banner6

Akıncı: Yapay yollarla demografik dengenin bozulmayacağı konusunda anlaştık

banner37

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, 17 aylık müzakere sürecinde sağlanan ilerlemeler ve İsviçre’de 7-11 Kasım tarihleri arasında Mont Pelerin'de yapılacak müzakerelerle ilgili halka bilgi verecek. Akıncı'nın açıklamaları KIBRIS tarafından canlı yayınlanacak.

Akıncı: Yapay yollarla demografik dengenin bozulmayacağı konusunda anlaştık
banner8

Osman KALFAOĞLU / Çağdaş ÖĞÜÇ - CANLI

Cumhurbaşkanı Akıncı, BRT'nin saat 21:30'da başlayacak ortak yayını sırasında, aralarında KIBRIS TV Müdürü Pınar Gözek Dervişağa'nın da bulunduğu yerli televizyon yöneticilerinin sorularını da yanıtlayacak.

Akıncı'nın açıklamalarını www.kibrisgazetesi.com'dan da canlı olarak takip edebilirsiniz. 

Akıncı açıklamalarında şunları kaydetti:

Bu tür bir çalışma birlikte olabilirdi… BM huzurunda yaptığımız son buluşmaların birinde Anastasiadis’e bunu teklif ettim. Vardığımız mutabakatları birlikte açıklayalım diye… O bunu uygun görmedi. Ayrı ayrı yapmak durumu oldu.

Yarın İstanbul’dan geçerek İsviçre’ye gideceğiz. 16 kişilik bir ekibimiz var. Basından gelen arkadaşlarımız da var. Onların yeri ayrı olacak.

Yarın Erdoğan’la bir görüşmemiz de olacak İstanbul’da. Bu süreçte Türkiye ile sürekli diyalog içindeyiz…

11 Şubat 2014 belgesinin çerçevesi içinde ve buna tüm partilerin de onay verdiği anımsatarak, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyonu konuşuyoruz. Kıbrıslı Türk ve Rumlar’dan eşit olarak sağlanacak. Anayasa’dan artık yetkileri kurucu devletler tarafından kullanılacağı belirlenecek. Kurucu devletler, federal hükümetin müdahalesi olmaksızın, tamamen ve geri döndürülemez şekilde kendileri kullanacak. İki tane de kurucu devlet olacak. Kendi artık yetkiler çerçevesinde fonksiyon olacak.

Uluslar arası anlaşma yapma yetkileri dahi olacak. Merkezi hükümet de olacak. İki kurucu devlet ve bir de merkezi federal hükümetin hiçbiri birbirinden üstün olmayacak. Federal hükümet ihlal edemeyeceği gibi, kurucu devlet de federal yasaları ihlal edemeyecek. İki toplumlu yapının doğası ve AB’nin inşa ettiği ilkeler ada üzerinde geçerli olacak. Bu çerçevede, bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarla; federal hükümete verilecek yetkiler hemen hemen tamamlandı.

Federal seviyede alınacak kararlarda, Kıbrıslı Türklerin onayının aranması da büyük oranda temin edildi. Federal yetki olarak sıralanmayan tüm konuların kurucu devletlere ait olacağı belirlendi. Kendi topraklarında özgürce yapılacak.

Başkanlık sisteminin geçerli olacağı karara bağlanmış diğer bir unsur… Federal yargı, yasama ve yürütme de söz konusu olacak.

Dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz

Başkan ve Başkan yardımcısının kararlarda oy kullanmasını biz talep ediyoruz, Rumlar bu konuda çekimser davranıyorlar. Katıldıkları toplantılarda, kararlarda niye onların da oyu olmasın anlamakta zorluk çekiyoruz…

Başkan ve yardımcısı bazı önemli konularda ortak karar alacaklar. Federal parlamentoda kabul edilen herhangi bir yasa, geri iade edilebilecek. Dönüşümlü başkanlık; Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin iki temel unsurundan biridir. Henüz tam net bir uzlaşma yok ama bir çözüm olacaksa bu konuyu da içerecek… Bunun kabul edilmemesi halinde bu anlaşma metninin Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmeyeceğini çok net biliyorum.

