle kazanılan şeylerden bahsedilir. Sizde bu denge yıllar içinde nasıl ilerledi?
TANER:
Gelişim için hepsi önemlidir. Yetenekli olmanız gerekir, onu kullanmayı bileceksiniz ve eğitimini alıp özveriyle çalışacaksınız. Demir işlendikçe daha iyi olur, şekillenir. Bunların hiçbiri tek başına bir bütünsel anlam oluşturmaz. Örneğin başta ailem olmak üzere devletimin de desteğiyle ben bu yolu yürüyebildim. İngiltere’ye devletimin desteğiyle gittim.

   Ailem (Şifa Taner-Yılmaz Taner) de Kıbrıs’taki hayatlarını kapatıp benle geldiler. Babam ders almam için İngiltere’de 3-4 saat arabada kahvesiyle beni beklerdi. Babam büyük fedakarlıklarla hep benim yanımda oldu ve hala daha oluyor.

 “Okulda odalar doluydu ve biz de

bir piyano alıp evi okul haline getirdik”

SORU: İlk Ankara yaşamınız nasıl başlamıştı?
TANER:
1983 yılında 10 yaşındayken müzik okumak için Ankara’ya gittim ve 3 yıl boyunca 3 ayda bir Ankara’ya gidip geldim. Mithat Fenmen hoca bana ödev verip, burada babamla onu çalışıyordum. Okula başladığım gün Fenmen hoca vefat etti ve ben sonrasında 9 ay Tulga Cetiz hocayla devam ettim.O sürede 20 kişilik yatakhanede kaldım ve oradaki dostlarımla hala daha görüşüyorum. Hocanın konservatuvardaki odaların dolu olduğu uyarısı ile babamlar evini Ankara’ya taşıyor ve bir de piyano alıp evi çalışma yeri haline getiriyoruz.

Üstün Yetenekli Çocuklar Yetiştirme Yasası’ndan

ilk kez Rüya Taner faydalanarak yurt dışında okudu

SORU: Sanıyorum İdil Biret’in Kıbrıs’a konsere gelmesi hayatınızın eksenini değiştirdi...
TANER:
Evet öyle de diyebiliriz. Bizim yazda Kıbrıs’a tatile gelişimiz sırasında usta sanatçı İdil Biret’in konsere gelmesi ve benim çalışımı görmesi sonrasında yurtdışında eğitim görmem gerektiği uyarısı yapması benim hayatımdaki önemli noktalardan biridir. Türkiye’de kendisine uygulanan “Üstün Yetenekli Çocuklar yetiştirme Yasası”nı bizim ülkeye de getirdik ve ilk kez ben bu kategoriden destek alarak yurtdışında eğitimime başladım.

SORU: Ve çeyrek asırlık İngiltere macerası...

TANER: 11 yaşında KKTC devlet bursu ile Londra’da bulunan Guildhall School of Music and Drama’da Prof Joan Havill’in öğrencisi oldum. Londra’ya ilk gidişimizde Berlin Senfoni Orkestrası’nın Herbert Von Karajan şefliğinde Royal Festival Hall’da verdiği ve bizim salonun son sırasında izlediğimiz müthiş Brahms’ın 4. Senfonisi konserini hiç unutamam. Yine hayranı olduğum piyanist George Bennett’in resitaline gittim ve plak imzalatmak için saatlerce kuyrukta bekledim. Yine Londra’daki Wigmore Hall’da sürekli olarak resitallere giderdim ve yıllar sonra orada mezuniyet konserimi verdim. İngiltere’de sadece okumak değil, oradaki sosyal hayatı, kültür-sanat etkinliklerini takip etmek ve onların içine girmek size çok büyük şeyler katıyor. AGSM ve ARCM diplomaları ile birlikte ender verilen “Konser Piyanisti” unvanını alarak bu okuldan mezun oldum.

 Daha sonra Londra’da St. Johns Smith Square Hall ve Fairfield Hall gibi İngiltere'nin ünlü konser salonlarının yanı sıra ülkemizde, Türkiye’nin birçok kenti başta olmak üzere dünyada 70’e yakın ülkede solo resitaller, oda müziği konserleri ve orkestra ile konserler verdim.

SORU: Hayatınızdaki en anlamlı, duygusal, çılgın ve keyif aldığınız konserler hangileridir?

TANER: En duygusal ve anlamlı olan benim piyanist, babamın şef olarak yönettiği Bellapais ve Tel Aviv konserleridir. En değişik olan ise Mozart’ın İstanbul’daki kutlamalarında “Vapurda Mozart” adlı şehir hatları vapurunda 17. yüzyıla ait kıyafetlerle sonbahar döneminde sallana sallana piyano çaldığım konserdir.

“Mozart’ın yanlış anlaşıldığını düşünüyorum”

SORU: Sizin besteci olarak Mozart ve Liszt’i tercih etmeniz ve onlar üzerine uzmanlaşmanızın nedenleri nelerdir? Bu tercihleri nasıl yapıyorsunuz?

