Ahkamu’l-Evkaf ve Ömer Hilmi Efendi

banner37

Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, anlatıyor; KIBRIS VAKIFLARININ HUKUKSAL SÜRECİ VE AŞAMALARI (2)

Ahkamu’l-Evkaf ve Ömer Hilmi Efendi
banner90
banner99

AKAY CEMAL

   Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, Kıbrıs Vakıflarında öteden beri geçerliliğini sürdürebilen ve vakıflar açısından bir Anayasa hükmünde kabul edilen Ömer Hilmi Efendi’nin ve Ali Haydar Efendi’nin kaleme aldığı vakıf hukukuna dayalı eserlerine dikkat çekti.

   Kıbrıs Vakıfları için hukuki bir kaynak olarak kabul edilen ve günümüze dek kullanılan Ömer Hilmi Efendi ve çok değerli eseri olan “İthafu’l-Ahlaf Fi-Ahkami’l-Evkaf”ın, önemli bir kaynak olduğunu belirten Altan,

“Ahkamu’l-Evkaf, Kıbrıs Vakıflarının kaderinde önemli bir yer tutmuş müstesna bir veri ve de vazgeçilmez bir vakıf hukuku kaynağıdır” dedi.

Soru: Vakıf hukukunu bir arada toplayan ve özellikle Kıbrıs’ta uygulanan kapsamlı hukuk kaynakları nelerdir?

ALTAN: Vakıflar, kendilerine özgü geleneksel bir yapı içerisinde iyilik ve hayırseverlik esasına dayalı bir takım Vakıf hükümleri çerçevesinde süreklilik içerisinde hizmet verebilen vazgeçilmez dini ve milli müstesna kurumlardır. Dıştan müdahale görmemiş olan Vakıflar, Ahkamu’l-Evkaf’a göre ayarlanmış, onaylanmış olarak hizmet alanlarına aktarılmış ve kontrollü bir şekilde vakıf edenlerin vakfiyelerinde ön gördükleri koşullara riayet edilerek ve bu koşullara sadık kalınarak sevk ve idare edilmiş, nezaret edilmiştir.

   Söz konusu kurumun kuruluşunda gözetilen hukuk, kuşkusuz dış müdahalelere izin vermemektedir. Vakfeden kişinin hür istek ve iradesi doğrultusunda oluşan bu milli ve dini vakıf kurumu aynı şekilde özel bir Hukuk manzumesi olan evkaf hükümleri ile ancak sevk ve idare edilebilir.

   Bu nedenledir ki, Vakıf hukuku açısından kapsamlı ve çok önemli çalışmalar yapılmış ve Vakıf hükümlerini bir araya toplayabilen çok çeşitli eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerin büyük bir kısmının, XIX ve XX. yüzyılda ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar arasında Kıbrıs Vakıflarında öteden beri geçerliliğini sürdürebilen ve vakıflar açısından bir Anayasa hükmünde kabul edilen Ömer Hilmi Efendi’nin “İthafu’l- Ahlaf Fi-Ahkami’l-Evkaf” kitabı ile Ali Haydar Efendi’nin kaleme aldığı” Tertibü’s-Sunuf Fi- Ahkami’l-Vukuf” adlı vakıf hukukuna dayalı eseri başta gelmektedir.

SORU: Kıbrıs Vakıfları için önemli bir hukuk kaynağı olan Ahkamu’l-Evkaf ve yazarı Ömer Hilmi Efendi hakkında ne diyeceksiniz?

ALTAN: Kıbrıs Vakıfları için hukuki bir kaynak olarak kabul edilen ve günümüze dek kullanıla gelen Ömer Hilmi Efendi ve çok değerli eseri olan “İthafu’l-Ahlaf Fi-Ahkami’l-Evkaf”, birçok vakıf uzmanı yazar ve araştırmacıların yararlandığı ve hakkında değerlendirmelerin yapıldığı önemli bir kaynak olarak karşımızdadır. Ahkamu’l-Evkaf, Kıbrıs Vakıflarının kaderinde önemli bir yer tutmuş müstesna bir veri ve de vazgeçilmez bir vakıf hukuku kaynağıdır.