Eşitlik prensibi temel unsur

Hiçbir Kıbrıslı Türk’ün katılımı olmayacaksa, Kıbrıslı Türklerin buna topyekün bir karşı çıkışı vardır. Siz bir oyun bile verilmesini kabul etmezseniz, demek ki orada Kıbrıslı Türkler açısından sakıncalı bir durumu olan kararı geçirmek üzeresiniz. Böyle bir durumda dinamit koyarsınız… Katılımcılığı öldürürsünüz… Bir oyun evet olmasının şartı aranıyor… Eşitlik prensibi de temel unsurdur…

Mülkiyet büyük oranda tazminatla çözülecek

Federal yargı eşit olacak… 4’e 4 olacak. Ana bağımsız kurumlar 4 tane… 2’ye 2 ve dönüşümlü olması konusunda anlaşma var… Sayıştay, Başsavcı, Ombudsman ve Merkez Bankası Başkanı…

Kamu Yönetimi nasıl olacak? 67’ye 33 oranında uzlaşma sağlandı. KHK konusunda anlaşıldı. Eşit sayıda olacak o da…

İçişleri Bakanlığı’nın tespit ederek bize sunduğu rakamlar ışığında KKTC vatandaşlarının çözümün ilk günü Birleşik Kıbrıs vatandaşı olması konusunda mutabakat var. Şu anda yurtdışında yaşayan Kıbrıslıların doğal hakkıdır…

Kurucu devletlerin uluslar arası anlaşma yetkisi olacak. İİT, UNESCO gibi birliklerle ilişkilere girme ve anlaşma yapma hakkı verildi. Bu federal devlet olma kavramını rencide edici hiçbir şeyi yoktur. Montreal Fransa ile anlaşma yapabiliyor…

Annan Planı’na göre de iyileştirilmiş şekilde, ticari konularda asgari olarak turizm, ekonomik yatırım, mali yardım, eğitim sanat ve spor alanlarında uluslar arası anlaşma yapabilecekler… Diğer tüm yetki alanlarında, federe birimlerle dilediği şekilde işbirliği anlaşmaları yapabilecekler. Bu konfederal bir yetki değildir. Bu federal bir yetkidir. O şekilde değerlendirilmelidir.

2010’da Dimopulos kararı alındı… Yeni bir bakış açısı getirildi; o konutlarda ikamet eden insanlara da hak tanıdı… Sadece eski koçan sahibi değil, yıllarını o eve vermiş insanlara da hak tanıdı. AİHM dedi ki, “bir şeyi düzeltmek isterseniz, başka bir şeyi bozmak zorunda değilseniz. İlle ki çıkarılacaksa, evde olanın hakkını bir şekilde verin.” Bizim mülkiyet çalışmalarımızda da yaratıcı bir unsur oldu. Bağımsız bir mülkiyet komisyonu kurulacak. Gerektiğinde yabancı da katılabilecek.

Büyük oranda mülkiyetin tazminatın çözüleceğini söylemek mümkündür. Tek bir formülü yok ancak büyük oranda tazminat olacak.

Biz de elbette, kendi yurdumuzda özgür insanlar olarak, özgürlüklerden yararlanarak yaşamak isteriz. Yapılması gereken bazı düzenlemeler vardır. Bunları da dikkate almamız lazım.

Bireyin mülkiyet hakkına saygı duyacağız. Türk tarafından mal alamazsın diyemeyiz kimseye ama 10 dairelik bir apartman varsa 10’unu birden alamazsın diyebileceğiz… 1, 2 tanesini alabilirsin…

Bunlar Kurucu Devletlere mülkiyeti regüle etme hakkı çerçevesinde düzenlenecek.

Yasal ikamet ’yi geçmeyecek

Herkes istediği yerde yaşayabilecek… 1001 milletten insanlar gelip kalabilecekler. İş kurma imkanı bulabilirse, belediyeden izin alarak iş kurabilirler. Yalnız, Yasal ikamet ’yi geçmeyecek. Yerel seçimde hak tanınan bölüm budur…

Dolaylı vergiler federal bütçeye gidecek

Kurucu devletlerin, doğrudan vergiler Kurucu devletlere ait olacak. Dolaylı vergiler federal bütçeye gidecek. Kıbrıs Türk ekonomik devleti ekonomik olarak daha düşük olacağı için, ta ki ekonomi oranı

Soru: İsviçre'ye giderken Sayın Anastasiadis ile aynı yolu mu yürüyorsunuz. Amaç örtüşüyor mu?

Anastasiadis'in iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ve çözüm istediğine inanmak istiyorum. Bir şey var tekrarlayacağım. Belki Anastasiadis üzülür ama amacım onu üzmek değil. Kıbrıs Rum tarafında ana akım iki büyük partinin adayları, başkanlık seçimlerinde seçilebilmek için ilke olarak iki toplumlu iki bölgeli federasyona karşı çıkan partilerin oylarına ihtiyacı var. Beynin yarısı çözüme odaklanırken diğer yarısı seçimleri düşünür olabiliyor.

