9 Ağustos’un gündemi; “meselenin özü”, “doğalgaz”, “güven artırıcı önlemler”

banner37

Yaklaşık 2 yıldır kesintiye uğrayan müzakere sürecinin ardından liderler 9 Ağustos’ta bir araya geliyor. KIBRIS’a konuşan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Açık bir gündemle gidiyoruz. Ön yargı yok, ön koşul yok” dedi ve masaya götüreceklerini sıraladı

banner87
9 Ağustos’un gündemi;  “meselenin özü”, “doğalgaz”,  “güven artırıcı önlemler”
banner99

AKINCI, HAZIRLIĞINI YAPTI… Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 9 Ağustos’ta Rum Lider Nikos Anastasiadis’le yapacağı görüşmeye hazırlanıyor. Uzun süre sonra Rum Lider’le bir araya gelecek olan Akıncı, “Hedefimiz federasyon ve çözüm” dedi. Rum Yönetimi’nin artık niyetini kesin olarak ortaya koyması gerektiğini belirten Akıncı, müzakerelerin gidişatıyla ilgili sürecin belirleyicisinin 9 Ağustos’ta yapılacak görüşme olacağını söyledi. Akıncı, “Görüşmede, meselenin özüyle ilgili bizi 5’li konferansa götürecek yol haritası çıkarabilir miyiz? Güven artırıcı önlemler ve doğal gaz olayını ele alacağız” dedi.

“TARİHİ FIRSATIN YİTİRİLMESİNİN NEDENİ BEN OLMADIM”… “Cumhurbaşkanlığı seçimine girerken, halka ilettiğim dört boyutlu siyaset vardı. Bunların en önemlisi çözüm odaklı siyaset izleyeceğim yönündeydi. Bu vaadimin de sonuna kadar arkasında durdum. Çözüme ramak kaldı noktasına kadar süreç geldi ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ‘tarihi bir fırsat yitirildi’ dedi. Tarihi fırsatın yitirilmesinin nedeni de ben olmadım. Bunu da herkes biliyor.”

“SPOR KOMİTESİ ÖNERİSİ YAPILACAK”… “Biz federasyon istiyoruz. Eğer yapacağımız federasyon ise yetkileri, gücü ve zenginlikleri paylaşmayı öğreneceğiz. Durumun ne olduğunu 9 Ağustos’ta göreceğiz. O gün hidrokarbon konusunu da konuşmamız gerekiyor. Bir de güven artırıcı önlemler meselesinde eskileri uyguladığımız için yeni öneriler gündeme geldi. Mesela iki tarafta da kullanılan araç sigortası konusu... Sayın Anastasiadis’e ‘Spor Komitesi’ kurulması önerisini götürebiliriz. Spor aracılığıyla gençliği bir araya getirmenin yollarını bulmak çok iyi olacak.”

BM’DE 3’LÜ GÖRÜŞME, 9 AĞUSTOS’A BAĞLI… “BM Genel Sekreteri, ‘başarısızlığın felaket olacağı’ gerçeğiyle daha hesaplı gidilmesi gerektiğini söylüyor. Genel Sekreter de referans kavramlarının bir an önce halledilmesini istiyor. Boşa kürek çekmek istemiyor. Bizimle eylüldeki BM Genel Kurulu’nda görüşmeye hazır. Bu 3’lü görüşme planlaması değil, ayrı ayrı görüşme olacak. 3’lü görüşme için 9 Ağustos’taki toplantının sonuçlarını görmek istiyor. 3’lü görüşme olacaksa beraber planlayacağız.”

“‘EVET EFENDİMCİ’ TAVRIM OLMAYACAĞINI SÖYLEMİŞTİM”… “Türkiye’yle münasebetlerde kişilikli, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki öngördüm. Bunu da kendi payıma düşen sorumluluklar çerçevesinde yerine getirdiğim kanaatindeyim. Türkiye’yle sürekli kavga eden bir profil olmayacağımı ama her söylenene de doğru ya da yanlış ‘evet efendimci’ bir tavrım olmayacağını söyleyerek göreve geldim. Ne çatışma, ne teslimiyet. Bunu da yerine getirdiğime inanıyorum.”

“HÜKÜMETLE KONUŞTUĞUMUZ AMA YARIM YAPILAN BİR İŞ”… “Hükümetlere, iç meselelerle ilgili kaygı, düşünce ve önerilerimizi iletiyoruz. Bazı konularda önerilerimiz yerine geldiği gibi, bazı konularda ya hiç ya da yarım geliyor. Cep telefonlarının adanın her iki tarafında kullanılmasıyla ilgili konuşma ücretlerindeki vergi yükünün azaltılmasını konuştuk, uzlaştık. İndirim sadece toptan fiyatlarda yapıldı, perakende fiyatlarda indirim yapılmadı. Konuşma ücretinin dakikası 4 TL’ye geldi. Vergiler indirilirse, ücret 2-2.5 TL’ye düşecek, belki farklı paketlerde rakam daha da aşağıya çekilecek. Hükümetlerle konuşup da istediğimiz ama yarım yapılan bir iş oldu.”

