Vietnam’ın güneyine yolculuk

banner37

banner87
Vietnam’ın güneyine yolculuk
banner90
banner99

     Güney Çin Denizi’ne doğru yol alırken, muson mevsiminin gri ve yağmurlu havası yol arkadaşımız olmaya devam etti. Güney Vietnam’da ilk durağımız Hoi An şehri oldu. Vietnam’ın antik kenti olan bu yer, Güneydoğu Asya’nın ticaret limanı olma özelliğini tüm mimari yapıları ile koruduğundan UNESCO tarafından Dünya Mirası listesinde yer almıştır. 

    Huzurlu buluşma mekanı anlamına gelen Hoi An bu ismin hakkını sonuna kadar vermekte. Bununla beraber buradaki dükkanlardan el dikimi kıyafet ve el yapımı ayakkabılar için ölçüler verebilir bunları birkaç saat ile birkaç günde yaparak size hazır edebilirler. Renkli sokaklarından huzuru koklayarak ve gece melteminin tatlı esintisi altında, gece fenerlerinden geçerek tüm tarihin, o güzel elinin oluşturduğu güzelim antik şehri dolaştık. Japonların sanat eseri sayılacak kadar güzel köprüsü, bu şehrin boynunda nadir bulunan inci kolye gibi durmakta.

    Hoi An gezimizi tamamladıktan sonra, geniş yolları ve sahil şeridinde bin bir ağaçla sarılı parklar ile dolu olan Nha Trang’a vardık. Doğa sevenler için pek bir güzellik taşımasa da mavi sularının dağlara dokunduğu sahil çevresinde, tüple dalış yapıp zengin sualtı yaşamını deneyimlemek bir başka güzeldi.

   Nha Trang’ı arkamızda bırakarak, bir diğer unutulmaz durağımız olan Dalat’a geldik. Fransız koloniyel mimarisinin enfes binaları ile Fransız yüksek sosyetesinin dinlenme alanı olan bu şehir, doğanın tam kalbinde, doğaya uyumlu bir şekilde yaşamakta. Buraya gelen her gezgin şehrin merkezindeki kalabalıktan kaçarak hemen arkada yükselen yeşil tepelere doğru kendisini atmakta. Bununla birlikte şehrin içindeki küçük baharat dükkanlarını, baharat kokusundan sarhoş olana kadar gezmeniz mümkün. Bir de buraya gelenlerin tatmadan gitmedikleri, buraya özgü enginar çayları. Bunun hem tadılması, hem de hediyelik olarak alınması mümkün.

   Burayı ziyaretlerin çoğunluğu gibi bizde bisiklet kiralayarak, doğanın gizli kalmış noktaları ile ilginç köylerini gezmeye başladık. Sabahın çok erken saatlerinde başladığımız bisikletli turun ilk durağı böceklerin yetiştirilip, birçok restorana servis edildiği böcek çiftliğini gezmek oldu. Evet böcekler derin bir yağda kızartılıp, buradaki insanlarca çerez misali tüketiliyor. Uzun bir bisiklet sürüşü sonrası dünyanın en pahalı (kilosu yaklaşık 1000 USD) kahvelerinden sayılan ve misk kedisinin dışkısından imal edilen Luwak kahvesinin tadına baktık.

   Ardından bir sonraki durağımız uçsuz bucaksız görünen kahve bahçeleri oldu. Yeşil dalların arasından salkım salkım dökülen kahve çekirdeklerine dokunarak, Elephant Şelalesi’nin coşkun sularının yanına geldik. Şelalenin coşkun sularının biraz yukarısında burada çok ünlü olan Lihn Son Pagodasını ve gülen Budha heykelini ziyaret ettik.

   Yol bizi tüm kadınların sözünün geçtiği, tamamı ahşap küçük bir köye getirdi. Köyün ilginçliği burada erkeklerin değil kadınların daha fazla söz sahibi olmasıydı. Bu evlenen çiftlerde erkeğin, kadının soyadını alması ve çocuk yetiştirmede erkeğin bu işi üstlenmesi de ayrı bir ilginçlik sayılmakta.

   Yaklaşık 40 kilometre süren gezimiz tepelerden, ormanlardan, küçük köylerden ve ilginç insanların arasından geçti. Yol aldığımız her köşeden bir başka güzellik bizi karşıladı. Bazen bir ormanın rüzgarda sallanan ağaçların sesi bazen bize bakıp gülümseyen bir çocuğun tatlı sıcaklığı, bezen de farklı ve yabancı bir coğrafyada bulunmanın getirdiği merak hissi... Daha önceki yazılarda belirttiğim gibi Vietnam keşfedilmeyi bekleyen bir cennet.

   Gezmeye kalın…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108