   Ömer Hilmi Efendi ve Ahkamu’l-Evkaf’la ilgili olarak kısa bir bilgi notunu buraya aktarmayı yararlı bulmaktayım. Şöyle ki;

   Osmanlı Devlet yönetiminde hukuksal anlamda önemli bir kaynak olan Mecelle-İ Ahkam-I Adliye’nin (hiçbir maddesi değişmeyen tek hukuk manzumesi) hazırlanmasında seçilen heyet içerisinde yer alan ve özellikle son dört kitabın hazırlanmasında önemli hizmetleri ve katkıları bulunan Ömer Hilmi Efendi’nin kaleme aldığı Ahkamu’l-Evkaf isimli kitabı konu ile ilgili en temel başvuru kitabı mahiyetindedir.

   Vakıflarla ilgili hukuki meselelerin çözümünde bu kitap bir referans olarak kullanılmaktadır. Eser, 21 Bab başlığı altında ve fasıllar halinde ayrıntılı maddeler içermektedir. Evkaf-ı Humayun Müsteşarlığı ve Müfettişliği görevlerinin yanı sıra Temyiz Mahkemesi Başkanı iken 1890 yılında vefat eden Ömer Hilmi Efendi’nin bu eseri, Mekteb-İ Hukuk-İ Şahane tarafından kitap halinde bastırılmıştır. Vakıf Hukuku açısından güvenilir bir kaynak olan bu eserin ilk baskısı, ölümünü müteakip 1890’da yapılmış; 1895’te ise söz konusu eseri Fransızcaya çevrilerek yayınlanmıştır. İngiliz Hakimler tarafından Mahkemelerde kullanılmak üzere eserin İngilizce çevirisi ilk kez Kıbrıs’ta gerçekleştirilmiştir ve yayınlanmıştır.

   “Ömer Hilmi Efendi, A Gift To Posterity On The Laws Of Evqaf; İngilizce çevirisi Trc. C.R.T yser ve D.G. Demetriades, 2.ci Baskı, gözden geçiren: Sir Charles Tyser ve Ahmed Faik Efendi, Kıbrıs: Government Printing Office, Nicosia 1922” isim altında İngiliz resmi makamlara dağıtımı yapılmıştır.

   Ömer Hilmi Efendi’nin bu eseri Türkiye Cumhuriyeti Vakıflar İdaresi tarafından da ayrıca Latin harflerine çevrilerek resmi makamlarca kullanılmak üzere çoğaltılmıştır. Kıbrıs Türk vakıf hizmetlerinde kullanılmak üzere söz konusu eser, Vakıflar Müdürü Merhum Ahmet Sami Bey’in talimatları doğrultusunda tarafımdan Osmanlıca’dan Latin harflerine çevirisi yapılmıştır. Kıbrıs Müftüsü Mehmed Dânâ Efendi’nin bizatihi kullandığı orijinal nüsha üzerinde söz konusu çeviri yapılmış ve başta Meclis üyeleri olmak üzere ilgili resmi makamlara teksir halinde verilmiştir.

banner134

SORU: 4 Haziran 1878 anlaşması ve sonrasına ilişkin olarak vakıflar açısından bir değerlendirme yapabilir misiniz?

ALTAN: 1878 yılında İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında gerçekleştirilen anlaşmanın tam olarak anlaşılmaması veya doğru şekilde anlatılmaması ya da yanlış yorumlanması nedeniyle vakıflar açısından da bazı yanılgılara sebebiyet verdiği aşikardır. Bu konuda tarihi belgelere ve dönemin meclis mazbatalarına (tutanakları) sadık kalınarak değerlendirilmelerde bulunulması kaçınılmazdır. Her şeyden önce yapılan bu anlaşma bir kira anlaşması olmadığı gibi, vakıfları İngiltere’ye devretme anlaşması da değildir. Belgeler ve tarihi tutanaklar dışında yapılan söylem ve yazılanların her türlüsü, tarihi gerçekleri doğru yansıtmamaktadır. Ada’nın İngiltere’ye kiralanması ve vakıfların ise İngiltere’nin uhdesine bırakıldığı iddiaları tamamen birer safsatadan ibarettir. Yapılan bu anlaşmanın adı: “4 Haziran 1878 İngiltere-Türkiye Savunma (tedafüi) Anlaşması”…

SORU: 4 Haziran 1878 İngiltere-Osmanlı Savunma Anlaşması sonrasında atılan hukuk dışı adımlar karşısında vakıfların durumu ve Ahkamu’l-Evkaf hakkında nelerdir?

