Adaya hazır giyimi getirdim

banner37

Çocuk yaşlarda dedesiyle birlikte köylerde kumaş satarak esnaflığa başlayan İrfan İlker, işleri büyütüp, konfeksiyon işine girdi:

Adaya hazır giyimi getirdim
banner90
banner8

“Kumaşçılığı bıraktım ve konfeksiyon işine girdim”… İrfan İlker, Türkiye’deki gözlemleri sırasında hazır giyimin fazlalığının ilgisini çektiğini belirterek “O dönemde Kıbrıs’ta konfeksiyon yoktu. Önce Kıbrıs’ta bulunan terzi atölyeleriyle iş yapmaya başladım. Onlara dikim yaptırarak hazır giyime alıştırdım. Böylece dükkanımda hem kumaş hem konfeksiyon işi yaptım. Daha sonra kumaşçılığı bıraktım ve konfeksiyon işine girdim. Hem Türkiye’den ürün getirirdim hem de imalat yapardım” dedi.

Ahmet UÇAR

   Çocukluğundan bu yana esnaflarla iç içe olan İrfan İlker, 1963’ten önce dedesiyle birlikte Rum tarafında kurulan pazarlara giderek kumaş satardı.

   Cuma günleri kilisenin içine pazar kurulduğunu belirten İlker, 1963’te savaş çıkınca cuma pazarının, belediye pazarının içinde kurulmaya başladığını söyledi.

   İlker, “Bu işe çok küçükken başladım. Doğdum doğalı esnafım. İlkokula giderken bile okul dönüşünde dükkana gider, akşama kadar dükkana bakardım” dedi.

   Arasta’da geçmiş dönemlerde kumaş dükkanlarının bulunduğunu ifade eden İlker, “1968’te dedem vefat edince dükkan bana kaldı. Dükkanı ben çalıştırmaya başladım. Hem okula giderdim hem kumaşçılık yapardım. Sonra okudum, liseyi bitirdim. Dükkanı da hiç kapatmadım. Lise bittikten sonra askere gittim. 1974’ten sonra askerlik bitince bir süre Türkiye’ye okumaya gittim. Çünkü bizi askerlikten çıkarıyorlardı. Lise mezunlarına öncelik hakkı verdiler. Türkiye’ye giderek üniversiteye yazıldım. 1 ay kadar eğitim aldım. Sonra geldim işime devam ettim” şeklinde konuştu.

   İlker, İzmir’e, İstanbul’a gittiği dönemlerde kumaş fabrikalarını gezdiğine işaret ederek, bir süre Türkiye’den kumaş getirterek kumaş satmaya devam ettiğini anlattı.

“Hazır giyimi adaya ben getirdim”

   Türkiye’deki gözlemleri sırasında hazır giyimin fazlalığının ilgisini çektiğine dikkat çeken İlker, “O dönemde Kıbrıs’ta konfeksiyon yoktu. Önce Kıbrıs’ta bulunan terzi atölyeleriyle iş yapmaya başladım. Onlara dikim yaptırarak hazır giyime alıştırmaya başladım. Böylece dükkanda hem kumaş hem konfeksiyon ikisini birlikte yürüttüm. Daha sonra kumaşçılığı bıraktım ve konfeksiyon işine girdim. Hem Türkiye’den ürün getirirdim hem de imalat yapardım” dedi.

   İlker, 5-6 yıl sonra kendi konfeksiyon imalat atölyesini kurduğunu belirterek, kumaşları Türkiye’den getirdiğini, imalatı ise kendisinin yaptığını yineledi. O dönemler piyasada istenilen renkte gömlek ve pantolonun bulunmadığına işaret eden İlker, olanları da “uyduruk” olarak tanımladı.

   İlker, piyasada bir iki marka İngiliz ürününün bulunduğunu belirterek “Yani modern diyebileceğimiz giysiler hiç yoktu. Ben de bu yüzden bu işe girdim. Bu işe sıfırdan başladım. İngiltere’den de kumaş getirdim. Türk kumaşları o dönemler o kadar kaliteli değildi, İngiliz kumaşları popülerdi” dedi.

“Valizciler aldıkları İngiliz

banner134
kumaşlarını Türkiye’de satıyordu”

   Türkiye’den gelen valizcilerin 1974’ten 1985’lere kadar İngiliz kumaşı alıp Türkiye’de sattığını anlatan İlker, Dormeuil marka İngiliz kumaşına büyük rağbet olduğunu vurguladı.

   İlker, 1968-1974 arasında barikatların açıldığını, Kıbrıslı Rumlar Kuzey’e geçemese de Kıbrıslı Türklerin Güney’e geçebildiğini hatırlatarak, kendisinin de kumaş getirdiğini anlattı. Konfeksiyon işine girdiğinde ne Kuzey’de ne Güney’de konfeksiyon fabrikasının bulunduğuna dikkat çeken İlker, sadece bir gömlek fabrikasının bulunduğunu belirtti.

   İlker, Türkiye’de 1980’den sonra çok fabrika kurulduğunu, ihracatların yapıldığını dile getirerek, konfeksiyon noktasında büyük gelişmeler kaydedildiğini söyledi.   

   2000’li yıllardan itibaren işlerin eski düzenini kaybettiğine işaret eden İlker, 10 yıl Doğu Akdeniz Üniversitesi ile çalışarak burada görev yapan kişilere üniforma diktiğini belirtti.

   İlker, bu sürecin ardından 10 sene de izci kıyafetleri diktiğini, kumaş sorunundan dolayı bu işi de bırakmak zorunda kaldığını söyledi. 1974’ten 2010’a kadar terziliği öğrendiğine dikkati çeken İlker, yaklaşık 10 senedir de terzilik yaptığını ifade etti.

“Tescilli markam var”

   İlker, ülkeye kot pantolon getirdiğinde ne Türkiye’de ne Kıbrıs’ta kimsenin kotun ne olduğunu bilmediğine işaret ederek, o dönemde sadece Akfil firmasının kot yapmaya çalıştığını söyledi.

   İlker, “Ben Türkiye’ye ihracat yapmak için taklit mal yapmıyordum, kendi markamı kullanıyordum. Benim tescilli markam var. İmalatı bu marka altında yapıyordum. Emekli olduktan sonra 10 yıldır terzilik yapıyorum” dedi.

   1984’lü yıllarda Kuzey Kıbrıs’a ilk defa 12 manken getirerek defile yaptığını anlatan İlker, o dönemler mankenliğin ne olduğunun da tam olarak bilinmediğini söyledi.  

   İlker, esnafı rahatlatan asıl kitlenin Türkiye’den ve diğer ülkelerden gelen öğrenciler olduğuna işaret ederek, pandeminin ardından bu müşteri kitlesinin de yok olduğunu dile getirdi. Kumaşçılığın eski önemini yitirdiğine vurgu yapan İlker, “100 TL’ye kumaş alıp pantolon yapmak istiyorsun, oysa piyasada 50 TL’ye pantolon var. Piyasada şu an 2-3 tane kumaşçı var, onlar da perde, döşemelik veya çarşaf satıyor. Elbiselik kumaş alacak da elbise diktirecek 5 binde 1 kişi ancak bulabilirsin çünkü kurtarmaz.

   İlker, “Hayatta ne istediysem yaptım, hiç gam yemem. Yavaş yavaş bir yerde durdum, geri çekildim. İstesem devam edebilirdim, üniforma yapabilirdim, ama zevk almıyordum. Esas zevk aldığım kumaş getirip istediğim modelleri üretmekti. Şu an da terzilikte zevk alıyorum. Para kazanmıyorum ama zevkle çalışıyorum”.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75