“CUMHURBAŞKANLIĞI ATLANMAK İSTENİRSE, SIKINTI OLUŞUR”… “Halktan yetki almış olan, hangi çerçevede bu yetkiyi talep ettiği belli olan, yıllardır Kıbrıs sorununu yürüten makam olarak Cumhurbaşkanlığı’nın olduğu durumda, herkesin konumunu buna saygılı şekilde sürdürmesi lazım. Bu yapıldığı takdirde farklı fikirler olsa da, sorun olmaz. Herkes birbirinin fikirlerini bilir, karşılıklı saygı içinde kendi fikrini ileriye götürmeye çalışır. Eğer, sırf farklı fikirdir diye, o görevi yapmakla yetkilendirilmiş makam olarak Cumhurbaşkanlığı atlanmak veya görmezden gelinmek istenirse, doğal olarak sıkıntı oluşur.”

   İsviçre’de 2017 yılında yapılan Kıbrıs konferansı sonrası kopan müzakere sürecinin yeniden canlandırılması için 9 Ağustos’ta yapılacak liderler görüşmesi oldukça önemli.

   Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Lider Nikos Anastasiadis, bu görüşmeye hazırlanıyor.

   İki toplumun yanı sıra Birleşmiş Milletler ve uluslararası camianın da gözü ve kulağı, 2 yıl sonra bir araya gelecek liderlerin vereceği mesajda. Bu görüşme, BM’de 3’lü görüşme ile 5’li konferansın olup, olmayacağını da gösterecek.

   “Bir Düzine Soru” yazı dizimizin konuğu olan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yla sıcak gündemi ve iç meseleleri ele aldık. Görüşmemizin ana gündem maddesini tabii ki, 9 Ağustos’ta yapılacak liderler görüşmesi oluşturdu.

   Müzakere sürecinde yaşananları, Rum Lider’in ortaya koyduğu farklı önerileri, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliği ve bundan sonra izlenecek yolu anlatan Akıncı, Rum Lider Anastasiadis’le görüşmesinde 3 konu olacağını söyledi.

   Akıncı, “Meselenin özüyle ilgili bizi 5’li konferansa götürecek yol haritası çıkarabilir miyiz? Ona bakacağız. Güven artırıcı önlemler ve doğal gaz olayını ele alacağız” dedi ve görüşmeye önyargısız, ön koşulsuz gideceklerini vurguladı.

   Eski güven artırıcı önlemlerin hepsinin hayata geçtiğini, yenilerinin gündeme geldiğini ifade den Akıncı, Rum Lidere “spor komitesi” kurulması önerisi götüreceğini söyledi. Akıncı, araç sigortalarıyla ilgili bir öneri daha olabileceğini ifade etti.

   İç meseleleri de yakından takip eden ve gerek duyduğunda hükümetlere kaygı, düşünce ve önerilerini sunan Akıncı, kimi zaman öneri sunulan ve uzlaşılan konularda hükümetin işleri ya hiç yapmadığını ya da yarım yaptığını söyledi. Akıncı, buna bir de örnek vererek, cep telefonlarının adanın her iki tarafında kullanılmasıyla ilgili konuşma ücretlerindeki perakende fiyatlarda indirime gidilmesi konusunda hükümet tarafından yapılan işin yarım olduğunu belirtti.

   Ulusal Birlik Partisi ile Halkın Partisi koalisyonunda kurulan hükümetle yaşanan gerginlikler konusunda görüşlerini paylaşan Akıncı, Cumhurbaşkanlığı’nın halktan yetki alan, yıllardır Kıbrıs sorununu yürüten makam olduğunun unutulmaması ve herkesin konumunu buna saygılı şekilde sürdürmesini istedi.

SORU: Dört yıldan fazladır Cumhurbaşkanlığı görevini yürütüyorsunuz. Bir hedefle bu makama geldiniz. Bu süre içerisinde hedeflediklerinizden, istediklerinizden ne kadarını yapabildiniz?

AKINCI: Cumhurbaşkanlığı seçimine girerken, halka ilettiğim dört boyutlu bir siyaset vardı. Bunların en önemlisi çözüm odaklı siyaset izleyeceğim yönündeydi. Bu, zaman zaman karıştırılıyor ve “Akıncı, 3 ayda ya da 6 ayda çözüm vadetti” deniliyor. Çözüm odaklı siyaset vaat ettim ve bu vaadimin de sonuna kadar arkasında durdum. Çünkü çözüm vaat edemezseniz, o sadece sizin elde edebileceğiniz bir sonuç değildir ama Kıbrıslı Türk lider olarak gerektiğinde inisiyatif aldım ve 1960’dan bu yana garantörlerin de dahil olduğu ilk 5’li konferans noktasına vardık.

