Ayaklarımızın üzerinde durma fırsatını kaçırdık

banner37

KIBRIS’a konuşan 4’lü koalisyon ortağı TDP Genel Başkanı Özyiğit, hükümetin bozulmasıyla toplum için atılacak birçok adımın engellendiğini vurguladı

banner87
Ayaklarımızın üzerinde  durma fırsatını kaçırdık
banner90
banner8

“ULU ORTA BİRBİRİMİZİ ELEŞTİRMEK DOĞRU BİR MANTIK DEĞİL”… “İlk kez denenen bir koalisyonda uyum endişemiz vardı ama bunu yakaladık. Ciddi bir sıkıntı yaşamadık. 15 aylık sürede birbirini anlayan bir ekip olduk. 30 yıl devlet kademelerinde çeşitli görevlerde bulundum. Ben Cemal Özyiğit olarak daha çok devlet adamı profili çizmeye çalıştım. 4’lü birliktelikte, ulu orta birbirimizi eleştirmek doğru bir mantık değildir. Bir takım eksiklikler, yanlışlıklar varsa bunun mekanizması oluşturulur. Ki biz bunu yaptık. Sosyal demokrat düşüncenin de verdiği yapıyla, otokontrol yaparak hareket etmek lazım. Yoksa ben de yeri geldiğinde hırçınlık ya da çıkış yapmayı bilirim”.

“KUDRET HOCAYA KARŞI BURUKLUĞUM VAR”… “Kudret Hoca, hükümetten çekildiklerini açıkladıkları günden birkaç gün önce hükümetin bozulacağı iddialarına ‘kimse hayal görmesin, hükümet devam ediyor’ yanıtını verdi. Sonra bir bahaneyle çekildi. Hayal kırıklığı yaşadım. Gözümüzün için baka baka söylediklerinin doğru olmadığını bilmekten dolayı kendisine burukluğum var”.

“SERDAR BEY ADIM ATTI, KUDRET HOCA BAHANE YARATTI”… “Hükümet bozulmadan birkaç gün önce Kudret Hoca bize mektup göndererek, bilgimiz dışında Rauf Denktaş Üniversitesi’ne bir arazinin verildiğini, bunun kabul edilemeyeceğini yazdı. Bakanlar Kurulu’nda Serdar Bey, kiralama işini iptal edeceğini, ihaleye çıkılmasını istedi. Bu atılmış önemli bir adımdı. Ertesi günü önemli toplantılar yaparken Serdar Bey’in istifasını ‘Gerekirse dokunulmazlığımı da kaldırın. Artık bu söylentilerden, suçlamalardan bıktım’ şeklinde açıkladı. Bunu da yaptıktan sonra hükümetin bu bahaneyle yıkılması gerçekçi değil. Akşama da Kudret Bey hükümetten çekildi. Bu kadar gelişmeden sonra bize sürpriz oldu”.

“PARA GELMEDEN ÖDEMELERİ DÜZENLİ YAPMAMIZ HAZMEDİLEMEDİ”… “Kendi ayakları üzerinde duran bir toplum yaratabilmek için 3 tam gün müsteşarlarımızla Bakanlar Kurulu toplantısı yaptık. 100’ü kaynak yaratma, 25’i gider azaltıcı önlemler olmak üzere 125 madde belirledik. Hükümetin son Bakanlar Kurulu toplantısında bunları konuşacaktık, bir arazi meselesiyle toplantı bitti. Belli ki, biz ülkenin geleceği için çalışmalar yaparken, birileri başka planlar peşindeydi. Herkes biz yollara sokaklara düşelim, yalvar yakar olalım ‘Türkiye bize para ver, açlıktan ölüyoruz, battık’ diyelim diye bekledi. Bir yandan ödemeler düzenli yapıldı, alt yapı için de kaynak arayışı oldu. Bu hazmedilemedi”.

“KENDİ SALTANATLARI İÇİN HER TÜRLÜ KARA ÇALMAYI YAPTILAR”… DP Genel Başkanı Denktaş’ın “UBP müzevirlik siyaseti yapıyor” açıklaması üzerine Özyiğit: UBP’nin mayası budur. Bu toplumu uzun yıllar yönetenlere baktığınızda ülkedeki insanları ötekileştirmek ve kendi saltanatlarını sürdürmek için her türlü kara çalmayı yaptılar. Onlar ‘bizi getirin biz istediğiniz her şeyi yapalım’ demiş olabilir. Benimle ilgili de şikayet yapmış olabilirler. Din konularında mesela. Gerçekleri söyleseler hiç umurumda değil. Ancak arkadaşların derdi ille de koltuğa gelmek. Şimdi hükümettedirler. Etekleri zil çalıyor. Bakan olmak, makam almak, Başbakan olmak onlar için her şeyin üstünde”.