ALTAN: Yapılan bu anlaşma sonrasındaki süreç, Kıbrıs’ta gerek Türk Toplumunun varlığını sürdürmesi ve bekası ve gerekse ata yadigarı Vakıflarının temel yapısı ve geleceği çok ciddi tehlikelere maruz bırakıldığı demokratik olmayan bir süreç olarak gösterilebilir. Bu bakımdan bu zorlu ve meşakkatli süreçte Kıbrıslı Türklerin sosyo-politik ve ekonomik baskılar altında azınlık durumuna düşürülmeleri yönündeki Rum-İngiliz baskılarının yanı sıra evkaf haklarına karşı yapılan fiili tecavüzler aynı başlıklar altında irdelenerek ortaya konulması Kıbrıs Tarihi bakımından son derecede gereklidir. Biz burada özellikle “Vakıflar Ve Ahkamu’l-Evkaf”ı yapılan bu anlaşmadan çok kısa bir süre sonra yapılan (andlaşma ihlalleri;sapmalar ve defacto (emr-i vaki) sonuçlar) üzerinde durmakta yarar vardır. Bu konuya geçmeden önce kısaca şu hususlara bir açıklık getirebiliriz:

   1878 Anlaşmasında; Kıbrıs, Jeo-stratejisi itibarıyla Asya ve Ortadoğu savunmasında bugün olduğu gibi geçmişte de çok önemli bir coğrafi konumdadır. İngiltere-Türkiye Savunma Anlaşması’nda adanın medhalder kılınması ve bu anlaşmanın bir parçası haline getirilmesi böyle bir sebebe dayanmaktadır.

   Başlangıçta yapılan bu anlaşmada Kıbrıs temel bir unsur olmayıp yalnızca anlaşma koşullarının yerine getirilmesinde taraflarca bir “kullanım odağı” veya “karargah” olarak düşünülmüş ve kabul edilmiştir.

   Kıbrıs Konvensiyonu esasen Osmanlı topraklarına dair Büyük Britanya ve Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1878’de İstanbul’da imzalanmış olan bir savunma ittifakı ve anlaşmasıdır. Osmanlı Devleti’nin Asya’daki ve Ortadoğu’daki toprakları herhangi bir şekilde taarruza uğradığı takdirde İngiltere ile ortaklaşa bu Akit’e dayalı olarak Savunma gerçekleştirecektir. Savunma anlaşmasına ilişkin olarak Osmanlı Devleti adına Saffet Paşa; İngiltere adına A.H.LAYARD tarafından her iki ülke temsilcileri söz konusu anlaşmayı imzalamışlardır. Şöyle ki:

   MADDE –1: Rusya’nın Batum, Ardahan ve Kars’ı geri vermemesi veya Majesteleri Sultan’ın son barış anlaşmasıyla belirlenmiş olan Asya topraklarını ele  geçirmeğe çalışması halinde, İngiltere bu toprakların silahlı savunması için Majesteleri Sultanla birleşeceğine dair söz vermektedir. Dahası, İngiltere’nin verdiği sözü yerine getirebilmesini sağlayacak koşulların oluşturulabilmesi amacıyla İngiltere’nin Kıbrıs Adasını kullanmasına izin vermektedir.

   MADDE-2: Bu konvensiyon tasdik edilecek ve tasdiknameler bir ay içerisinde karşılıklı olarak teati edilecektir. Geçmişte bu şekilde yapılmış bulunan söz konusu andlaşma ne yazık ki İngiltere tarafından tek taraflı olarak kısa bir süre sonra delinmeğe çalışılmış; Osmanlı Devleti’nin stratejik ve ekonomik zafiyetlerinden yararlanarak bunları fırsat bilerek ve mevcut koşulları lehine çevirerek bir takım siyasal manevralarla Ada’yı işgal etme yolunu tercih etmiştir. Bu konuda ilk adım olarak 1 Temmuz 1878’de İstanbul’daki elçiliği aracılığıyla karara bağlanıp imza edilen mevcut konvensiyona ilave, yeni bir ek yapılmasını talep etmiştir. Osmanlı Devleti’nin temel haklarına son derecede aykırı olan ve O’nu zor durumda bırakan bu teklif ve öneri paketinin esasen Savunma anlaşmalarıyla uzaktan veya yakından alakası olmadığı ayan beyan ortada olduğu bilinmekte idi. İngiltere’nin bu tutumu açıkça adayı işgal etmek istediğinin en bariz bir göstergesi idi. Atılan bu adımlar, Kıbrıs Adası’nın geleceğini karartmıştır.