   Birçok alanda uzlaşmalar sağlandı, “Guterres çerçevesine” kadar süreç geldi. Bizden kaynaklanmayan nedenlerle çözüme ulaşamamış olmakla birlikte o siyasetin semeresini verdiğini söyleyebilirim.

   Çözüme ramak kaldı noktasına kadar geldik ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, “tarihi bir fırsat yitirildi” dedi. Tarihi fırsatın yitirilmesinin nedeni de ben olmadım. Bunu da herkes biliyor.

   Çözümle ilgili söz verdiğim konuda üzerime düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirdiğim kanaatindeyim.

“Ne çatışma, ne teslimiyet… Bunu da yerine getirdiğime inanıyorum”

   Bağımsız ve tarafsız bir cumhurbaşkanı olacağımı vaat ettim. Hiçbir zaman bir partili gibi davranmadım. Zaten bağımsız ve tarafsız olarak seçime girmiştim, bunun da gereklerini yerine getirdim.

   Türkiye’yle münasebetlerde kişilikli, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki öngördüm. Bunu da kendi payıma düşen sorumluluklar çerçevesinde yerine getirdiğim kanaatindeydim. Türkiye’yle sürekli kavga eden bir profil olmayacağımı ama her söylenene de doğru ya da yanlış ‘evet efendimci’ bir tavrım olmayacağını söyleyerek geldim göreve. Ne çatışma, ne teslimiyet… Bunu da yerine getirdiğime inanıyorum.

   Şu anda da gönlüm arzu eder ki; Türkiye’yle her düzeyde çok daha sağlıklı ilişkiler kurulsun. Benim dışımdaki kurumların da aynı şekilde davranıp, karşılığını görmesi gerekir. Bu ilişkiler sadece Cumhurbaşkanlığı makamıyla sınırlı değildir ama ben cumhurbaşkanlığı çerçevesinde bu ilişkileri bu şekilde yürüttüm, bundan böyle de aynı şekilde devam edeceğim.

“Halkın sorunlarıyla ilgili, belki daha da fazla aktif olmam gerekirdi ama…”

SORU: Halkla da iç içesiniz değil mi?

AKINCI: İç konularla da ilgilenen bir cumhurbaşkanı olacağımı söyledim. Sıklıkla halkın içerisindeyim. Halkın sorunlarıyla ilgileniyorum. Belki daha da fazla aktif olmam gerekir. Getirilebilecek eleştiriler içerisinde bu konu, dikkate almam gereken bir konu olabilir ama şu haklılığım var…

   2- 2.5 yıl çok yoğun müzakere dönemi yaşadık. Haftada 3 kez ara bölgede toplantıdaydım, müzakereler vardı, teknik komiteler, bunların raporları, bir sonraki toplantıya hazırlık derken, çok çok yoğun, vaktimi alan bir mesai geçirdim.

“İç konular hakkındaki kaygı, düşünce ve önerilerimizi iletiyoruz”

   Trafikten, yeşil alana, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın kurulması gibi konularla ilgilendik. Temiz Düşün Projesi’yle yerel yönetimlerle işbirliği yaptık, daha temiz, daha yeşil, daha yaşanabilir bir Kuzey Kıbrıs konsepti için uğraş verdik.

   Turizm, eğitim, trafik ve diğer konularla ilgili de yetkililerle toplantı yaparak, iç konular hakkındaki kaygı, düşünce ve önerilerimizi ilettik. Başbakanlarla her hafta veya iki haftada bir yaptığımız olağan görüşmelerde de bu konuları hep gündeme getirdik.

   İnsanın kendi kendini veya kendi dönemini değerlendirmesi kolay değil, bunu objektif olarak vatandaşların yapacağını düşünüyorum. Kendi açımdan baktığımda yurttaşlara verdiğim sözler çerçevesinde yoğun çalışma yaptım.

SORU: İç meselelerle ilgili kaygılarınızı ve önerilerinizi ilettiğiniz hükümet yetkililerinin bahsettiğiniz konular hakkındaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çabalarını yeterli buluyor musunuz? 

AKINCI: Bazı konularda önerilerimiz yerine geldiği gibi, bazı konularda ya hiç gelmiyor ya da yarım geliyor. Cep telefonlarının adanın her iki tarafında kullanılmasıyla ilgili karar kapsamında, vatandaşa daha olumlu bir yansıması olması için konuşma ücretlerindeki vergi yükünün azaltılmasını konuştuk, uzlaştık.

