Kıbrıs Türkü, geç de olsa kendi yolunu çizmek zorunda kaldı…

  Maraş, gündemdeki yerini korumaya devam ederken, konuya ilişkin açıklamalar da peş peşine geliyor. KKTC Cumhurbaşkanlığı, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile BM Genel Sekreteri’nin Sözcüsü Dujarric’in açıklamalarını eleştirdi. Yanıtta AB ve BM’nin yansız davranması gerektiği vurgulandı.

   Gerek Borrell’e, gerekse BM’ye dün bu sütunda gerekli yanıtları verdiğimiz için üzerinde daha fazla durmak niyetinde değiliz. Ancak şunu tekrarlamak isteriz ki, bu müzakere süreci 52 yıldır sürüyor. Allah aşkına bu zaman zarfında bir arpa boyu yol kat edilebildi mi? Bunun nedenlerini kendileri de gayet iyi bilmelerine rağmen, iş ola açıklamalar yapıyor, böylelikle dolaylı da olsa, Rum tarafını yine şımartma ve uzlaşmaz kılma siyasetinden vazgeçmiyorlar. Tam tersini yapsalar ve Kıbrıs’ta iki taraf arasında eşit mesafe uygulasalardı, bu sorun çoktan çözüme kavuşabilirdi. Ancak öyle anlaşılıyor ki, hâlâ gerçekleri anlamamak veya anlamak istememekte ısrar ediyorlar. Sonuçta bunun, çözüm sürecine en ufak bir katkısı yoktur. Aynı BM’nin, 28 yıl süren Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığında olumlu bir katkısı oldu mu da, Kıbrıs’ta da olacak?

   Evet; açıklamalar birbiri ardına geliyor dedik. Örneğin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, TRT World’e konuşurken, Maraş’la ilgili amaçlarının eski mülk sahiplerinin yeniden mülklerine dönmelerini sağlamak olduğunu yineledi, yaptıkları açılımın mal sahibi Rumlar tarafından da destek gördüğünü kaydetti. Tatar, “Maraş’ın daha fazla kapalı kalmasının anlamı kalmadı” dedi.

   MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Kıbrıs’ta iki kesimli egemen devlet yapılanması artık bir mecburiyettir” dedi ve “Kıbrıs bizim için milli bir meseledir. Hiçbir şart altında tavizi olmaz, dönüşü olmaz, ihmali olmaz, ihlali olmaz, teslimi ise asla düşünülemez” şeklinde görüş belirtti. Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da, Kıbrıs’ın, Türkiye’nin milli bir meselesi olduğunu yineledi ve “KKTC’nin hakkına, hukukuna sahip çıkacak, hiçbir şekilde çiğnetmeyeceğiz” dedi. Eski görüşmeci ve Emekli Büyükelçi Osman Ertuğ, egemen eşitliğin ve kendi kaderini tayin hakkının gündeme geldiğini ve bunun bir devlet politikası olarak ortaya konulduğunu vurguladı, “Halk ‘İki devletli çözüme’ evet dedi” şeklinde konuştu.

   Lafı fazla uzatmaya gerek yok. En önemlisi, gelelim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine… Erdoğan, “Türkiye ile KKTC’yi birbirinden ayırmak isteyenlere en güzel cevabı verdiğimize inanıyorum ” dedi ve KKTC hükümetinin bir süre önce Kapalı Maraş’ın sahil şeridini halka açma kararını ‘cesur bir adım’ diye niteledi, Türkiye’nin de bu cesur adımı desteklediğini söyledi. Erdoğan, “Maraş’ta gerçekleştirdiğimiz program, bölgenin hızla canlanmasını sağlayacak adımlar konusundaki kararlılığımızın göstergesidir. KKTC gerçeğini bölgede ve tüm dünyada kabul ettirecek bir döneme girdiğimize inanıyorum” şeklinde görüş beyan etti.

