Abartmak da boş vermişlik de doğru değil

banner37

Psikolog Ayla Kahraman, Koronavirüs salgını sürecinin halkı nasıl etkilediğini değerlendirdi ve öneriler sundu:

banner87
Abartmak da boş vermişlik de doğru değil
banner90
banner99

HERKES KENDİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMALI… Psikolog Ayla Kahraman, moralimizi düzeltmek istiyorsak yapmamız gereken şeyin öncelikle bir şemsiye oluşturmak olduğunu belirtti ve bunu oluştururken de “bana düşen görev nedir”, “ne yapabilirim” diye düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Kahraman, “Bu süreç içerisinde hem kendimize zaman ayırmalıyız, hem de sevdiklerimize… Yaşam tarzımıza göre kitap okumak, resim çizmek, yazı yazmak gibi aktiviteler yapmalıyız” dedi.

SOSYO-EKONOMİK DEĞİŞİKLİKLER OLACAK… Ayla Kahraman, salgından sonra sosyo-ekonomik olarak birçok şeyin değişeceğini söyleyerek “Salgından sonra hayatımız pek çok evresine yönelik bakış açımız, içinde bulunduğumuz çatışma durumu değişiklik gösterecek. Burada esas mesele kendini korumak ve dolaysıyla başkasını korumak” şeklinde konuştu.

Ceren ÖZBİL

Ülkede Koronavirüs vaka sayının artması, bilgi kirliliği ile birleşince halkın yaşadığı korku daha da tetikleniyor.  Kimileri kendini ve sevdiklerini korumak için evde kalma yolunu seçerken, kimileri ise görevi gereği işinden evine, evinden işine gidiyor.

Uzmanların uyarılarını tam anlamıyla dikkate alıp, uygulayanlar bile hem kendileri hem de sevdikleri için ciddi bir kaygı yaşıyor.

KIBRIS Gazetesi’nin sorunlarını yanıtlayan Psikolog Ayla Kahraman, halkın bu süreçte yapması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Kahraman, moralin yüksek tutulması gerektiğini ifade ederek bu süreçte bazı insanlarda “abartma” bazı insanlarda da “boş vermişlik” duygusu oluşturduğunu anlattı.  Kahraman, “her yeni güne uyanırken hem kendimiz için yeni planlar yapabiliriz. Dışarıda çalışan kişilere destek olabilmenin yolunun evde oturmaktan geçtiğini idrak edebiliriz” dedi.

KIBRIS: İçinde bulunduğumuz süreçte insanların tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

KAHRAMAN: İnsanlar hep kişiliklerine ve tutumlarına göre önlemleri kabul ediyorlar. Mesela aşırı kaygılı birisi ise bu kişinin iki tepkisi var. Yani uçtaki iki tepkiyi gösterir. Biri umursamaz davranır, “bana bir şey olmaz” der ve tehlikenin üzerine gider.

Bu duyguya ihtiyacı vardır. Çünkü aşırı kaygılı olmanın anksiyöz olmanın ortaya çıkartacağı gerilime dayanamaz. Bir de gerçekten anksiyöz kişiler vardır ki bunlar gerçek dünyada olan biteni aşırı tepkileri ile ele alır. Anksiyöz, normal insanlarda görülen aşırı bir tepki olarak tarif edilir. Bundan bu kişilerde iki uçta davranma tepkisi olabiliyor. Toplumların önemli bir miktarı anksiyete yatkındır. Gerilimde zaten anksiyete tohumlarımız canlanır.  Abartma ve umursamama var.

KIBRIS: Bazı insanlarda “abartma”, bazılarında da “boş vermişlik” duygusu oluştu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

KAHRAMAN: Abartma bir evde ne kadar boğucu bir hava yaratıyorsa, tam aksi de yani boş vermişlik duygusu da bir evin sağlığını bozacak derece önemlidir. İnsanların büyük bir bölümü evde kalmayı arzu ediyor. Ancak bazı meslek grupları evde kalamıyor. Bu nedenle de evde kalanlara karşı hem hoşgörülüdürler hem de kızıyorlar. Çünkü bazı insanlarda dışarıda olmak zorunda ve korku içindeler.

Benim bir psikolog, bir anne olarak önereceğim en önemli şey aşırı tepkilerden uzak durulmasıdır. Yani ülkede olan herkesin bilimsel araştırmalara ve tıbbi görüşlere göre önlemler almalarını çerçeveyi böyle çizmelerini öneriyorum. Bilgi kirliliği kimini rehavete sokuyor, kimini de gerçekten aşırı tepkilere itiyor. Hiç buna lüksümüz yok, çünkü bunlar gelip geçici…

KIBRIS: Salgının sona ermesinden ardından, hayatlarımız nasıl etkilenecek?

KAHRAMAN: Elbette sosyo-ekonomik olarak birçok değişecek. Salgından önce ve salgından sonra birçok değişiklik olacak ve birçok şeyi tanıyamayacağız. Bunlar fantazi değil. Salgından sonra hayatımız pek çok evresine yönelik bakış açımız, içinde bulunduğumuz çatışma durumu değişiklik gösterecek. Burada esas mesele kendini korumak ve başkasını korumak… Zaten kendini korumak başkasını korumak anlamına geliyor. Esas mesele bu… Biz itfaiyeci değiliz, polis değiliz, sağlık personeli değiliz. Bu nedenle dışarıda olmamıza gerek yok.

KIBRIS: Moralimizi düzeltmek için ne yapmalıyız?

