Vietnam’ın saklı bahçesi: Phu Quoch

banner37

banner87
Vietnam’ın saklı bahçesi: Phu Quoch
banner90
banner8

Münevver Nizam KAHVECİSOY

   Doğa ananın, kucağında öpüp okşayarak sakladığı bu cennet adada geçirdiğimiz rüyayı andıran günlerinin sonuncu sabahına, bulutlu ama sakin bir güne uyandık. Bembeyaz kumlar ile çevrili plajlarının etrafında bir ressamın paletinde bıraktığı karmakarışık renkler ile donanmış bir manzara içerisinde yol almaya başladık. Asfaltın tükendiği ve vahşi doğanın çevremizi sardığı kıpkırmızı bir yoldan bata çıka giderek, sanki ilk kez ayak basılacakmış gibi duran bir sahilden, küçük motorlu kayıklarla, ondan biraz daha büyükçe sayılacak gemimize bindik.

   Manzara denizden bir başka güzeldi. Yükselip alçalan coğrafya üzerinde, sık ağaçların dantel gibi ördüğü sahil şeridi, turkuaz sular ile muhteşem bir manzara sergiliyordu. Teknemiz bizi, minicik kumsalı olan küçük bir adanın yakınına bıraktı. Adaya doğru yüzerken, denizin altındaki sayısız deniz altı yaşamı, bir metropolün kalabalık caddesi gibi çeşitli ve dolu doluydu. Yüzüp çıktığımız bu adanın minik kumsalından, Phu Quoch Adası tüm gizemleri ile durdu. Sanki hiç insan yaşamı yoktu ve hiç dokunulmamış gibiydi.

   Turumuz, sakin ve sessiz sularda, bir buz üstünde kayar gibi geçtikten sonra, karaya çıktık. Bindiğimiz minibüsle, birbirine paralel uzanan onlarca istiridye çiftliğinin olduğu bir bölgeye gittik. Orada bizlere bir incinin nasıl yaratıldığı anlatıldı. Hayatımızda ilk kez bir incinin bir istiridyenin karnından nasıl çıkarıldığını gördük. Ayrıca bir inci tanelerinden neler yapılabileceğini.

   Turun sonunda, kasaba merkezinden bir motor kiralayarak, adanın ormanları ve bu ormanların kıyılarına kurulan karabiber bahçelerini gezdik. Adanın ormanları içerisinde tek tük evler ve bu evlerde yaşamını sürdüren güler yüzlü insanların arasından geçerek, büyük sayılabilecek bir karabiber bahçesine çıktık.

   Önünde kırmızı kapaklı plastik kutular ile karabiber taneleri satan güler yüzlü çiftlik sahibi bize tarlasını gezdirme nezaketinde bulundu. Sabah gördüğümüz inci taneleri gibi salkım salkım dalından dökülen yeşil taneler, bizim her gün evimizde kullandığımız, karabiber tanelerine dönüşmekte. Oradan hatırı sayılır miktarda karabiber alarak ormanların içerisinde kaybolduk.

   Her adımda daha da yükselen ağaçların arasından dolanarak, sağımızda ve solumuzda bulunan koyu yeşil ormanın taşıdığı muhteşem orman kokusu ciğerlerimize doldu. Sonra yol bizi, çok uzaklarda bir sahil şeridine çıkardı. Vahşi dalgaların dövmeye başladığı kıyılarda, palmiye ağaçları katıla katıla gülen insanlar gibi tüm gövdelerini bir öne bir arkaya atıyordu. Sanki bir rüya gibi bir adım gerimiz sessiz ve sakin bir adım sonramız kıyamet. Kıyı şeridinin rüzgarını bir yanımıza alıp kasabaya geri geldik.

  Gün batmadan hemen önce otelimize vardığımızda kendimizi sakinleşen kumsala attık. Artık karşımızdaki güneş yavaşça ufka doğru yol alırken, sarı ve kırmızı renkleri birbiri ile dans etmeye başladı. Hiçbir romantik an bu kadar muhteşem olmaz. Denize gömülen güneşin bıraktığı o turuncu kızıllık anlatılamaz bir durumdu. Güneş yavaşça denizin üzerinde sönerken hemen arkasında, alacakaranlık ve bir yıldız nehri belirlemeye başladı. Soğuyan kumların üzerinde, yıldızların yanıp söner gibi görünen dansını izledik.

   Phu Quoch Adasına ertesi gün elveda derken, kasabanın yeni uyanan doğası, olanca güzelliği ile bizi uğurladı. Yüreğimizde, bu adanın bıraktığı o muhteşem iz ve derin hatıralarımızı küçük kalan bavulumuzdan taşırarak geri dönü yolumuza çıktık.

  Gezmeyle kalın….

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75