banner6

Ya göründüğüm gibi değilsem: Sahtekarlık sendromu

banner37

Ya göründüğüm gibi değilsem: Sahtekarlık sendromu
banner151 banner143

Psk. Ayla KAHRAMAN



Ya göründüğüm gibi değilsem: Bu bir duygu ve kişinin kendini algılama biçimine dönüştüğünde, psikologların “Sahtekârlık Sendromu” dediği durum, kişiye ve yaşamına egemen olur.

Sahtekârlık sendromu yaşayan kişi; elde ettiği başarıları, eşini, sevgilisini, çocuklarını, ailesini ve onu hayata bağlayan, başarılı ve mutlu hissettiren pek çok elde edişini hak etmediğini düşünür.  Layık olmadığı elde edişlerin ortaya çıkardığı yetersizlik duygularını yaşarken, başka insanlara karşı dürüst olmadığını sanır.

Birilerini kandırıyor olduğunu düşünmek, bir kalp ağrısı gibidir.

Elde ettiklerinde kendi başarısını görmek yerine, başkalarının haklarını gasp ettiğini düşünmek, bu sendromun kişiye yaşattığı genel bir bakış haline gelir. Bu nedenle kendinden şüphe duymaya, elde ettikleri için kendine değil tesadüfe veya şansa inanmaya başlar.

Böylelikle, sahtekarlık sendromu, kendinden şüphe duyan, kendine ve yeteneklerine güvenmeyen bir kişiliğin yaşadığı ıstırap ile yoğrulmasına neden olur.

Sahtekarlık sendromunu arada bir yaşadığımız güvensizlikle veya iş, aşk, aile hayatımızda karşılaştığımız sorunlarla karıştırmamalıyız. Sorunlar olur ve bazen çözemeyiz. Bu doğal durumun bu sendrom ile ilgisi yoktur.

Sendromun en önemli özelliği, kişinin elde edişlerine yönelik olarak kendi yeteneklerini, çabasını ve çalışmasını görmezden gelmesidir. Böylece elde ettiklerinin kendi eseri olduğunun ayırdına varamaz ve hak etmediği bir şeyleri çalmış gibi hisseder.

Bu sendromu yaşayan kişiye zekâ ve çalışkanlığının veya ailesi için attığı doğru adımların olumlu sonuçları elde etmesine yaradığını anlatmaya kalkıştığınızda, anlamazlıktan gelirler. Yaptıklarını değersiz ve yetersiz görme eğilimindedirler: “bunları herkes yapabilir” gibi. Durum böyle olunca, onları hep çok çalışan, fazla emek harcayan, başkalarına düşen görevleri de sırtlayan kişiler olarak görebilirsiniz. Bununla da kalmazlar, takdir edildiklerinde, bunu davranışlarıyla reddederler: “Ne yaptım ki ne önemi var?”

Araştırmacılara göre, bu sendromun pek çok nedeni var.

Çok küçük yaşlardan, kişiliğe yerleşen utanç duygusundan tutun da yetersiz sevgi, depresif çöküntü, bazı kaygı bozuklukları, mükemmeliyetçilik, dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu, hatta yüksek zekâ…

Utanç duygusu, kişinin sırtında giderek ağırlaşan ve kendini değersiz görmesine neden olan gereksiz bir yüktür. Özellikle, belli kalıplara uymadığı, büyüklerin emirlerini dinlemediği için utandırılan çocuklarda bunu görebilirsiniz.

Annesi, eşi gibi yakın kişiler tarafından sürekli eleştirilen ve takdir görmeyen insanlar da bu sendromu yaşayabilir. Depresyon veya benzeri durumlarda kişi zaten kendinden hoşnut değildir. Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite yaşayan çocuk ve yetişkinlerin durumunu tahmin edebilirsiniz. Yetiştirmek için her zaman daha fazla gayret göstermek zorundadırlar.

Ama zekâ ile alakası ne ki diye düşünebilirsiniz. Sıra dışı zekâ veya yetenek taşıyan kişiler, aslında iyi, yeterli, doğru veya güzel olan pek çok etkinliklerini yetersiz bulabilirler. Bize mükemmel gelen işlerinde sorun bulmaya eğilimlidirler.

Bunun sürekliliğinde bu sendromun ortaya çıkması da olasılık dahilindedir. Hele bir de emeklerinin sömürülmesine uygun bir ortamda iseler, bu durumun devam etmesi için koşullar da onları zorlar.

Bu nedenle çalışırlar, daha çok çalışırlar ve buna devam ederler.

Tahmin edeceğiniz gibi bu sendromu yaşayan kişinin; kendini olduğu gibi algılamaya, tanımaya ve kabul etmeye ihtiyacı vardır. Bir yerlerde, kendine yönelik olumlu ve geliştirici bakış açısını ve kendine inanmayı bırakmıştır ve tekrar elde etmesi gerekir.


Öncelikle kişi, bu sendromu yaşıyorsa, kendi varoluşuna yönelik bir yolculuğa girmeli ve yaşadığı sendromun nedenlerini anlayıp çözümlemeyi denemelidir.

Kişinin yaşamına, yaptıklarına, elde edişlerine ve aynı yolda yürüdüğü kişilere yönelik doğru algılara ihtiyacı vardır ve bu öncelikle kendini eksiltecek eleştirilerden uzaklaşması ile olur. Kişi kendini olduğu gibi kabul edebilme cesareti gösterdiğinde, gizli bir yerlerde bekleyen benlik değeri ve ona bağlı benlik saygısı ortaya çıkma fırsatı bulacaktır.

Yaptıklarına duyduğu güven ile yapacaklarına yön verebilecek ve ortaya çıkan üründeki varlığını, biricikliğini kabul edecektir.

Elde edişlerinin arkasındaki yetenek, eğitim ve beceriyi kabul ettiğinde, kendine güven duygusu da tazelenecektir.

Elde edişlerindeki emeğini kabul ettiğinde ve bu emeğe saygı duyduğunda, sömürülme olasılığı da ortadan kalkabilecektir.

Sonuç mu? Kendi başarılarına ve elde edişlerine sahip çıkmak, muhteşem bir güzelliktir. Hele bu noktadan sonra, başkalarının takdirini, kabulünü fark etmek ayrı bir tat elbette. Ama en önemlisi, “ben” olma ve o “ben”i kabul etme ve sevgiyle sarıp yola devam edebilmektir.


 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104