“HP ŞİMDİ ORTAĞINA BAKSIN; DAKİKA 1, GOL 1”… “Biz 15 ay hükümetteydik. Bu sürede Hüseyin Özgürgün’le ilgili fezlekenin bir türlü meclise gelememesi bu ülkenin hukuk ayıbıdır. 15 ayda gelmeyen fezleke ne oldu da hükümet düşünce ansızın geldi? Sayın Özersay ve partisine mensup milletvekilleri şimdiki ortaklarına baksın. Ortaklarının içinde Özgürgün’le ilgili komite kurulması konusuna karşı çıkanlar oldu. Vatan hainliğiyle suçlamaksa gidip bunu ortaklarına soracaklar. Bunları hükümet programına koydular. İlk oylamada programa sahip çıkmadılar demektir bu. Dakika 1, gol 1 oldu”.

“BU GERÇEĞİ MEZARA GÖTÜRMEK İSTEMEDİM”… “Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin Türkiye Eğitim Bakanlığı’na devredilmesi talebini reddettim. Bunu benimle mezara götürmek istemedim. En çok garibime giden kimse konunun özünü tartışmıyor. Koltukta oturmak isteseydim atardım imzayı İlahiyat Koleji’ni verirdim. Belki de zamanında söyleyip kahramanlık ya da şova dönüştürseydim, hükümet gidecekti. Ama topluma bunu nasıl anlatacaktık? KKTC devletinin bir okulu, bir başka ülkenin bakanlığına devredilmesi devletler arası sorundur. Son güne kadar bu diyalog bizimle kurulmadıysa şimdikilerden de aynı şey talep edilecektir”.

“ÇANAKKALE KAMPI BU SENE PROGRAMDA YOKTU”… “Çanakkale kampı ben görevden gidene kadar gündeme gelmedi. Bu seneki programımızda kamp yoktu. 2017’de çocuklar kampa kızlar ile erkekler olarak ayrı götürüldü. Bir de hurafelere dayalı dini öğretiler öğrenmeleri sağlandı. Geçen sene Recep Akdağ’la ve elçilik yetkilileriyle görüştüm. Bizim görevlendireceğimiz öğretmenlerin kafilelerden sorumlu olmasını, Türkiye’den öğretmenlerin sorumlu olmamasını istediğimizi söyledik. Kızlar ile erkeklerin birlikte gitmesini sağlayacak düzeneğin kurulmasını önerdik. Hatta Recep Akdağ’a Çanakkale kampı yerine çocuklara Samsun gezisi yapılsın önerisi getirdim. Konuşalım dendi ama bir türlü konuşamadık”.

“Bir Düzine Soru”nun bu haftaki konuğu ülkemizde ilk kez denen 4’lü koalisyon hükümeti ortaklarından Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Başkanı Cemal Özyiğit oldu.

   Diğer koalisyon ortakları gibi Cemal Özyiğit’in de üzerinde önemli durduğu konu, Türkiye’den maddi destek almadan da, bu toplumun kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermesi oldu.

   Özyiğit, “Herkes biz yollara sokaklara düşelim, yalvar yakar olalım ‘Türkiye bize para ver, açlıktan ölüyoruz, battık’ diyelim diye bekledi. Bir yandan ödemeler düzenli yapıldı, alt yapı için de kaynak arayışı oldu. Bu hazmedilemedi” dedi.

   Para gelmeden bu toplumun ayakta kalmayı başardığının altını çizen Özyiğit, alt yapının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için de nasıl kaynak yaratabileceğinin konuşulduğunu söyledi.

   Özyiğit, HP Genel Başkanı Kudret Özersay’a ise kırgın…  Özyiğit, “Hayal kırıklığı yaşadım. Gözümüzün içine baka baka söylediklerinin doğru olmadığını bilmekten dolayı kendisine burukluğum var” dedi.

   UBP milletvekili Hüseyin Özgürgün hakkındaki yolsuzluk dosyalarının imcelenmesi için Başsavcılık tarafından meclise gönderilen dosyalar ve özel komitenin kurulması sürecinde yaşananlara da değinen Özyiğit, “15 ayda gelmeyen fezleke ne oldu da hükümet düşünce ansızın geldi? Sayın Özersay ve partisine mensup milletvekilleri şimdiki ortaklarına baksın. Ortaklarının içinde Özgürgün’le ilgili komite kurulması konusuna karşı çıkanlar oldu. Bunları hükümet programına koydular. İlk oylamada programa sahip çıkmadılar demektir bu. Dakika 1, gol 1 oldu” dedi.