İsviçre'ye 2016 hedefini gerçekleştirmek için gidiyoruz. İkimizin de aynı neslin temsilcileri olarak son demememizi yaptığımızın herkes farkında. Çözümün 12 yıl öncesine kıyasla daha zor olduğu bir gerçek. Bir 10 yıl sonra konuşulacak ne kalacak, onu iyi hesaplamak lazım. Geçen gün arzu etmediğim bir şey söyledim. Çözüm olmazsa bu topraklarda onların da hoşlanmayacağı şeyler olabilir.

5 saat müzakere ettik ve İsviçre'nin modalitesini belirledik. Ancak Rum tarafından yapılan açıklama, bizim mutabakatımız değildi. Sn Eide'yi çağırdık ve "mutabakat bu mu?" diye sorduk. Eide'den varılan mutabakatı yazılı olarak istedik o da gönderdi. Resmi tam olarak göstermeyen duruşa karşı resim neyse onu anlatmak lazım.

Varılan mutabakatın çerçevesi: evet gidilecek, toprak görüşülecek ancak önce 4 başlıkta arta kalan önemli konular var. Onların getirebileceği konular var. Dönüşümlü başkanlık ve mülkiyette olduğu gibi. Bunları 2 gün konuşacağız sonra toprakta kriterleri konuşacağız. Bunda uzlaşma sağladığımız taktirde, eğer 2016 hedefini tutturmak istiyorsak, Aralık'tan önce bir tarih olması lazım. Çözüm olarak derken yani ilkeleri bitirelim, resmi görelim yoksa birçok nokta 2017'ye sarkabilir. Referandumu da 2017 ortalarına düzenleriz. Hem çoklu konferans tarihini kararlaştıracağız, aynı anda da kriterlerde uzlaştığımız taktirde haritaları masaya koyup konuşacağız.

Hem toplumumuzun haklarını koruyarak hem birlikte yaşayacağımız toplumun da endişelerini anlayarak gidiyoruz İsviçre'ye. Umarım Rumlar da aynı düşüncelerle gidiyor.

banner134

Başlangıç noktası 0 asker 0 garanti olursa ne konuşacağız? Bir tarafın güvencesi diğer tarafın tehdit algısı olmamalı.

Güvenceyi silahların gölgesinde görmüyorum

SORU: İki kesimlilik sulandırılır mı endişesi var… Sarih çoğunluk zarar görür mü? Kıbrıs Rum tarafının tutumu karşısında Kıbrıs Türk tarafı esneklik gösterilecek mi sorusu var.

100 bin olarak telaffuz edilen rakam kriterini sunuyorlar. Bunu söylerken 60 bin de kuzey kalacak diyorlar. Kıbrıslıların yaşam sürelerine bakıldığında 42 yıldan sonra yapılan projeksiyonlarda Kıbrıs’ta 160’binden fazlası var. En az 40 bin göçtü. Onların torunlarını göçmen sayan anlayış var ki bir çözüm bulacaksak göçmen anlayışı adil değil. Oralara gidip yaşayanlar, bir zaman dedelerinin yaşadığı yerlere gelmezler…

İşin özü; bunlardan korkmamak gerek. Sarih çoğunluğumuz sulanacak mı? Düşünüldüğü zaman; bizim tarafta bomboş şehirler var da binlerle insan çıkıp gelecek gibi bir durum yok. Burası yerleşim yerleri ile doludur. Gelip yerleşme hakkını kullanmak isteyen biri, gelip bir apartman dairesi alacak veya sahilde bir yerde atalarından kalma bir yer vardı, iade aldı da yazlık ev yapacak… Gelip yerleşme hakkı ile hadise budur. Siyasi haklarını rehin bırakacak. Gelip yaşayacak. Çocukları olduğunda Türk okullarına gidecek… Yasal ikametgâh olayını karşılıklı uzlaşı ile ’de sınırladık.

Kaldı ki AB ülkesi olacağız. Alman, İngiliz gelecek… Kıbrıslılara da gidemezsin diyemeyiz. Çağdaş normlara uygun bir ülke olacağız. Bugün Kıbrıs Türklerine Türkiye güvencesinden vazgeç desek, vazgeçmez!

Güney’de ret cephesi olarak bilinen bir cephe var… Herkes kendi fikriyle özgürdür ama Anastasiadis’le formüle ettiğimiz çözüm biçimine toptan karşıdırlar. İlkesel açıdan karşıdırlar. Onların sayısı son seçimde arttı.