TANER: Çalacağınız yer, konserin konsepti, dinleyici kitlesi sizin repertuarınızı oluşturmakta önemlidir. Programı bize bıraktıkları konserlerde ben genelde bir Mozart ve Shumann, Liszt çalarım. Fransız ekolünde Debussy var. Ben Erken Romantik dönemle başlayıp, modern dönemle bitiririm. Çok bilinen eserler yanında az çalınan eserleri de çalmak gibi bir tercihim vardır. Örneğin Macar Zoltan Kodaly’nin “Marosszek Dansları”nı çok çalıyorum ve kendimle bağdaştırdığımı düşünüyorum.

   Mozart ve Liszt’e kazandığım ödüller sonrasında yöneldim. O ödüllerden yola çıkarak onlar üzerine kendimi geliştirdim.

   Mozart’ın yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Mozart okuması kolay ama çalması en zor bestecidir. Mozart’ın yorumunda hassas, açık, sade, naif olmanız lazım. Besteci Mozart’ın özgür ruhunu ve naifliğini yansıtabilmeli. Besteciyi anlamak çok önemlidir. Benim eğitilişim olabildiğince besteciye ve notaya (text) sadık kalmak üzerine oldu.

SORU: Rus bestecileri de ilgi alanınıza aldınız sanıyorum son zamanlarda?

TANER: Rus besteci Liapunov’un Kılıçların Dans eserini(notaları) kendi parmak yapıma uyarlayıp onu evde kaydettim. Daha sonra ise Corona döneminde Skriyabin’in Fa diyez minor piyano konçertosunu ezber çalışıyorum.

Her gün 7-8 saatini

piyanonun başında geçiriyor

SORU: Hayatınızın büyük bir bölümünü başında geçirdiğiniz piyanolarınız ile aranızda çok yakın bir ilişki olsa gerek. Bir müzik enstrümanından fazlası olsa gerek...

TANER: Steinway and Sons piyanom ile bir ilişkide gibiyiz. Günün 7-8 saati onunlasınız. Konserlerde farklı piyanolarla farklı olaylar yaşıyoruz. Mersin’deki konserde piyano tahtanın arasındaki çukura düşünce ayağa tuğla koydular ve öyle çaldım. Makedonya’daki konserde şef Vlademir Artschuler konserin sonuna doğru eserin coşkusu ile elindeki butonun hakimiyetini kaybetti ve savrulan buton yüzümün bir parmak ilerisinden ok gibi geçti. 

“Ankara benim ikinci evim”

SORU: İstanbul gibi sanatçıların tercih ettiği ve Türkiye’de sanatın merkezi olan bir yer değil de Ankara’da yaşamayı tercih ettiniz? Bunun en temel nedeni ne idi?

TANER: İstanbul her şeyi tüketiyor. Hayat çok hızlı akıyor. Mesafeler çok uzak. İlişkiler samimi değil. Ankara derli toplu, memur kenti ve hem benim arkadaşlarım, dostlarım orda yaşıyor hem de diplomatik misyonunun olduğu kenttir. Ben tanınmamış bir ülkenin sanatçısı olarak onlarla iletişim kurarak farklı yolları bulmak zorundaydım. O insanlarla inşa ettiğim dostluklarla birçok kapıyı açmayı başardım. Benim Ankara’daki askeri orkestra ile olan konserlerimden de dostlar edindim. Ankara benim ikinci evim dediğim bir yer.

SORU: Konser piyanisti olarak hedefiniz belli salonlarda, festivallerde çalmak mı, belli orkestralar ve şeflerle çalmak mı?

TANER: Hepsini birden yapmak istiyorum. Sanki de 10 yaşındaymışım gibi bir heyecanla uzun yıllar çalmayı sürdürmek istiyorum. Yapmak istediklerim, çalmak istediklerim o kadar çok ki, heyecanla korona sürecinin geçmesini bekliyorum. Bu arada bu mesleği yol haritası olarak seçmiş küçüklere de bir yön vermek, konuşmak, ışık tutmak istiyorum. Buradaki günlerimde (ilk kez adada uzun kalıyorum) adalılar olarak birbirimizi sevmediğimizi fark ettim.  Eskiden böyle değildik ama şimdi bir alanda 5-10 kişiysek birbirimizi destekleyip, danışmak, dayanışmak yerine tersini tercih ediyoruz. Birbirimizi yükseltmek yerine alta çekmeye çalışıyoruz.

Örneğin babam Yılmaz Taner’in Filarmoni Derneği olarak 80’li yıllarda Devlet Senfoni Orkestrası’nı kurması ile bugünkü CSO’nun tohumları atıldı. Ülkemizde Türkiye’ye kıyasla çoğu evlerde piyano vardır, bilinç seviyesi çok yüksektir ve klasik müzikle büyüyen çok insan var.
   Bu korona döneminde kendime baktığımda benim misyonumun sadece dışarıda çalarak temsiliyet değil de insanlara daha ulaşılır bir yerde olarak buradaki gençlerin elde edebileceklerinin en fazlasını görmelerine yardımcı olmam olduğunu fark ettim.