   İndirim sadece toptan fiyatlarda yapıldı, perakende fiyatlarda indirim yapılmadı. Konuşma ücretinin dakikası 4 TL’ye geldi. Vergiler indirilse, ücret 2-2.5 TL’ye düşecek, belki farklı paketlerle rakam daha da aşağıya çekilecek. Hükümetlerle konuşup da istediğimiz ama yarım yapılan bir iş oldu.

   Gittiğim yerlerde gördüğüm eksiklikleri ve yanlışları, hükümet yetkililerine ya buluştuğumuzda söylüyorum ya da yazıya döküp onlara gönderiyorum.

   (-Sizin yaptığınız öneriler arasında kamuoyunun bilmedikleri de var mı?- sorusu üzerine)… Var tabii… Bir önceki hükümete ekonomi danışmanlarımızın hazırladığı çeşitli öneriler gönderdik. Bunları sürekli kamuoyuna açıklamayız, yeri zamanı geldikçe açıklarız.

   İç konularla ilgili Cumhurbaşkanlığı yoğun şekilde çalışıyor.

   (-İçişleri Bakanı’yla nüfus konusunda bir tartışma olmuştu- hatırlatması üzerine)… Nüfus, hem Kıbrıs sorununu hem de iç konuları ilgilendiriyor. Bir önceki hükümetin programında nüfus sayımı için ödeme kalemi vardı. Fakat döviz krizi nedeniyle geriye itildi ve Tabipler Birliği’nin 14 Mart etkinliğinde kürsüye çıkan her örgüt temsilcisi, sağlık planlaması yapabilmek için nüfusun bilinmesi gerektiğini söyledi.

   Ben de onların bu söylediklerine hak verdim ve nüfus sayımının geri itilmemesi gerektiğini, bilimsel şekilde yapılmasının yararlı olacağını söyledim.

   Bunun etrafında tartışmalar yaşandı…

   Bu bir gerekliliktir… Mutlaka yapmalıyız. Asayiş konuları, ülkemizin kanayan sorunu… Eğitim sektörü büyüyen ama mutlaka kaliteyi muhafaza ederek büyümesi gereken bir sektör. Bunlarla ilgili de çalışmaları sürdüreceğiz.

“Kıbrıs Türk toplumunun kendi kurumlarındaki söz sahipliği artmalı”

SORU: Ercan Havaalanı’nda bir polisin, turiste şiddet uyguladığı an kameralara yansıdı ama polisteki bu tür olaylar veya Afrika gazetesine yönelik saldırı gibi yaşanan olaylar, durumlar da her zaman devleti yönetenleri, “ne kadar yetkili olduğu konusunda” tartıştırıyor. Bu tartışmayı yaratmamak içi ne yapmak gerekiyor? Kim, kime bağlıdır; kim, kimden sorumludur sorusunu ortadan nasıl kaldırabiliriz?

AKINCI: Kıbrıs Türk toplumunun kendi kurumlarında söz sahipliğinin artması gerekliliği açık ve nettir. Bunu inkar etmek; eksiği, yanlışı görmemekte direnmek demektir. Kıbrıs Türk halkı kendi kurumlarında daha çok söz sahibi olmak durumundadır.

   Türkiye’yle olan ilişkiler daha sağlıklı olsun derken, bunun bir parçasının da bu olduğundan söz ediyorum. Sadece “kâğıt üstünde böyle yazar, bana bağlıdır” demek yeterli değildir. Fiiliyatta bunun böyle olması gerekir.

   Bunun için de Türkiye’yle sağlıklı diyalog içinde, bunların takibinin yapılması ve gerekleri yerine getirilmelidir. Aksi takdirde, herhangi bir olay olduğunda kâğıt üstünde bağlı olduğu kurum sorumlu olur ama gerçekte onun denetimi altında olan bir olay olmaz. Bu da tüm kurumları yıpratır. Tüm bunların açık yüreklilikle konuşulması gerekiyor. Talep edilmesi, ilişkilerin yeniden düzenlenmesi lazım...

“Siyasi eşitlik kavramında Rum tarafı geri adım attığından karara bağlanamadı”

SORU: Müzakere süreciyle ilgili bu 4 yıllık sürede birçok gelişme oldu. Rum Liderin, Kıbrıs Türk halkının haklarını vermek istemeyen tavırları ve adımları, bizleri çözüm noktasından uzaklaştırdı. Şimdi bir de Doğu Akdeniz gerginliğiyle süreç daha da alevlendi. İleriki günlerde neler olur?

AKINCI: Crans-Montana’daki görüşmeden bugüne 2 yıl geçti. Buradaki süreç bittikten sonra BM Genel Sekreteri de taraflara ne istediklerini belirlemek için gidip değerlendirme yapılması, kendisinden ne istendiğinin söylenmesi ve ona göre yardımcı olması konusunda çağrıda bulundu. Genel Sekreter ayrıca, “Siz Kıbrıslıların ne istediğine kendinizin karar vermesi lazım, başkalarının sizin adınıza karar vermesini beklemeyin. Ben size yardımcı olmaya hazırım” dedi.

