Anılarımdaki Kenan Çoygun…

banner37

12 Ekim, onun 12’nci ölüm yıldönümüydü. TMT'nin efsanevi komutanı, üçüncü “Bayraktar” Kenan Çoygun Paşa, nam-ı diğer "Kemal Coşkun ya da BOZKURT" sonsuzluğa göçüşünün yıl dönümünde silah arkadaşları ve minnettarları tarafından bir kez daha saygıyla anılıyordu.

banner87
Anılarımdaki Kenan Çoygun…
banner90
banner99

 

Ahmet TOLGAY

Tarihimizin en kritik dönemecinde eğer o komutan olarak aramızda olmasaydı TMT'nin tüm halkımızla bütünleşerek ENOSİS'e odaklanmış Türkü İmha Planı AKRİTAS'a karşı gösterdiği yiğit ve özverili direniş başarıya ulaşamazdı. O nedenledir ki, kendisini yakından tanıyanlar tarafından her zaman “efsane komutan” olarak anılmaktadır.Türkiye medyası “Çılgın Türk” tanımını 1960’lı yıllarda ilk kez onu için yapmış ve Turgut Özakman bu tanımdan esinlenerek Türkiye’de satış rekorları kıran “Şu Çılgın Türkler” adlı iki ciltlik kitabını kaleme almıştı.
Kenan Çoygun, TMT’ye komuta eden 9 Bayraktar içinde adamızda en uzun süre kalan ve direnişin en çetin dönemini halkımızla bütünleşerek yönlendiren Bayraktar idi… Emekli olduktan sonra kendisine Lefkoşa Kızılbaş’ta tahsis edilen mütevazı eve yerleşerek çok sevdiği Kıbrıslı Türklerin arasına dönmüştü.
 