Benim aklıma, 1963’te 13 maddelik anayasa değişiklik talepleri ve sonra tek taraflı yapıldığı geliyor. Ben buna caydırıcılık istiyorum. Bu olmazsa, anayasa değişikliklerinin zorlanabileceği gerçeği var ki ben halkımın bu kaygıyla yaşamasını istemiyorum. Güvenceyi, bir ömür boyu silahların gölgesinde mi görürüm? Hayır!

Ama bu güvence birinci günden gelmez. Kefenin bir gözünde asker varsa, diğer gözünde de çözümün uygulandığını görmek, seçimin yapıldığı ve Kıbrıslı Türk’ün başkan olabildiğini görmek, bizlerin de o organlarda olması… Ekonominin dengelenmeye başlaması, işbirliklerinin arttığını, işadamlarının da işbirliği yaptığını görmek…

Doğalgaz’ın İsrail gazıyla birleşerek, Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya gitmesini ben değil, uzmanlar söylüyor. Terazideki bu kefe halen boştur! Bu arttıkça, öteki ihtiyaç düşecek…

Belli bir süre sonra, oturup bir daha değerlendirelim… Kıbrıs Türk halkının duygularına bir daha bakalım. O endişe bitmemişse, devam edecek. Artık yer kalmamışsa, en ufak bir sıkıntıdan kaybedecek çok şeyi olduğu noktasına varmışsak, bunlara niye gerek duyalım?

Ortak operasyon yaptık diyemedi

Ortak operasyon yaptık diyemeyen bir Adalet Bakanı var güneyde… Biz göreve geldik geleli bu proje planlandı. Polisler iki taraflı işbirliği yaptı. Paralel süreçte işbirliği oldu. Bunların da değişeceğini ümit edelim.

"Antidemokratikleşen Türkiye'nin çözüm yapabileceğine inanıyor musunuz?"

Soru: Konjonktürü sormak istiyorum. Bölge yangın yeri. Suriye'nin durumu belli. Kıbrıs'ta çözüm bu koşullarda nasıl oluşssun. Giderek antidemokratikleşen Türkiye'nin çözüm yapacağına Sn Anasytasiadis ve siz inanıyor musunuz?

Türkiye'de demokrasi yara aldıkça bundan en çok üzülen Kıbrıs Türk halkıdır. Türkiye demokrasisiyle daha iyi bir yapıya kavuştukça AB ile ilişkileri daha ileri gider. AB ile barışık Türkiye, Kıbrıs Türklerinin yararınadır. Türkiye bir yönüyle güçleniyor ancak diğer yönlerden sıkıntılar yaşıyor. Türkiye'nin 16 Temmuz travmasından bir an önce çıkmasını temenni ederiz.

BU konjonktür 2002-2004 döneminde çok farklı. 2002-2004 dönemi AB heyecanı olan bir Türkiye vardı. 2002-2004 aralığında bir adım önde olacağız deniyordu. Şimdi de zaman zaman dillendiriliyor. AB de şimdiki kadar Türkiye'yi dışlamamaktaydı. Öyle bir konjonktürde değiliz ve yakın çevremiz kan gölü. Yalnız Kıbrıs sorunun 50 yıl daha çözemezsek sanmayalım ki her şey güllük gülistanlık devam edecek. En basiti basına yansıyan Barbaros haberleri. Rumların 2017 ile birlikte doğalgaz aramalarını artıracağı, sondajlar yapılacağı gerçeği. Bütün bunlar dikkate alındığında buranın yeni gerginliklere gebe olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla Kıbrıs'ta çözüm istemek akıl işidir. Yitirilen AB dinamiklerinin yerine farklı dinamikler var. Doğalgaz, elektrik, su. Türk-Yunan ilişkilerinin yeniden farklı bir noktaya gelmesi.