   Bunun üzerinden bir yıl geçti… BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Temmuz 2018’de Kıbrıs'taki taraflarla görüşmelerde bulunması için üst düzey BM yetkilisi Jane Holl Lute'u görevlendirdi. O da bir yıldır ‘referans kavramları’ üzerinde başlangıç noktası bulmaya çalışıyor. Birkaç noktada tıkandı. Bunun da nedenlerini çok açıkladım. Özellikle siyasi eşitlik kavramı konusunda Rum tarafının geriye attığı adımlar nedeniyle ‘referans kavramları’ konusu bir karara bağlanamadı.

   30 Haziran Guterres çerçevesi, 30 Haziran mıydı, 4 Temmuz muydu tartışmalarına sürüklendi. Ondan da bir sonuç çıkmadı.

   9 Ağustos’a giderken, bu 2 yıl düşünme dönemi ve 1 yıldır da Lute’la yürütülen temaslar çabasında, Sayın Anastasiadis’in bir sonuca varmış olduğunu düşünmemiz lazım. Bu 2 yılda, başka şeyler daha oldu…

“5 dakikalık uzatmadayız… Yeni 90 dakika yok”

SORU: 9 Ağustos’taki görüşmenizde Rum Lider Anastasiadis, size ne getirebilir? Sizce Rum Lider ne yapmaya çalışıyor?

AKINCI: Kıbrıs’ta bir karar noktasına çoktan geldik de geçtik. Crans-Montana’daki söylemim de onun bir parçasıydı. Burada tabiri caizse, oyun bitti uzatmalardır oynanıyor. Uzatmalar da oyunun içindedir. Kıbrıs sorununun futbol maçına benzer tarafı yok tabii ama sırf benzetme olsun diye, süre açısından 90 dakikaysa da 5 dakika uzatma verilir o da oyunun içindedir. Sanırım biz şu an o 5 dakikanın içerisindeyiz. Önümüzde yeni bir 90 dakikamız yok artık.

   İki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüme, geri adım atmadan, geçmiş uzlaşmaları da kabul ederek gitmeliyiz. Hatta BM Güvenlik Konseyi de son kararında bunun çerçevesini çizdi. Bir bakıma bizim söylemlerimizi doğrulayan bir karar üretti. Geçmiş uzlaşmalar, 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması ve adını koyarak 30 Haziran 2017 Guterres Çerçevesi denildi…

   Ya bu çerçevede bir çözüme doğru, siyasi eşitliğimizi inkar etmeden, reddetmeden, kararlara etkin katılımımızı göz ardı etmeden bir tavır geliştireceğiz ve Lute’la, BM Genel Sekreteri’yle ardından 5’liye giden süreçte bunu hayata geçirecek ön hazırlıkları yaparak oraya gideceğiz; ya da Rum tarafının “Ben Kıbrıslı Türklerin eşitlik hakkını hiçbir şart altında kabul edemem. Bizim çoğunluk taraflarımıza ayak uydurup, azınlık haklarına razı olursunuz” tavrı sürerse veya ısrarlı davranılırsa, adanın bölünmüşlüğünü tescil etmiş olacağız.

   Bu aşamada başka bir seçenek göremiyorum.

SORU: Federasyon haricinde farklı çözüm modelleri de gündeme geliyor…

AKINCI: Farklı farklı modeller söyleniyor. Her model konuşulabilir ama konuşmak değildir çabamız, çözüm üretmektir. Burada da dünya kamuoyundan ve uluslararası arenadan destek alabilecek olanlar bellidir. Sayın Anastasiadis’in bize “Ben düşündüm, taşındım bunu ancak bu şekilde görüyorum” deyip, “yapabilirim veya yapamam” demesini bekliyorum. Ben de ona, halkımın bana verdiği yetki çerçevesinde görebildiğim ölçüler içinde böyle bir modeli kabul edebilirim, bunun ötesi yok diyebileyim.

   Bazı açılımlar olabilir mi? Evet olabilir…

   Mesela desantralizasyon fikrine biz yabancı değiliz… Önce geçmiş uzlaşmaları kabul ederiz ve varılan mutabakatlarda geri gidiş olmayacağı konusunda hemfikir olursak, iki tarafın yeni mutabakatlarına kapıyı aralarız. Biz de ne deriz o zaman, ‘Merkeze vereceğimiz yetkiler konusunda anlaşmıştık ama iki tarafın uzlaşabilmesi için bunları kanatlara verirsek daha iyi olacak’. Bunları konuşmaya açığız.

   Açık olmadığımız bir nokta var… Siz ne kadar desantralize isterseniz yapın, bir miktar yetki yine merkezde kalacak.

