21’inci yüzyılın tehdidi: Yalnızlık

banner37

21’inci yüzyılın tehdidi: Yalnızlık
banner90
banner8

Ayla KAHRAMAN (Psikolog)

21’inci yüzyıl insanı her yönden tehdit altındadır. Salgınlar, savaşlar, ekonomik sıkıntılar bir yanda, parçalanmış aile ve kalabalıklar içinde tek başına hissettiren sosyal yaşamlar diğer yanda.

Ne istediğini bilmeyen, istediğini sandığı şeylerin aslında ondan beklenenler olduğunu fark eden insan; içerisinde oluşan boşluğun ağırlığı altındadır. Boşluğu doldurmak için, eşten, sevgiliden, evlattan, dosttan beklenenler var. Ancak bunlar yetmediğinde veya esas ihtiyaçlara yanıt vermediğinde, yüzyılımızın insanı daha çok yalnız hissetmektedir.

Yalnız hissetme, endişe bozukluğuna, depresyona, öfke patlamalarına neden olacak kadar, bizi hastalandıran bir duygu durumudur. Yalnızlık; dışarıda hissetmek, dışlanmış hissetmek demek. Bu çok acı verici bir duygudur. Ruh ve beden sağlığını tehdit edecek kadar hem de.

Çağımızın önemli korkularından biri yalnız kalma korkusudur. Bu korkudan dolayı, işlevsiz ve bizi yaralamaktan başka işe yaramayan ilişkileri sürdürmeye çalışırız.

İnsan bağımlılığı denilen, sevgiden bağımsız köle-efendi ilişkilerinin içine batarız. Çaresiz hissettiren ve kurtulmayı arzulamadığımız ilişkiler içinde boğulmayı göze alırız. Her biten ilişkide çaresizliğimiz ve yalnızlığımız artar.

Çünkü, yalnız kalmaktan korkarız.

Bu korku ile, gündelik yaşamı kalabalık bir “yapılacaklar listesi” ile doldururuz. Boş kalıp da ne kadar yalnız olduğumuzu idrak etmekten kaçınırız.

banner134
Bu da yetmez, ait hissetmek adına, kalabalık insan gruplarının birer parçası olmaya çalışırız. Sosyal insan olduğumuzu hissettiğimizde -geçici de olsa- yalnız hissetmeyiz.

Bu nedenle aile isteriz, dostlar isteriz. Başkaları tarafından tercih edilmek isteriz.

Bütün bunlara rağmen, an gelir ve yalnızlığın, kimsesizliğin acı ilacını içiveririz.

İçimiz boşalmış gibidir ve acı çekmekteyizdir.

Sosyal ve duygusal ilişkilerdeki doyum; yalnız hissetmemenin anahtarı gibi görünüyor. Ancak çok fazla duygusal ve sosyal deneyim, bıkkınlık ve can sıkıntısına, anlamsızlığa neden olabiliyor. Kişinin kendi içsel değerlerini fark etmesini engelleyebiliyor. Bu nedenle insan, kendini keşfetmek için gerektiğinde yalnızlığı tercih etmeyi başarmalıdır. Sosyal duygusal yaşam ve bireysellik arasında, uçurum olmamalı; anlamlı köprüler kurulabilmelidir.

Böylelikle, kendinden uzaklaşmayan, kendini ve ihtiyaçlarını bilen insan; yalnız hissetmek yerine, ait olduğunu duyumsayabilir.

Hepinize, yalnız değil ait hissettiğiniz mutlu bir yıl dileğiyle.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75