   Yapılan Konvensiyonuna eklenmek üzere İngiltere’nin ek olarak önerdiği 1 Temmuz 1878 tarihli öneriler ne yazık ki siyasal ve stratejik baskılar altında imzalanmıştır.Söz konusu ek anlaşma, Osmanlı Devleti’nin kabullendiği bir anlaşma değildir.Bu konuda görüş beyan eden bir çok hukukçular veya yazarla böyle bir anlaşmayı her nedense ciddiye almakta ve anlaşma içeriğindeki maddeleri meşru kabul etmektedir. Kaldı ki İngilizler söz konusu ek anlaşma ile Ada’yı işgal etmek niyetinde olduğunun bir şekilde sinyalini vermişlerdir.

SORU: 1878 anlaşmasında Kıbrıs Vakıfları’nı gözeten herhangi bir tutanak veya ek madde mevcut mu?

ALTAN: 1878 Savunma anlaşmasının esas konusunu Kıbrıs Vakıfları teşkil etmemektedir. Kıbrıs’ta Osmanlı döneminden beri devam ederek günümüze kadar ulaşan ve de geleceğe yönelen sonsuz ve ebedi olan vakıflarımız söz konusu anlaşmanın bidayetinde (başlangıcında) yer almamış, konu edilmemiştir. Vakıflarımız, ne yazık ki mevcut anlaşmaya ileri safhalarda kasıtlı olarak yapılmış olan ek anlaşmalara medhalder kılınmıştır. Bu tutum ise yasal bir tutum olmadığı gibi Vakıf Hukukuna ters olan bir tutum, ayni şekilde vakıfları işgal etmeğe yönelik bir tutumdu. Vakıflara bir saldırı mahiyet taşıyan ve ana anlaşmaya ek sayılan ve

“Kıbrıs Türk Vakıflarını İlgilendiren Ek Anlaşma” olarak niteleyebileceğimiz metin ise şu şekilde ortaya çıkmıştır:

Konvensiyon anlaşmasında “İngiltere-Türkiye İttifakı” gereği Asya’da veya Ortadoğu’da savunmayı gerektirecek hallerde İngiltere’nin Ada’da geçici olmak kaydıyla asker bulundurmasına izin veren ilgili madde, İngiltere’nin ileri sürdüğü söz konusu Ek Öneriler haliyle Kıbrıs’ın geleceğinin İngiltere’nin tasarrufuna bırakılacağının apaçık bir işareti idi. 307 yıl Osmanlı Toprağı olan ve Hayırsever Türk insanının fedakarane bir şekilde te’sis ettiği Vakıflar işte tam da bu noktada gündemin ilk sırasına taşınmış;bu tarihten sonra da Vakıflar sürekli darbelenmiştir. Şöyle ki:

   Osmanlı Devleti’nin çekincelerine ve muhalefetine rağmen Taraflarca kabul edilen Ek Maddeler şöyledir:

Yalnızca İslami konularda yargı yetkisine sahip olan bir Şer’i Mahkeme Kıbrıs’ta işlev görmeği sürdürecektir. Evkaf Nezareti’nin adadaki Müslümanlar arasında seçeceği bir memur ile Britanya yönetiminin seçeceği bir memur, Kıbrıs’taki camilere, mezarlıklara, Müslüman mekteplerine ve diğer dini te’sislere ait emlak ve arazinin idaresinden sorumlu olacaktır. İngiltere ada gelirlerinden idari masraflar çıkarıldıktan sonra geride kalan miktarı her yıl Babıali’ye ödeyecektir. Babıali, Kıbrıs’taki miri arazi ile Emlak-ı Humayunu satma ve iltizama verme hakkını sahiptir.

   İngiliz Devleti, kamu hizmeti için kullanılacak olan arazileri ve ekili olmayan arazileri uygun fiyattan satın alma hakkına sahiptir. Rusya’nın Kars’ı veya savaş esnasında Ermenistan’da ele geçirdiği diğer yerleri Osmanlı’ya iade etmesi halinde, İngiltere Kıbrıs’ı boşaltacak ve 4 Haziran tarihli Konvensiyon hükümsüz kılacaktır. İstanbul’da imzalanmış bulunan bu anlaşmada yer alan maddelerin birbiriyle çelişkili olduğu ortadadır. Konvensiyonun Kıbrıs Vakıfları ve arazileri ile uzaktan veya yakından herhangi bir ilişkisi olmadığı açıktır. Söz konusu anlaşmanın sonuncu maddesinde ise mevcut koşulların akabinde İngiltere’nin Adayı geri sahibi olan Osmanlı Devleti’ne iade etmesi öngörüldüğü halde İngilizler ne yazık ki Ada toprağına ve Vakıflarına göz dikerek Adayı işgal etmeye tevessül etmişlerdir.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75