   Merkezde kalacak yetkiler çerçevesinde kararlar nasıl üretilecek? Bir toplum tek başına üretecek, diğeri de uyacak mı? Bu olmaz… Bunun adı federasyon değil, üniter devlettir.

   Bu yetkileri çok çok daraltıp, iki kurucu devlete tümünü mü aktarmak istiyorsunuz? O zaman bu da federasyon değil, iki ayrı devlettir.

Yeni güven artırıcı önlemler…

SORU: 9 Ağustos’ta yapılacak liderler görüşmesinde gündemin Doğu Akdeniz olacağını söylediniz. Bu toplantıdan herhangi bir olumlu mesaj veya adım bekliyor musunuz? Aynı zamanda gayrı resmi 5’li toplantının bir ön zemini, hazırlık çalışması olarak görebilir miyiz?

AKINCI: Biz federasyon istiyoruz. Eğer federasyonsa yapacağımız, yetkileri, gücü ve zenginlikleri paylaşmayı öğreneceğiz. Bu hazmedildi mi, hazmedilmedi mi, durumun ne olduğunu 9 Ağustos’ta göreceğiz. Bu işin özü…

   Bunun yanında 9 Ağustos’ta yapılacak görüşmeyle ilgili 2 önemli konu daha var. Hidrokarbon konusunu da konuşmamız gerekiyor. Biz istesek de istemesek de, müzakerelerde madde miydi, değil miydi hiç önemi yok, konu hayatımızın içinde.

   2011’de yapılan komite önerisinden çok daha gelişmiş yeni öneri sunduk. Gerçi onu da reddettiler ama uluslararası camiada olumlu iz bıraktı. Bazı büyükelçilikler bize olumlu mesajlarını iletti ve bu önerinin de kolay kolay öldürülemeyeceğini söyleyenler oldu. Eğer bu konuda farklı önerisi varsa, onu da dinlemeye hazırız ama “bırakın bu iş çözüm sonrasına kalsın, biz yapacağımızı yapalım” derse, o zaman Kıbrıs Türk ve Türkiye tarafına da ‘senin yaptığının benzerini biz de yapalım’ hakkını verirsin. Ki, şu anda yapılan budur.

   Bunların ötesinde bir de güven artırıcı önlemler meselesi var. Mayıs ayının hemen başında halka güven artırıcı önlemler konusunda verdiğimiz sözlerin tümü hayata geçti. Derinya ile Aplıç sınır kapıları açıldı, elektrikte sürekli bağlantı sağlandı, mobil telefonlar adanın iki yanında kullanılmaya başlandı, mayınların temizliği çalışması sürüyor. O dönemde gündemde olmayan 1974’ten sonra kuzeyde kalan tabloların iadesi, Kıbrıs Radyo Yayın Kurumu (RIK) arşivlerindeki Kıbrıslı Türklere ait 1963 öncesi ses ve görüntü kayıtlarının Kıbrıs Türk tarafına verilmesi çalışmaları da iyi yönde gidiyor.

   Haliyle eskileri uyguladığımız için yeni öneriler de gündeme geldi. Onlar üzerinde somut bir sonuç alabilirsek onları da karara bağlayacağız. Eğer öncesinde sonuç alamazsak, çalışmayla ilgili ortak karar üretebiliriz.

   Mesela iki tarafta da kullanılan araç sigortası konusu… Ticari araçlarımızın güneye gitmesi veya insanların Hala Sultan’a, St. Barnabas’a, Apostolos Andreas’a daha sık gelip gitmeleri sağlanabilir.

Yeni öneri; Spor Komitesi

   Sayın Anastasiadis’e bir öneri daha yapabiliriz. ‘Spor Komitesi’ kurulması konusunu gündeme getirebiliriz. Spor aracılığıyla gençliği bir araya getirmenin yollarını bulmak çok iyi olacak.

   Eğitimde iki tarafta yürütülen zaten bir proje var ama ‘Spor Komitesi’ de kurulursa bunun çok yararı olacağını düşünüyorum, öneri olarak götüreceğim.

   Bugüne kadar hiç böyle bir komite kurulmadı. Arada bazı temaslar yapıldı ancak komite kurulup ele alınmadı.

   ‘Kültür Komitesi’, ‘Eğitim Komitesi’, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi’ gibi komiteler var. Hepsi bizim dönemimizde kuruldu.

   Anastasiadis de istediği öneriyle gelebilir… Açık bir gündemle gidiyoruz. Ön yargı yok, ön koşul yok. Meselenin özüyle ilgili bizi 5’li konferansa götürecek yol haritası çıkarabilir miyiz? Güven artırıcı önlemler ve doğal gaz olayını ele alacağız.