Türkiye için AB'de yeni bir konum sağlanabilir

AB dinamiği gitti ama AB'nin de şekil değiştiriliyor. Türkiye için AB'de yeni bir konum sağlanabilir. Ben 12 yıl önceki durumun geçerli olmadığını kabul etmekle birlikte tüm tarafların kazançlı çıkabileceği bir formül bulunabileceğine inanıyorum. Geçmişten farklı bir şey var. Geçmişte BM planı hazırlayıp önümüze getirdiydi. Bunu şimdi biz yapıyoruz ve iki "evet" için uğraşıyoruz. Gelecekte tıkanıklık olursa BM'nin hakemliğini iki taraf da kabul eder mi onu bilemem. Kıbrıs Rum tarafı takvim de istemez ancak 2016'nın doğal takvim olduğunu herkes görüyor. Biz toprak dahil her şeyi konuşmaya gidiyoruz, o da konuşulmayabilir. Kriterlerde yakınlık sağlanamazsa bir şey olmayacak. 2014'teki uzlaşmanın önemi tüm konuların birbirleriyle bağlantılı olarak ele alınacağı ilkesiydi. Biz de iki başlığı sona bırakmak istedik. Sonuç almak istediğimiz için güvenlik ve garantileri beyin fırtınası şeklinde konuştuk, orda da konuşacağız. Mont Pelerin'de 5'li olmayacak. 5'li veya çoklunun tarihinin tespit edilmesi ilkesi var. Hep konuş konuş bir tarafa bırak olmaz. Kıbrıs Rum tarafı dönüşümlü başkanlık, etkin katılımla ilgili kararını versin. Biz de onların istediği konularda kararımızı verelim.

Keşke Türkiye ve Yunanistan da yer alsaydı 

Keşke orda Türkiye ve Yunanistan da yer alsaydı. Bunu teklif ettik ve anlayış beraberliği sağlandığını sanıyorduk. Biz toprağı konuşurken Türkiye ve Yunanistan da garantileri konuşsun. Maalesef Yunanistan bunu uygun görmedi. Kocias-Çavuşoğlu görüşmesi olacak şeklinde bir bilgi geldi Türkiye'de ama. Bizim arzumuz bu değildi. Çözüm istiyorsak tüm konularda ilerleme olması ve tarafların bunları içlerine sindirmesi gerektiğinin anlaşılması lazım. Kafalarda, özellikle Rum tarafında böyle bir inanış varsa, 5 konuyu bitiririz ve sonra güvenlik ve garantilere bakarız, çok yanlıştır. Kıbrıs Türk tarafı güvenlikle ilgili önem verdiği şeyleri göremezse Kıbrıslı Rumların istediği konuları görüşemez.

SORU: Toprağı görüşeceğiz. Güney’de ısrarla Türk tarafı da harita koyması gerekir diye net bir tavır var. Biz masaya haritayı koyup da anlaşamazsak, bu ciddi bir sıkıntı yaratmaz mı? Güzelyurt verilmeyecek söylemi var. Güney’de Güzelyurt kırmızı çizgi. Benzer durum Karpaz için de geçerli…

Akıncı, İsviçre ekibini açıkladı

Özdil Nami, Cenk Gürçağ, Barış Burcu, Erhan Erçin, Sülen Karabacak, Halil Sadrazam, Raif Topcan, İpek Genç, Aslı Erkmen, Sertaç Güven, Ahmet Alemdar, Aslı Oral, Hasan Efendi, Osman Aksulu, Meral Akıncı ve Mustafa Akıncı

Bu ada toprakları, ada insanlarının hepsine yeter

Yer adı telaffuz etmek istemiyorum… Aynı şeyi Rum lider de yaptı. Bu konuyu görüşülecek noktaya bırakıyorum. Bu ada toprakları, ada insanlarının hepsine yeter. Adil şekilde bu toprakları bölüşmeyi başarmalıyız. Bunun ilke ve kriterleri önemli… En iyi formülü nasıl sağlayabilirsek bunları sağlayacağız. Filan yer kırmızı çizgimizdir söylemi devam ediyorsa, “Güzelyurt asla verilmez” söylemini de karşında bulacaksın. Yeri ve zamanı gelirse konuşulur bunlar…

Harita masaya konurken paralelinde beşli ya da çoklu konferansın tarihi de saptanmış olacak. Koyalım haritaları da anlaşırsak ancak, o anlaşmada olan söylem değil…

SORU: Çok önceden bunu esas yurtdışında görüşmemiz gerektiği şeklinde söylem vardı. Toprağın kriterleri nedir? Kriterlerde uzlaşırsak haritaya geçecek değiliz. Haritaya 5’li konferansın tarihini alırsak geçeceğiz…

