banner6

Şiirdeki anlamı sanatçıda kaybetmek

banner37

Şiirdeki anlamı sanatçıda kaybetmek
banner151 banner143

Ahmet UÇAR


Şiirde kullanılan dil, bilindiği gibi gündelik yaşamda işlev gören göndergesel dilden farklılık arz etmektedir. Gündelik yaşam içerisinde kullanılan dil faydacılık anlayışıyla karşıdaki kişiyle iletişim kurmak, bir şeyleri çözüme kavuşturmak için kendine varlık alanı bulur. Şiir dilinin amacı ise bir şeyler bildirmekten çok yeni bir gerçeklik yaratmak ve insanda farklı duygu durumları uyandırmaktır.


Bu nedenle farklı bir dile sahip olan şiirler incelenirken de değişik bakış açılarıyla karşılaşırız. Bu bakış açısı/ eleştiri yöntemlerinden birisi ise sanatçıya yönelik olarak uygulanmaktadır.

Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri isimli yapıtında “Sanatçıya Yönelik Eleştiri” bölümünde buradaki amacın sanatçı hakkında bilgi edinmenin eserin anlamını aydınlatmak veya eserin anlamını bulmanın sanatçının kişiliğini çözmek olduğunu dile getirir. Çünkü bu düşünceye göre bir metnin asıl anlamı sanatçının kafasındaki anlamdır.

Bir metnin anlamının sanatçının düşündüğünden ibaret olma durumunu şairin kutsal bir varlık olarak düşünülmesi durumuyla birlikte ele alabileceğimizi sanıyorum. Bir şiirin doğru anlamını şairinden başkasının doğru olarak anlayamaması düşüncesi hem metnin gücünü hem de okurun alımlayıcı özelliğini yok saymak ve şairi kutsallaştırmak anlamına gelmektedir.


Türkçe edebiyat açısından yaklaştığımızda şiirin doğuşunda “Şaman”, “Baksı”, gibi din insanlarının etkisi söz konusudur. Şiir; yuğ, şölen, sığır gibi törenlerde din insanları tarafından söylenmiş, bu din insanları da şair olarak işlev görmüştür.

Bu perspektiften yaklaşıldığında günümüzde bir metnin anlamının şairden başkası tarafından bilinememesinin tıpkı geçmiş dönemlerde olduğu gibi sanatçının kutsal bir varlık olmasıyla ilişkisinin olabileceğini iddia ediyorum.


Platon’un idea felsefesine baktığımızda ise ona göre güzellik/ estetik, idealar dünyasındadır. Dünyada görülen “şey”ler ise bu ideaların bir kopyasıdır ve kusurludur. Bir sanat eseri idealardan pay aldığı oranda gerçek güzelliğe yaklaşır. Burada da görüldüğü gibi şairin kafasındaki kavram ile ortaya çıkardığı yapıt arasında bir farklılık söz konusudur.

Tüm bunların dışında bir şiirin net anlamının şairden yola çıkılarak bulunması durumunda da sanatın hazcılık ilkesinin çiğnenmiş olacağını düşünüyorum. Bir şiiri çekici kılan en önemli özelliklerinden birisi yarattığı gizemdir.

Okur bir şiiri her okuduğunda farklı labirentlerden geçerek kendine bir çıkış yolu arar. Bir şiirin şairinden yola çıkılarak net bir şekilde anlama kavuşması ise söz konusu şiiri heyecansız düz bir yola çevirecektir.

Alımlayıcıya yaklaşarak düşündüğümüzde ise estetik felsefesinde ortak estetik yargıların olmadığını savunan düşünürler tarafından da öne sürüldüğü gibi bir metnin anlamının kişiden kişiye değişebileceğini söyleyebiliriz.

Bir şiir kişinin yaşına, cinsiyetine, kültürüne, dünya görüşüne, kişisel özelliklerine göre farklı duygu ve anlam dünyası oluşturacak güçtedir.


 Sanatçının düşüncesine, yaşam şekline göre bir şiirin anlamlandırılması kanımca yanlışa yol açabilecek bir özellik de taşımaktadır. Nitekim her okur şiire kendinden yola çıkarak yaklaşacağı için şairin anlatmak istediğinden farklı bir noktaya ulaşabilecektir.


Tam bu noktada Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın etrafında şekillenen bir anekdotu paylaşmak yararlı olacaktır.

Bilindiği gibi edebiyat derslerinde öğrencilerin en sık karşılaştığı sorulardan birisi “Şair burada ne anlatmak istemiş”tir.

Bir anektoda göre Dağlarca’nın torununun edebiyat öğretmeni Dağlarca’nın bir şiirini ödev olarak vermiş ve öğrencilerden şairin bu şiirde ne anlatmak istediğini yazmalarını istemiştir. Dağlarca’nın torunu da dedesine giderek söz konusu şiirde ne anlatmak istediğini sormuş ve aldığı cevabı ödev olarak yazmıştır ancak sınıfta en düşük notu kendisi almıştır.

Çünkü şairin anlatmak istediği şeyle şiirin anlattığı şey arasında farklılık söz konusudur. Zihindeki bilgi, kavram, kurgu teori olarak sıradan bir özellik taşır. Zihindeki bu fikirlerin şiir diliyle kendine varlık alanı bulması kişiden kişiye değişen bir anlama sahip metnin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Bu anekdota bakıldığında bir şiirin gerçek anlamının şairin kafasındaki anlam olması düşüncesinin yanlışlığı karşımıza çıkmaktadır.


Tüm bu unsurları düşündüğümüzde bir şiirin gerçek anlamının şairinin kafasındaki anlam olduğu düşüncesinin sağlam bir bakış açısı olmadığını söyleyebileceğimizi sanıyorum.

Çünkü şairin kafasındaki anlamla ürettiği metindeki anlam arasında farklılık olabileceği gibi bir metin her okuyucuda farklı bir anlam da üretebilme özelliğine sahiptir.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104