Kıbrıs’ta görev yapan 9 Bayraktar şunlardır:
Rıza Vuruşkan (Haziran 1958 - Haziran 1960)
Şefik Karakurt (Haziran 1960 - Haziran 1962)
Kenan Çoygun (Ağustos 1962 - Temmuz 1967)
Cevat Giray (Temmuz 1967 - Temmuz 1968)
Rüştü Kazandağ (Temmuz 1968 - Ağustos 1970)
Süleyman Eyüpoğlu (Ağustos 1970 - Temmuz 1972)
Arif Eryılmaz (Temmuz 1972 - Eylül 1974)
Çetin Başar (Eylül 1974 - Ağustos 1976)
Aydın İlter (Ağustos 1976)
Kenan Çoygun’la çeşitli anıları olan bir kuşağın mensubuyum. Ona dair anılarımın nasıl başladığını burada paylaşabilme adına “Efsane Sendikacı Necati Taşkın” adlı son kitabımın ilk sayfalarına dönmek isterim. Çoygun Paşa hakkında şunları yazmışım o ilk sayfalarda:
“…Ben mahkemeler binasının sarı kesme taşlı bahçe duvarına yaslanmıştım. Ayakkabıları boyanmakta olan sarışın ve karizmatik adamla birdenbire göz göze geldik. “Adınız delikanlı?” diye sordu emredercesine... Toparlandım ve adımı söyledim. İkinci soru “okullu musunuz?” oldu. “Yok, okulu bitirdim, artık çalışıyorum” dedim. “Nerede çalışıyorsun?” “Bozkurt’da” “Yani gazetede?” “Evet, Bozkurt gazetesinde.”
Benim bu yanıtımdan sonra işte o canımı sıkan soru geldi: “Gazetenin hangi bölümünde?”
İmzalı yazıları, fotoğraflı röportajları yayımlanan ve kendini artık “tanınmışlar” sınıfında gören çiçeği burnunda genç gazeteciden, düş kırıklığını da yansıtan tok bir yanıt aldı: “Elbette ki yazı işlerinde.”
Adam güldü ve “gazetecilik önemli meslektir. Mesleğinin hakkını ver evlat” dedi.
Artık karşımdakini sorgulama sırasının bana geldiğini düşünmüştüm.
“Peki siz kimsiniz, adınız?”
Muhatabımın ayakkabılarının boyanması bitmişti. Yerinden kalkıp üstünü almayı bir el hareketiyle ret edeceği 5 şilinlik banknotu boyacı Rauf’un sandığının üzerine bırakırken “ben de garibanın biriyim işte” demişti. Oradakilere “hadi eyvallah” deyip aceleci adımlarla az öteye park ettiği mavi Volkswagen arabasına doğru yürürken sırası geldiği için hasır boyacı sandalyesine oturan genç adama sordum: “Gariban ne demek abi?”  Necati Taşkın’dan başkası olmayan o genç adamdan aldığım yanıt şu oldu: “Garip ve kimsesiz, korunmaya muhtaç adam demek.”
Birkaç ay sonra, o yılın sonuna doğru hepimiz kendimizi bir felaketin ortasında bulmuştuk. Türk – Rum ortaklık devleti yıkılmış, toplumlararası silahlı çatışmalar başlamıştı. İç savaş tüm adaya yayılmış, ama biz Lefkoşa Türk gettosunda inanılmaz sıkıntılar ve yokluklar içinde kendi yöresel yazgımızı yaşamaktayız. Türk Mukavemet Teşkilatı su yüzüne çıkmış, orantısız Rum saldırılarına olağanüstü bir direniş göstermektedir. O koşullar altında “Bozkurt” gazetesi yayınlarını sürdürürken, olağanüstü direnişiyle Kıbrıs Türk halkının umuduna ve güvencesine dönüşen TMT’nin komutanının adı da bir efsane gibi dillerde dolaşmaya başlamıştı. Efsanenin kod adı “Bozkurt” idi… Çoğu kişi komutan “Bozkurt”un bizim gazetenin patronu Cemal Togan olduğunu sanıyordu!..
Yılbaşına doğru çok soğuk bir gecede tek sayfaya düşen gazetemizi yayına hazırlamaya çalışmaktayız. Girne Caddesi’ne bakan ana kapı girişindeki masasında oturan Cemal Togan, bir yandan önündeki “pruf” dediğimiz yazı yığınlarına gömülmüş düzeltmenlik yapmakta, bir yandan da işi yönetmektedir. Karanlıkların içinden gelip içeriye süzülen genç adam, haftalar önce Boyacı Rauf’ta karşılaştığım kişidir. Elinde bir çifte av tüfeği vardır. Fişenk yüklü bir kemeri de omzuna asmıştır. Yüzünde birkaç günlük sakal… “Hoş geldin Necati” dedi ona Cemal Togan ve oturması için yanındaki koltuğu işaret etti.
Sendikacı Necati Taşkın, Bozkurt basımevinin arkasında mezarlığa dönüştürülen Tekke Bahçesi’nde bir şehidin defnedilmesinde hazır bulunduktan sonra bize de uğramıştı. Defnedilen kişi yakın dostuydu ve çok üzgündü. Bilbay Eminoğlu hemen ona minik gaz ocağının üstünde sıcak bir çay hazırlayıp soğuktan ovuşturduğu ellerine tutuşturdu...
İçinde bulunulan duruma dair karamsar bir sohbet başlamıştı ki, kapının önünde bir araba sert bir frenle durdu. Arabanın genç sürücüsü yerinden fırlayıp kapıyı açıncaya kadar ön koltukta oturan adam çevik bir hareketle birkaç basamağı tırmanıp içeriye daldı. Orada bulunanlar yerlerinden fırladılar. Herkesin elini sıkarken bir yandan da hal - hatır soran bu enerjik adamı hemen tanımıştım. Boyacı Rauf’un orada kimliğimi sorgulayan karizmatik sarışın beyefendiydi. Hızla gerçekleşen el sıkma faslı biterken, sarışın adam, konuğumuza olan özel ilgisini “Ne haber Necati Bey?” diyerek göstermişti.
Cemal Togan’a dönüp zor koşullara karşın gazetenin yayınını sürdürdüğünden dolayı ona teşekkür etti. Biz oradakilere de “sizler de sağ olunuz arkadaşlar. Siz kalem mücahitlerisiniz” dedi.
Arkasından, Togan’a güven veren bir sesle konuştu:
“Bir sıkıntı, ya da bir ihtiyaç var mı? Gazetelerin mutlaka yayınını sürdürmesi gerekir. Az önce Halkın Sesi’ne de uğradım, Sayın Doktor’la (Dr. Fazıl Küçük) konuştum. Onların kâğıt sıkıntısı varmış.”
Togan başını salladı: “Aynı sorun bizim de başımızda. Stoğumuzdaki kâğıt bitmek üzere.”
“Hiç endişe etmeyin… Arabahmet’de kontrolümüze aldığımız ambarda bir miktar kâğıt varmış. Hemen yarından tezi yok size intikal ettirilecek. Ayrıca bünyemizde haber merkezi oluşturduk. Benim bir kuryem her akşam üzeri buradan geçecek, gidişatla ilgili bilgi notlarımızı size iletecek. Onları yayınlamanızı rica ederim.”
Muhatabı “sağ olunuz, var olunuz Bozkurt’um. Emriniz olur komutanım” diyerek önünde saygıyla eğildi.
Dışarıda silah sesleri vardı… Çatışmalar sürüyordu… Komutan geldiği gibi tekrar hızla dönüp dışarıya fırladı, içine atladığı araba, karanlık ve ıssız caddede, silah seslerine karışan bir homurtuyla Saray Otel istikametine doğru ok gibi fırladı.
Necati Taşkın işte o anda bana döndü. Sakallı yüzündeki buruk tebessümle sordu:
“Şimdi anladın mı o garibanın kim olduğunu?.”
Hem de nasıl anlamıştım. O gün, Boyacı Rauf’un yerinde ve Necati Taşkın’ın yanında kendini “ben garibanın biriyim” diye betimleyen adam, TMT komutanı, “Bozkurt”, “Bayraktar” ve “Kemal Coşkun” kod adlarını taşıyan Kurmay Albay Kenan Çoygun’dan başkası değildi…”
 

Güncelleme Tarihi: 22 Ekim 2017, 14:13
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75