Bizim hiçbir zaman izole bir şekilde, sadece toprağı konuşacağız anlayışımız olmadı. Bizim önerimiz, değişik biçimlerde, sırf bu sorunu çözelim, Kıbrıs Sorunu tarihe karışsın. Yıl sonu hedefiyle, tamamen iyi niyetle, diğer tarafın ayağını kaydırmak için, bundan politik bir kazanç elde etmek için olmadı hiçbir zaman. Hiçbir tarihte sadece toprak demedik biz. New York’a gidip Genel Sekreter’e “Kıbrıs’a döneceğiz, yoğun bir şekilde çalışacağız. 4 başlığı kapatacağız. Ama bilin ki, biz 5’liye giden sürecin açılmasını istiyoruz. Temaslara başlayın ve altyapı yapın.” Gittik New York’a sanki hiç böyle bir anlaşma olmadı aramızda. O yüzden hayal kırıklığı dendi basında. Gidelim bir yere bir haftanın 3-4 gününü toprağa harcayalım. Hemen 5’inci gün güvenlik ve garantiler konusuna geçelim 5’li olarak. Bu da kabul görmedi. Rumlar ısrarla, toprak ve güvenlik garantiler ilişkisini koparmak istiyor.

Biz buna karşı, yine iyi niyetle sırf sonuç almak için “biz toprağı konuşurken, yan binada da TC, Yunanistan güvenlik garantileri konuşsun ve biri ötekini olumlu yönde etkilesin” dedik, bunu da Yunanistan reddetti.

Kriterler açıklandı

100 bin kişi dönecek. Kurucu devletlerin sahil boyları büyüklüklerine göre olacak. Biz de haklı olarak mümkün olan en az sayıda insanın yer değişmesini arzu ederiz. Ekonomik verimlilik, yolların durumuna bakılması gerekir… Bu ilişki kopmaz. Tüm başlıklar birbiriyle ilişkilidir. En başından beri bütünlüklü çözüm konusu var… İstesek de istemesek de, konular birbiriyle ilintilidir.

Soru: Bir önemli konu da çözümün maliyeti. 2018'de güneyde bir seçim . Sürecin sonunda beklenen sonuç çıkmazsa nasıl bir düşünce içine girersiniz. İstifa edecek misiniz?

Kıbrıs'ta bir çözümü ne kadar arzu ettiğim ortada. Çözüm hedefi, halkıma sunduğum 4 önemli konudan birincisiydi. Bu toplumun iç meseleleri de var. 'Yangın felaketine karşı hazırlıklarımız ne durumdadır' diye toplantı yapıyoruz. Diğer konularda da ilgimizi sürdürüyoruz. Halkımıza ne söz verdiysek yapıyoruz. Hem Kıbrıs sorunun çözümü hem de içimizi düzeltmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam ediyoruz. Çözüm olmazsa görevi bırakmak bu halka karşı sorumsuzluk olur. Bu konuda kimseye bir şey söylemedim. Bu tarihi fırsat yitirilirse çok yazık olacak. Bu adada yaşayan genç kuşaklar gelecek belirsizliğinden kurtulmak durumundadır. Belli bir yaşa gelmiş insanlar göçüp gidiyor. Bu toplumun genç nesilleri için güzel bir gelecek yaratmak istiyoruz.

Finansta 24 milyar Euro diye bir rakam telaffuz edildi yapılan hazırlıklarda. Bu rakam yanıltıcı olabilir. bunun 1/3'ü güneyde bıraktığımız mallar var. Buradan iade edilecekleri de düşündüğümüzde 8 milyar Euroluk bir kaynakla bu meselenin çözülebileceğinden bahsediliyor. AB ve diğer aktörlerin katkısı da söz konusu. Gerçekçi olarak şunu söyleyeyim... Sorunun çözümü için bir miktar katkı olacak ama yabancılar sizin için çözümün maliyetini karşılamaz. Doğu Akdeniz'de aklımızı kullanırsak, daha zengin yataklar bulunma ihtimali var. Ya kavga ya işbirliği vesilesi olacak. Buradan da gelecek kaynaklar var. Finansmanla ilgili olarak oradaki zenginliğe karşılık alınabilecek kredilerden bahsediyorum.

Bunun dışında uzun vadeli düşük faizli krediler de bulabilmek mümkün yeter ki çözümü bulalım. Finansman bulmak kolay olacak demiyorum ama ben karamsar değilim.

Türkiye'nin finansal katkısı olacak mı? Hiç rakam konuştunuz mu?

Rakamsal boyutta konuşmadık ancak diğerleri de elini taşın altına koyduğunda Türkiye kaçacak değil. Yalnız tüm maliyeti Türkiye'nin omuzlarına yıkmak mümkün değil. Türkiye hiç katkı yapmam dersem o da doğru olmaz. Borçlarla ilgili de günü ve zamanı geldiğinde o da bir sorun olmayacak. Rum tarafının kaygı duymasına gerek yok. Türkiye gereğini yapacaktır eğer çözüme ulaşabilirsek

Yerel sanatçılara dönük milli marş yarışması

SORU: Olası bir çözümde sporda doğrudan dış müsabakalara katılma ne olacak? Resmi tatil ne olacak? Erdoğan’la ne görüşeceksiniz?

