banner6

Üç anahtar: Güven, samimiyet ve sıcaklık

banner37

Üç anahtar: Güven, samimiyet ve sıcaklık
banner150 banner151 banner143

Psk. Ayla KAHRAMAN
 


Kadın ve erkek arasındaki ilişkinin “doğru” ilişki olup olmadığını, yaşamadan anlamak oldukça zor. “Nihayet, sonunda, buldum” duygusunun egemen olduğu başlangıçlar bazen çok kısa ömürlü olabiliyor. Bazen ise yıllar süren ilişkiler bitebiliyor veya “görünüşte” devam ediyor.

Ölmüş ama cenazesi kaldırılmamış gibi.

Nasıl oluyor da karşımızdakinin doğruluğuna hiç sorgulamadan inanıyoruz?

Nasıl oluyor da onun bize hissettirdiklerini, o da hissediyor diye düşünüyoruz?

Zaman gerçekten de zor bir zaman. Cinsel çekimin koşulsuz üstünlüğünün cirit attığı ilişkiler ormanında, gerçek aşkı yakalamak artık çok da kolay değil.

Aşksız cinsel ilişkiler ve tutkusuz aşklar arasında savrulup duran kadın ve erkekler.

Sanırım, ilişkilerde yaşanan hayal kırıklıkları, yüzyıllar geçse de bitmeyecek. Bazı ilişkiler çıkara dayalı olacak. İhtiyaç bitince ilişki de bitecek.

Bununla beraber, hayal kırıklıklarını, boşa zaman harcamayı engelleyecek birkaç yol olmalı.

Yok gibi görünüyorsa eğer, aramaya başlamalıyız.

İlk aklıma gelen, güven kavramıdır. Sevgiye, aşka inanmanın gereğidir güven. Bu nedenle, güvendiğinizde, artık onu kabul etmiş olursunuz. Kendinizi de.

Sormalıyız kendimize. Birine güvendiğimizi nasıl anlarız diye.

En güçlü hissettiğimiz zaman mı?

Duygularımızın coşkun sel gibi aktığı anda mı?

Kendimizi mutlu ve iyi hissettiğimizde mi?

Farkında mısınız, bunlar yeterli değil. Duygular değişken ve yanıltıcıdır. Anlık da olabilir, ömre de sığabilir.

Güçlü hissetmeye gelince… sürekliliği olmayan bir durumdur sadece. Sert kayalar bile, kuma dönüşür. Doğanın yasası bu.

Mutluluk ve iyi hissetmeye gelince. Sanırım klinik hocam söylemişti: “sürekli mutluluk ve iyi hissetme, ancak, akıl hastanelerinin kronik servislerinde yatan kişiler için mümkündür” diye.

O zaman?

Aşk, sevgi, bağlılık… güçsüzleştiren kavramlar değil midir?

Ama bunlara ihtiyacımız var. Dosta, kardeşe, anne babaya, evlada duyduğumuz ihtiyaç kadar hatta fazlası, bir sevgiliye de ihtiyaç duyarız.

Bu ihtiyacın zorlamasıyla yaparız hatalarımızı. Bu nedenle hatayı ve acıları azaltacak yollar ararız.

Bir düşünün. En zayıf, güçsüz halinizde güvenebileceğiniz bir sevdalınız var mı? Kendinizi düşünebildiğiniz en berbat durumu gözünüzün önüne getirin ve ona göre karar verin.

Basit soru ama yanıtı çok değerli çünkü kalıcı ilişkilere duyduğumuz ihtiyacın ilk anahtarıdır bu: güven.Güven duygusu sınavını vermek için, bizim zayıflıklarımızdan ders alır. İşte bu nedenle “güven” ilişkiler açısından çok önemli bir anahtardır. Her şey yolundayken, severken, eğlenirken aşk yaparken güvenmekten değil; en zor anlarda saklanan güvenden söz ediyorum.

Doğru bir ilişki yaşamak istiyorsak, güven yanında bir başka anahtara daha ihtiyacımız vardır. Çok sık dillendiririz, bilirsiniz. Kendini olduğun gibi yansıtma diye bir şey var. Yalansız, dolansız ve sahte kimliklere öykünmeden. Kısaca samimi dışa vurumlar diyelim mi? Veya dürüstlük?

İşte çiftin her bir eşi bu doğal yansıtmayı hedeflemezse, o ilişki doğru ilişki olamaz. Sahtelik, ilişkiyi başlatacak cazibeye güç verir. Özellikle ne istediğinizi empati yeteneği ile anlayan kişilerin, size aşk sunumu yapmaları kolaydır. Etkilenmeniz de doğaldır elbette. Tek farkla, samimi değildir. Elinde olmayan bir şeyi vermeye çalışmaktadır sadece.

İlişkilerin devamı için samimiyet şarttır. Çiftin her bir eşi, yalana dolana sapmadan, kendini ifade edebilmeyi başarırsa, o ilişkinin devam etme şansı olur. İkinci anahtarımız da bu.

Samimiyet, içtenlik, dürüstlük anahtarını tek başına kullanmanızın sonucunu kestirmek zor değil. Hayal kırıklıkları ve boşa harcanmış zaman. Siz içten, samimi, yalansız, dolansızsınız ama hayatınızdaki kişi böyle değilse, geç kalmadan nasıl anlayacaksınız?

İkinci anahtar da zor anlarda işe yarar. Eğlenirken, gezip tozarken değil; eller taşın altına girdiği zaman sevgilinizin ne olduğunu anlarsınız. Bir sahtekâr mı yoksa zor anları, paylaşan, bundan gocunmayan ve yanınızda kalmayı bir fedakârlık olarak görmeyen biri mi? İyi seks yapması, romantikliği, sempatisi falan karar vermede çok da etkin değil. Egosu şiş, içi boş insanlar patlayıverir bir anda. Böylece, çok da üzülmeden, anlarsınız ne olduğunu.

Onu, tepkilerini tahmin edersiniz. Onu tanırsınız. Gerçekten tanır ve kabul edersiniz. İşte ikinci anahtarı da kullandınız. İkinci anahtar, aynı zamanda ilişkinizin geleceğidir de. “Devam” demenin şartıdır.

Doğru ilişkilerde sıcaklık vardır. Çok zor bir günün ardından onu gördüğünüzde, içiniz ısınıverir. Bunun için bir şey yapması, söylemesi gerekmez. Üçüncü anahtar da bu işte. Öyle ki, o gün ile ilgili planlarınız veya beklentileriniz var, örneğin. Onun varlığı, bunların önüne geçiverir. Unutuverirsiniz ve gülümsemeye devam edersiniz. Bunun yanında farz edin ki eksik davrandınız veya hata yaptınız. Gönülden affedilirsiniz. Laf icabı değil ve bir ayrıntı daha: doğru ilişkilerde borçlu hissetmek diye bir kavram yoktur.

Konuştuklarımız, uygulanması kolay şeyler değildir. Ama unutmayın, hepimizin aradığı, özlediği şeylerdir. Biraz cesaret ve kendine güven ile doğru aşklara ulaşmayı başaracağımıza inanmamız gerekir.

Son bir nokta: zamana karşı zafer kazanmış bir ilişkinin ortağı olma şansıdır bu.


 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110