   Üzerinde durmak istediğimiz şudur: Gerçekten Türkiye ile KKTC’yi birbirinden ayırmak için çok uğraşlar verildi, çok paralar akıtıldı, çok eylemler yapıldı. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıslı Türklere, “Türkiye ile göbek bağınızı kesin ve bize gelin, göbek bağınızı bizimle birleştirin” mealinde çağrılar yaptığında, Türkiye karşıtı eylemler daha da hız kazandı, tırmandırıldı. Bilinçli olarak. Belirli çevreler Ankara’ya daha da yüklendi, Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının arasını açmak ve Anastasiadis ile AB’yi ve ‘diğerlerini’ mutlu kılmak için elden gelen her şey yapıldı… Sırf Rum ve Yunan ikilisine olduğu kadar, destekçilerine de şirin görünebilme uğruna bir dedikleri iki edilmedi. Ama, Kıbrıs Türk halkını anavatan olarak bildiği Türkiye’den soğutmak ve bağlarını kopartmaktı. Böylelikle bu halkı, Rum Yönetiminin boyunduruğu altına girecek, Batı Trakya’daki Türklerin durumuna düşecek, azınlık haklarına rıza gösterecekti. Kıbrıs Türkünün böyle bir onursuzluğa tahammülü olmadığı için artık ‘egemen eşitlik temelinde iki ayrı devlet’ tezini ortaya koymuş bulunuyor.    

   Madem ki karşı taraf uzlaşmaz tavrını bu güne kadar sürdürdü ve halen de sürdürmektedir, KKTC’nin de kendine yeni bir yol haritası çizmesi gerekirdi. Mesele bundan ibarettir.

                                                                               ***

Emekli Okul Müdürü Ali Beyoğlu

ve Bolçocuk, sonsuzluğa uğurlandı

   Beyoğlu ailesinin değerli büyüğü, sevilen ve sayılan iyi insan, Emekli Okul Müdürü Ali Beyoğlu, önceki gün İskele’de sonsuzluğa uğurlandı. Bugün ise saat 17.00’de kendi evinde mevlit okutulacaktır. Sevgili eşi Ümran hanım, evlatları Kamil Beyoğlu, İsmail-Şeyda Beyoğlu, Hayri-Arzu Beyoğlu, torunları Ali (Kamil)-Pembe Beyoğlu, Ali (İsmail) Beyoğlu, Salih-Sevil Beyoğlu, İbrahim, Umar, Altekin, Defne ve Derin Beyoğlu, acılarının sonsuz olduğunu ifade ederek, nur içinde yatması ve mekânının cennet olmasını dilediler.

   Öte yandan aslen Bahçalar’lı olup, Karaoğlanoğlu’nda ikamet eden, Bolçocuk ailesinin meleği, Durmuş Bolçocuk’un kıymetli eşi, can yoldaşı, hayat arkadaşı Aliye Bolçocuk’un vefatı, ailesinin yanı sıra, sevenlerini de derinden üzdü. Aynı zamanda bir çınar olan Aliye Bolçocuk, dün Karaoğlanoğlu’nda sonsuzluğa uğurlandı.

Eşi Durmuş Bolçocuk, evlatları Bengül Cicibaba, Beniz İbrahim, damadı Kemal Cicibaba, torunları Benal ve Durmuş Cicibaba, Hasan, İlhan ve Hakan İbrahim ile kardeşleri Halil Ahmet Tutku ve Hüdaverdi-Semra Tutku, acılarının büyük olduğunu tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyururken, ‘Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun’ dediler. Aliye Bolçocuk; Şehit Fahri Tutku, merhume Münevver Tınaztepe, merhume Güzide Özkumlu’nun kardeşleriydi. Bu arada Emine-Kerem Hasan da, canlarından çok sevdikleri, herkes tarafından sevilip sayılan, iyiliksever kıymetli yengeleri Aliye hanımın vefatından duydukları derin acıyı ifade ederek, nur içinde yatmasını ve mekânının cennet olmasını temenni ettiler.

   Diğer yandan LAÜ Mütevelli Heyeti ve Rektörlüğü, kıymetli öğrencilerinden Alperen Avcı’ya Allah’tan rahmet, yaslı ailesine sabır ve başsağlığı diledi.

 

 

YORUM EKLE

banner75