Tatil, milli günler, dini günler henüz konuşulmadı. İçeriği halledelim, bunlar işin şekil kısmıdır. Yerel sanatçılara dönük milli marş yarışması olursa iyi olur.

Okul; eğitim kurucu devletlerin yetkisindedir. Bu insanların okulları var Güney’de oraya giderler. Bizim tarafta, eğitim sistemimiz neyse o olacak. Bologna standartlarını isteriz tabii ama bu da kurucu devletlerin yetkisi altında olacak.

Çok kültürlülük büyük bir zenginliktir. Çok kültürlülük anlamında çok dilli okullar olamaz diye bir durum yoktur. Üniversitelerimiz eğitimlerini İngilizce yapıyor. Bu tür okullar tabii ki olabilir.

Erdoğan’la İsviçre’yi konuşacağız

Erdoğan’la İsviçre’yi konuşacağız. Görüşlerini dinleyeceğiz. Türkiye İsviçre’ye Dışişleri’nden bir yetkili göndermeye hazırdı. Yunanistan bu konuda yan çizmese, kurgu öyle olacaktı. Belki Rum ve Yunan dostlarımızın arzusuyla bunu deklere etmeyebilirdik açıktan ama şimdi saklanacak bir tarafı yok bu işin. Onlar bu konularda biraz daha ketum davranılması arzusundalar.

SORU: Bizim hükümetimiz hangi Türkiye ile beraber hareket ediyor?

Halk yanımda… Halkın güven ve desteği yanımda. Hükümetle ilgili, ben ilişkileri deşmek istemiyorum. Benimle farklı düşündüklerini söylüyorlar. Buna da saygı gösteriyorum.

Vatandaşlık verilmesi konusuyla ilgili gereken değerlendirmeyi Meclis kapalı oturumunda yaptım. Hükümetle ilgili konularda, Cumhurbaşkanlığı’yla daha sağlıklı, daha iyi diyalog olmasının yararlı olduğunu değerlendiriyorum. Olağan toplantılarımıza yeniden başladık. İsviçre öncesinde de yaptık. Meclis’teki partilerle zaten görüşmem vardı bugün. Başbakan meşguldü gelemedi ama partisinden yetkili birini gönderdi. Bizim birbirimize küsme lüksümüz ve hakkımız yok. Biz, halkın verdiği yetkiyle bu işi yapıyoruz. Bu hükümet nasıl kuruldu, parlamenter rejimde usulüne göre kurulmuş bir hükümettir. Bu ilişki bu şekilde gidecek.

TC yetkilisinin sözlerini benim gündem yapmam çok şık olmaz

TC yetkilisinin sözlerini benim gündem yapmam çok şık olmaz. Müzakere sürecinin 6 başlığı var. Bunların görüşülmemesi söz konusu olamaz bile. Çavuşoğlu buraya geldi, kamuoyuna “yeri ve zamanı gelince her şey konuşulur” dedi. Bu da konuşulacak.

Farklı düşüncede olan bakanlar olabilir tabii ki. Bizim için Dışişleri yetkilileriyle diyalogumuz var. İletişimde bir sıkıntı olmuş olabilir. Ben TC hükümetinin bir bütün olarak, TC Cumhurbaşkanı’nın da TC’nin gerçek çıkarlarının Kıbrıs’ta bir çözümden geçtiğinin idraki içindedirler. Bu konularda, çözüm istemeyen bir Türk tarafı imajı Türkiye için de şık olmaz. Bunun her tarafa büyük zararları olur.

Tüm engeller ortadan kalkıp bir referandum sürecine geldiğimizde iki lideri ortak "evet" çağrısı yapacaklarını söyleyebilir miyiz?

O noktaya geldiğimizde Rum dosyalarımızın kaçınacağını düşünmüyorum. Eğer o noktaya gelebilirsek ki geleyi temenni ediyorum ve var gücümüzle çalışacağız. Eğer o sonuca varırsak ve içime sindirebileceğim ve halkıma önerebileceğim bir çözüm modelini saptayabilirsek tereddütsüz Kıbrıslı Rum lider ile birlikte tavsiye edip evet oyu istemekten kaçınmam

Mont Pelerin'de ne kadar sıkılıkla açıklama yapılacak?