“BM Genel Kurulu’nda görüşme, 3’lü görüşme planlaması değil”

SORU: BM Genel Sekreteri’nin sürece bakışı nedir? Bir de 3’lü görüşme olacağı belirtiliyor…

AKINCI: Bu kez çok daha dikkatli, planlayarak, BM Genel Sekreteri’nin bana telefonda söylediği gibi “başarısızlığın felaket olacağı” gerçeğiyle daha hesaplı gitmeliyiz.

   Genel Sekreter de referans kavramlarının bir an önce halledilmesini istiyor. Boşa kürek çekmek istemiyor. Bizimle eylüldeki BM Genel Kurulu’nda görüşmeye hazırdır ama bunu da bazıları yanlış anladı veya yansıttı.

   Bu 3’lü görüşme planlaması değil, ayrı ayrı görüşme olacak. Her genel kurulda böyle yaparız. BM Genel Sekreteri, genel kurul dönemlerinde çok yoğun olur. Geçen yıl, benimle yaptığı 45’inci görüşmesiydi. Genel kurul sonrasında 3’lü görüşme olup, olamayacağı konusunu görüşeceğiz. O da 9 Ağustos’taki toplantının sonuçlarını görmek istiyor. Ona göre, adım adım gidilmesi taraftarı. Başarılı olunacağını görerek gidelim istiyor. 3’lü görüşme olacaksa beraber planlayacağız.

   Ya Avrupa’da bir şehir de ya da biz New York’a gideceğiz ama tarihi daha belli değil.

   5’li gayri resmi toplantının önemi var. Biz de, Türkiye de bunu istiyor… Sayın Anastasiadis’in iki devlet, konfederasyon, gevşek federasyon, desantralizasyon federasyon, dönüşümlü başkanlığın bırakılıp dönüşümlü başbakanlık yapılması gibi farklı farklı söylemleri kafaları bulandırdı. Tüm tarafların hazır olduğu bir platformda bunların netliğe kavuşması gerekiyor. Biz ikimiz tavrımızı burada netleştirsek bile, herkesin de olduğu (BM Genel Sekreteri ve garantörler) ortamda kim nerede durmaktadır, netliğe kavuşmalıdır.

   Söylenen şeyler de slogan halinde kalmamalıdır… “Siyasi eşitliği tanırım” diyor… Yok, bunun altı dolacak. Siyasi eşitlik ne demektir? Dönüşümlü başkanlığı, kararlara etken katılımı içeriyor mu, içermiyor mu?

   “Hayati konularınızda bir olumlu oyu kabul ederim” sloganı… Nedir hayati konumuz? Bize dedin ki (Rum Lider) enerji konularını hayati konumuz olarak görmüyorsun, bakanlar kurulunda oyçokluğuyla geçireceksin. 26 Şubat toplantısında federal bütçeyi konuştuk. Kendisine bu konuda etkin katılımımızı kabul ediyor mu diye sorduk. “Ona da gerek yok” dedi. Hem enerjide, hem mali konularda Kıbrıs Türk toplumunun etkin katılımı olmadan kararlar üretecek bir devlet yapısı, federasyon değildir.

   Sadece slogan yetmiyor artık. O sloganın altının dolması lazım.

“Cumhurbaşkanlığı görmezden gelinmek istenirse sıkıntı oluşur”

SORU: 4’lü koalisyon hükümetiyle aranızda bir sıkıntı yaşanmamıştı ancak UBP-HP koalisyonu göreve gelir gelmez, Sayın Tatar’la “ayar tartışması” yaşadınız. Sayın Özersay’ın size bilgi vermeden Rum Liderle görüşmesi süreci, Bakanlar Kurulu’nun da Maraş konusunda aldığı karar, gerginlik yarattı. Şu anda cumhurbaşkanı- hükümet ilişkileri nasıldır?

AKINCI: İnsanı ilişki olarak kimseyle sıkıntım yok. Sayın Tatar’la da, Sayın Özersay’la da diğer partilerle de kişisel anlamda sorunumuz yoktur. Burada farklı politikalar söz konusudur.

   Hükümete mensup partiler, bana göre mümkün olmayan bazı çözüm önerilerini öngören bir program sundular. Diğer hükümet (4’lü koalisyon) kendi aralarında uzlaşmadıkları için programa bir şey koymamışlardı. Bazılarıyla fikirlerimizin farklı olduğunu biliyorduk, bazılarıyla uyuşuyorduk. Şimdi de aynıdır. Partiler bazında bakıldığında hangi partinin ne düşündüğü üç aşağı beş yukarı bellidir.

   Burada önemli olan, Cumhurbaşkanlığı’nın halktan yetki almış olan, hangi çerçevede bu yetkiyi talep ettiği belli olan, yıllardır Kıbrıs sorununu yürüten makam olduğudur. Herkesin de konumunu buna saygılı şekilde sürdürmesi lazım. Bu yapıldığı takdirde farklı fikirler olsa da, sorun olmaz. Herkes birbirinin fikirlerini bilir, karşılıklı saygı içinde kendi fikrini ileriye götürmeye çalışır.