KAHRAMAN: Morallerimizi düzeltmek istiyorsak bizim yapacağımız şey öncelikle bir şemsiye oluşturmaktır. Yani bana düşen görev nedir, ne yapabilirim sınırını çizmektir. Örneğin acil bir durum oldu ve devlet psikologları görev paylaşımına davet etti. Biz de gittik. Birden bire benim şemsiyem değişir. Evde kalmakla ilgili olan o geniş korunaklı yönetimim bir anda değişir. Ben artık halkın içindeyim ve ona göre önlem alıp, görevimi yapacağım anlamına gelir.

KIBRIS: Evde kalanlar için öneriniz nedir?

KAHRAMAN: Evde kalanlar için bu sohbeti yaptığımıza göre çerçevemizi buna göre oluşturmak zorundayız. Evde kalan insanların ruh ve beden sağlığını korumak için yapmaları gereken akılcı önlemler şemsiyenin altındadır. Sağlık önemlidir. Ev halkı ile uzun zamandır aynı evi paylaşmaya alışmadık. Biz şimdi aynı çatının altını sevdiklerimizle, kurslar olmadan, mesai olmadan, gezmeler tozmalar olmadan, akşam çıkmalar olmadan paylaşmayı öğreneceğiz.  Belki en çok tartıştığımız insanlardır sevdiklerimiz, ancak tartışalım, barışalı, beraber vakit geçirmeyi öğrenelim… Hem iyi vakit geçirmeyi öğrenelim beraber hem de evin içinde belli zamanlarda kendimize ait yalnız zamanlar seçelim. Kitap okuyun, yazı yazın, resim yapın… İnsanlar hem aileleri ile hem de kendi başlarına yapabilecekleri yeni şeyler bulacaklar. Önlem aldıktan sonra moral bozmaya gerek yok.

KIBRIS: Evde kalanların moralini yüksek tutması için yapabilecekleri nelerdir? Kendilerine nasıl program hazırlamalıdırlar?

KAHRAMAN: Önlemlerin bir kısmının da duygusal bütünlüğümüzü koruyacak şekilde olması gerekiyor. Moralde bunun içindedir. Yani moral bozmamak ve moralli olmak… Moralli olmanın tek yolu gerçekçi önlemler alıp, yapıcı davranışlara yönelik tutum geliştirmektir. Artık kimse dolap temizlemek, değişik değişik yemek yapmak ya da sürekli film izlemek istemiyor. Çünkü insanlar korkuyor. Çünkü bilgi kirliliği içerisinde her an bu hastalığa yakalanıp, öleceklerini ya da sevdiklerini kaybedecekleri korkusu taşıyor. Gerilim tek nedeni bu… Bundan dolayı da zaten biz öncelikle şemsiyeyi kurup, altını kendi ailemizin, kendi sevdiklerimizin yapısına uygun bir şekilde dolduracağız.

Sanatçı bir ailedir ona yönelik dolduracak, birbirini uzun zamandır özleyen ve konuşmayan bir ailedir bunu yapacak… Eski kültürlerde, hatta bazı doğu kültürlerinde hâlâ vardır aile bireyleri eski yılı gönderirken yani yılı karşılarken oturup konuşurlarmış. O senenin kararlarını ne getirdi ne götürdü, onları konuşurlarmış ve yeni seneden ne bekleyebileceklerini değerlendirirlermiş. Bunu bu salgın günlerinde eve kapanmış olan insanlar için düşünelim.

Yapacak o kadar çok şey var ki, konulacak o kadar çok konu var ki, dinlenecek, ruhu dinlendirecek, çocukları yeni etkinliklerle tanıştıracak o kadar şey var ki…  Her gün yeni güne uyanırken hem kendimiz için yeni planlar yapabiliriz. Dışarıda çalışan kişilere destek olabilmenin yolunun evde oturmaktan geçtiğini idrak edebiliriz. Ondan sonra koskoca bir gün bizim. Birazını sevdiklerimizle, birazını kendimizle, birazını sorgulayarak geçirebiliriz. Sadece oyunlar oynamak değil… Görev, sorumluluk ve hak üçgenini düşünün… Bunu eve de yayalım. Evdeki günümüzü sadece ödüllü ve zevkli işlere ayırmayalım. Sorumluluk ve görev duygusuyla bir şeyler yaptıktan sonra ödüllere kavuşalım. Örneğin patlamış mısır eşliğinde sinema izlemek. Görev ve sorumluluklardan sonra olsun.

KIBRIS: İnsanların dünyadaki vaka sayısını saniye saniye takip etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

KAHRAMAN: İnsanların dünyadaki vaka sayısını saniye saniye takip etmesini çok zararlı buluyorum. Bu tek yöne odaklanma durumudur. Baykuş yılan gördüğü zaman felç olur. İnsanlar kendilerini bir felce sokuyorlar. Dünya Sağlık Örgütü’nü en başından beri takip etmeye çalışıyorum. Bilim adamlarımızı, ülkemizde bu işle uğraşan insanları ciddi ciddi takip ediyorum. Çok büyük risk altında çalışan sağlık ekibini ciddi ciddi takip ediyorum. Onlar bize ne yapmamız gerektiğini söylüyorlar. Ancak gerçekten kaç kişi öldü, kaç kişi yakalandı diye takip etmek zararlıdır. Artırmaktan başka bir işe yaramaz. Aslında da biz yılan görmüş baykuşa döneriz. Bir faydası yoktur bunun…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108