Öyle bir karar yok. Birlikte açıklama yapma kararı da yok. BM himayesindeki görüşmelerde açıklamayı bizim olurumuzla BM yapardı. Umarım aynı görüntü orada da olur. Önemli olan son gün birlikte bir açıklama yapılıp yapılmayacağıdır. Eğer o olursa ilerleme var demektir. Şunu şöyleyim. Her konu bütünüyle bitemez ancak bu başlıklarda, Toprak da dahil ilerlediğimizi hissedersek, garantilerde de biz mesaj verirken bunun mesajını almamız lazım. Bu 5 günün özelliği ilk defa geceli gündüzlü resmi gayrı resmi ikili, 4'li 14'lü görüşmeler yapılabilecek bir binada olacağız. Bunu değerlendirelim ve Kıbrıs'ın barışçıl geleceğini oluşturalım. Biz bunun için gidiyoruz.

220 bin kararı çıktıktan sonra vatandaş yapılanların statüsü ne olacak? Göç edecek insanlar çiftçi hayvancıysa yeni iş alanları yaratılabilecek mi?

220 rakamı devletin resmi kayıtlarından verilen rakamlar. Bunu biz uydurmadık. Bunlar sadece Kıbrıs'ta yaşamıyor. Biz bu rakamla oraya gittik onlar da kendi rakamlarını ortaya koydular. Annan Planı'nda 40 bindi. 220'nin içinde Türkiye'den gelen vatandaşlarımızın sayısının daha büyük olduğu iddiasında bulunanlar olabilir. Kıbrıslı Rumlar 800 bin rakamıyla geldiler. Bizim de sayımız 220 bin olduğunu görünce Kıbrıs Rum tarafı rahatlardı. Biz kimseyi gemilere koyup yollamayacağız sözü verdik. Bu da böyle olacak. Çalışma izniyle çalışanlar çalışmaya devam edecek. Çalışma izinleri uzatılacak. Eğer çözümden sonra ekonomi patlayacaksa, Türkiye'den yine belirli koşullarda çalışma izniyle buraya insanların gelebileceğini de 1/4 oranına bağlı kalmaksızın iş gücü ihtiyacı Türkiye'den karşılanabilecek. Ha bire dıştan vatandaşlıklar yapılarak demografik yapının bozulmaması üzerine anlaştık. Akıncı nüfusu sabitledi deniliyor ben de "insanların yatak odalarına bekçi mi dikeceğiz" diye espri yaptım. Kıbrıslı Türkler doğal bir şekilde çoğalmaya devam edecek. Kıbrıslı Rumlar da. Kıbrıs'ın nüfus yapısı yapay yollarla bozulmaması gerektiğini düşünüyorum. 20 yıldır burada kalan, burada kalan insanlarımız var. Bunların da hakkını vereceğiz.

800 bin rakamı onlarda da bir miktar artmaktadır. Bizde de artabilir. Ancak 220 bin verip 320 bin çıkarsa olmaz. Biz nasıl 800 binin 1 milyon olmasını kabul etmezse onlar da kabul etmez. Yurttaşlık ve çalışma izinleri de federal devletin yetkisinde olacak ancak şu andaki çalışma izinleri iptal edilmeyecek.

Büyük ihtimalle son deneme

İsviçre’den olumsuz bir sonuç çıkarsa, 2016 çözüm hedefinin sonu demektir. 2017 risklerle doludur. Ban Ki Moon açılışa geliyor, 1 Ocak’tan itibaren yok. Yeni bir Genel Sekreter seçilecek. O gündeminde Kıbrıs’ı nereye koyacak bilmiyorum. Amerika’da seçim var… Orada ekipler oluşturulana kadar uzun bir süre gelecek…

Mart Nisan’dan sonra Güney’de seçim havası başlayacak. Benim bu süreci bitirmeme gerek, süreç doğalında 2018 ortalarına kalacak. Bu arada bizim seçimler gündeme gelecek.

Diplomaside nokta konmaz derler… Ama inanın ben bu sürecin artık doyum noktasına gelmiş olan Kıbrıs Sorunu’nun bizim nesil itibariyle son deneme, federal çözüm olarak da büyük ihtimalle son deneme olduğunu çok rahat söyleyebilirim. İki toplum da adil olmalı, elde edebileceğinin tümünü istemeli. 17 ayda sanıyorum 57 kez görüşme yaptık. 129 kez de müzakereciler bir araya geldik. Teknik komitelerin sayısını saymaya gerek yok. Bu kadar emek ve çalışma, tüm tarafların da kabul ettiği önemli ilerlemeleri heba etmeyelim.

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2016, 20:27
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104