Anadolu’nun çok kültürlü yapısı

klasikçi Rüya Taner’i de besliyor

SORU: Sizin İngiliz, Türk ve ada kültüründen beslenen zengin bir altyapınız var. Bunları konserlere, albümlere nasıl yansıtıyorsunuz?

TANER: Yurt dışı konserlerimde Türk kimliğimi de yansıtmaya çalışıyorum. İlk konserlerde biss olarak başlayan Kıbrıs ve Türkiye’den bilindik halk ezgilerini ve marşlarını kendimin piyanoya yaptığı aranjmanlarımla sunmaya başladım. Bunları topladığım kitap ise basıma hazır haldedir. Bu eserler arasında “Batum” var, İzmir Marşı var, ülkemizden ise Mahmut İslamoğlu’nun babamla birlikte derledikleri kitaptan aldığım “Bahçada Guzu” şarkısı da var. “Mağusa Limanı” olarak popüler olan Arab Ali Ağıtı var. Albüm olarak Mozart-Liszt-Schumann-Debussy eserlerinden oluşan bir çalışmam var.  Yine “Avrupa’nın Tatlı Suları” projemde çaldığım ve benim siparişim üzerine modern Türk bestecisi Kamuran İnce tarafından bestelenen “Kapılar” eseri (ağıt) de Kıbrıs adasındaki iki farklı toplumu yansıtıyor. 

   Anadolu’nun çok kültürlü yapısında bir klasikçi olarak beni de besleyen çok şey var. Doğudan ve batıdan kültürel etkileri barındıran Anadolu tam bir kültür mozaiği sunuyor. Son 5-6 yıldır türkü aranjmanlarını, marş aranjmanlarını konserlerimde çalıyorum.

Pandemide evdeyken Kıbrıs

Zeybeği diye bir türkü yazdı

SORU: Pandemi sürecinde evde boş durmadığınıza eminim...

TANER: Pandemide Kıbrıslı Türkü’nün başarı öyküsüne atfen Kıbrıs Zeybeği diye bir türkü yazdım. Benim K/T özlemimle yazılan bu türküyü BRTK katkıları ile de video klip haline getirdik. O dönemde evdeydim, evimi çok seviyorum, evde olmayı seviyorum ama bir de benim dünyanın dört bir tarafında biriktirdiğim dostlarımla iyi bir iletişimim oldu.

SORU: Yakın geleceğe dair projeleriniz nelerdir?

TANER: Bu kitaba ek olarak hatıralarımın olduğu bir kitap projemiz ve bir de Kıbrıs adasının hikayesinin müzikle anlatılacağı bir film projemiz var.

SORU: Bu hiç tükenmeyen pozitif enerji ve hayata, insanlara gülerek davranışınızın kökleri aile midir yoksa astroloji mi?

TANER: Rahmetli büyükbabacığım Nasrettin Hoca gibi bir karakterdi. Mutlu bir aileden geliyorum. Konserlerimde ciddiyim. Ben insanlarla olmayı, güzel enerji almayı-vermeyi seviyorum.

SORU: Dünyada, Türkiye’de ve ülkemizde hangi müzisyenleri takip ediyorsunuz?

TANER: Yorumlarına güvendiğim belli yorumcuları dinliyorum. Yeni yorumcuları da takip ediyorum. Kaliteli olan her müziği yerine göre dinliyorum. Melodi ağırlıklı müzikleri (caz, türküler) tercih ediyorum. Bizim ülkemizde de kaliteli isimler var ve onlarla daha yakın temasta olmayı arzuluyorum. Benim dalımdaki müzisyenlerle daha yakın iş birliğinde olmayı isterdim.

SORU: Peki ya okuduğunuz kitaplar?

TANER: Dan Brown’un kitaplarını okuyorum. Nazlı Eray, Elif Şafak, Nermin Bezmen ve Ayşe Kulin da tercih ettiğim yazarlardır. Ülkemizde ise Sibel Siber’in kitabını okudum. Her odada bir kitap durur ve o odaya geçtikçe o kitabı okurum. En çok konser dönüşleri uçakta kitap okurum.

 “Bir ülke kendi sanatçısını benimseyip

sahiplendiği oranda da tanınma olur”

SORU: Ülkemiz insanının Rüya Taner’i hakkettiği kadar tanıdığını düşünüyor musunuz?

TANER: Önemli olan bugün medyatik olmak olmamalı.  Bu işi yapacak olanın ülkenin sanatçısını, bestecisini bilmesi gerekir. Bu da araştırma gerektirir. Bir ülke kendi sanatçısını benimseyip sahiplendiği oranda da tanınma olur. Benden yararlanmak isteyen kişilere de kapım hep açıktır. Uluslararası fuarlara ülkemizin sanatçılarının da katılması gerekir. Bir tek zeytin, hellim yetmez.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sitkiye Mustafa
Sitkiye Mustafa - 1 hafta Önce

Cok samimi ve keyifle okudugum bir reportage.Ruya Taneri seviyor ve hayraniyim.❤️????

Fatih lulec
Fatih lulec - 1 hafta Önce

Harika bir insan harika parmaklar...

SIRADAKİ HABER

banner75