   Eğer, sırf farklı fikirdir diye, o görevi yapmakla yetkilendirilmiş makam olarak cumhurbaşkanlığı atlanmak istenir, görmezden gelinmek istenirse, doğal olarak sıkıntı oluşur.

SORU: Hükümetin Maraş kararı var. Peki, bundan sonra ne olacak?

AKINCI: Mesela Maraş’la ilgili envanter çalışması yapılması kararı… Haberim olmadan böyle bir açıklama yapıldı. Envanter yapılabilir, gerçi bizde vardır ama bir daha yapılsın güncellenir, arşiv zenginleşir. Ama karar alma aşamasına gelindiğinde, bu karar nasıl alınacak? Hükümet oturacak kendi kendine “Ben Maraş’ı açıyorum” mu diyecek. Şu anda o nokta yok.

   Ben de kendi pozisyonumu anlatmak zorunda kaldım. En önemli ilkelerden biri olan her ne yapılacak olunursa uluslararası hukuk ve BM’yle uyum içinde yapılmasına dikkat edilmesi gerekir diye, bunu ilk günden ortaya koydum. Şimdi BM’yle konuştuğumda tavrımı anlatıyorum.

“Kimse bu makamı görmezden gelemez”

   Cumhurbaşkanlığı, dünya tarafından cumhurbaşkanı olarak tanınmayabilir ama Kıbrıs Türk halkının seçilmiş lideri, Kıbrıs sorunuyla ilgili konularda konuşmaya yetkili kişi olarak görülür.

   -Çalışma odasındaki kütüphanede yer alan onlarca fotoğrafı göstererek-… Orada gördüğünüz fotoğraflardaki kişilerin çoğu bu nedenle bu makama geldi. Cumhurbaşkanı olarak tanıdıkları için değil, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş lideri, Kıbrıs sorunuyla ilgili konularda konuşmaya yetkili kişi olarak gördükleri için geldiler.

   Cumhurbaşkanlığına gelenler ve orada fotoğrafları olan kişiler arasında şimdiki İngiltere Başbakanı Boris Johnson, ABD Dışişleri Bakanı olan John Kerry, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier (o dönemde dışişleri bakanıydı), Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini var.

   Kimse bu makamı görmezden gelemez. Kıbrıs sorunuyla ilgili attığı küçük veya büyük adımlarda da burayla diyalog içinde olmalıdır.

   Halk adına bu çalışmaları yaparken, ben de tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla istişaremi yürütmek durumundayım. Nitekim, salı günü parti liderlerini çağırdım, Türkiye’yle de istişarem vardır ve devam edecektir. Kıbrıs’ta çözüm sağlayacaksak Türkiye’nin Yunanistan’ın katkısı olmadan olmaz bu iş. Bunun da bilincindeyiz.

   Hangi hükümet olursa olsun, bu gerçekleri farkında olarak adımlar atmalıdır.

   Herhangi bir Dışişleri Bakanı’nın Cumhurbaşkanı’nın haberi olmadan Rum Lider’le konuşması ve “bu sosyal bir yemekti” demesi, çok da kabul edilebilir bir davranış olmadı. Eleştirmek durumunda kaldık. Usul hem başında hem de bitiminde bilgi vermektir. Bundan sonra umarım bu yanlışlar tekrarlanmayacak.

“… görüşmelere Cumhurbaşkanı olarak gitmeyi uygun görüyorum, aday olarak değil”

SORU: Henüz erken ama kamuoyunda gündem olan cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki düşüncenizi de merak ediyoruz. Yeniden aday olmayı düşünüyor musunuz?

AKINCI: Bugünlerde çok sık sorulan bir soru… Ancak bu konuştuğumuz gündem içerisinde adaylık konuşacak bir durum yok. Aday olursam eğer, aday olacağım yerdeyim. Bununla ilgili de çok ciddi uğraşlar var. Yeniden bir sürecin başlangıç adımlarını konuşuyoruz.

   Dolayısıyla adaylık tartışmaları için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Başka adaylar daha erken piyasaya çıkacaklarsa, elbette haklarıdır. Düşünün ki ben, şimdi bu yoğun süreç içerisinde New York’a, 3’lü ya da 5’li görüşmeye gideceğim. Cumhurbaşkanı olarak gitmeyi uygun görüyorum, cumhurbaşkanı adayı olarak değil. Adaylığı düşünen arkadaşlar da bunu değerlendirecektir. Seçime 9 ay kala bu tartışmalara girmenin anlamı yoktur. Herkes açısından uygun zamanın yeni yıl olduğunu düşünüyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96