SORU 1: Dörtlü koalisyondaki ortaklarınızın tümüne aynı soruyu yönelttik. Ülkemizde ilk kez denenen bir hükümet modelinde, TDP olarak ilk kez hükümette bulundunuz. 4’lü koalisyonun gidişatıyla ilgili siz pek konuşmadınız. 4’lü koalisyona girerken çekinceleriniz oldu mu? Hükümete girme kararınız, şartlarınız nelerdi?

ÖZYİĞİT: 2017’nin sonlarında ansızın “hodri meydanlar” çekilerek kendimizi erken seçimin içinde bulduk. TDP olarak uzun zamandır, seçime hazırlanmaktaydık. Seçim startı verildiğinde biz de kolları sıvadık. Güçlü bir ekip oluşturduk. O günleri anımsamak lazım. Dönemin hükümetinin büyük partisi UBP’nin Genel Başkanı (Hüseyin Özgürgün), bizimle hiçbir canlı yayına katılmadı. Seçim oldu, geçti, UBP yine birinci parti çıktı ama bir anda baktık ki, hiçbir parti UBP’yle hükümet kurma eğiliminde değil.

   7 Ocak 2018 seçimleri öncesinde TDP’nin 3 milletvekili vardı, yine 3 milletvekilimiz var. Çok büyük bir başarı mı elde ettik? Partinin eski genel başkanı, bir milletvekili partiden ayrıldı ve ciddi bir kayıp yaşadık (Mehmet Çakıcı’nın partiden ayrılması konusu) ona rağmen oylarımızı az da olsa artırarak ayakta kaldık, yola devam ettik. Bu dönemde ülkemizde “Bu işi UBP’ye bırakmayın” şeklinde kamuoyu oluştu. Burada bize de görev düştü ve kendimizi 4’lü koalisyon görüşmelerini yaparken bulduk.

   O dönemde de DP gidecek mi, kalacak mı tartışmaları oldu ancak Serdar Bey’in başkanlığındaki DP de koalisyondan yana ağırlık koydu.

   4’lü koalisyonda öne çıkan konular, yapısal reformların hayat bulması, yolsuzluk ve usülsüzlerin üzerine gidilmesi ile kendi ayakları üzerinde durabilecek toplum yaratmaktı.

   Yapısal reformlar ile yolsuzluk meselelerinin bileşkesi zaten kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi kararlarını kendi alabilen, kendini daha bağımsız, demokratik, özgürce yöneten bir toplum ortaya çıkarırdı.

   Hükümet programı oluşturulurken tabii ki, diğer ortakların da hassasiyetine bakılır. Bu söylediklerim programımızda vardı. Ancak Kıbrıs konusunu programa koyamadık. Çünkü dört partinin farklı farklı söylemleri vardı. Biz, federal çözümden yanayız derken, Serdar Bey de 2 devletli çözümü savunuyordu. Diğerlerinin de birbirinden farklı duruşundan dolayı bu konuyu hükümet programına koymadık.

   Nitekim, UBP ve bazı çevrelerinin bizlere Kıbrıs konusunda ne yapacağımızı bilmediğimiz şeklinde eleştirileri oldu.

   İşin farklılıklarını bilerek yola çıkan 4 parti olarak güzel bir uyum yakaladık. Soldan sağa yelpezenin her yerinden partiler bir araya geldi.

   İlk kez denenen bir koalisyon olduğu için ister istemez insanda çalışmalarda uyum yakalanabilecek mi diye endişeler oldu. Ancak bu uyumu yakaladık.

   Ciddi bir sıkıntı yaşamadık. Meclis kürsüsünde bakan olarak eleştirilere yanıt verirken, konu Kıbrıs sorununa dayandığında TDP Genel Başkanı olarak konuştuğumu belirttim. Diğer arkadaşlar da buna çok dikkat etti. Tufan Bey, Serdar Bey ve Kudret Bey de, Kıbrıs sorunu konusundaki konuşmalarında kendisinin ve partisinin doğrusunun ne olduğunu ortaya koydu.

  15 aylık süre yararlı, verimli geçti, birbirini anlayan bir ekip olduk.

“Ulu orta birbirimizi eleştirmek doğru bir mantık değil”

   Sessiz kalmam konusunda ise; 30 yıl devlet kademelerinde çeşitli görevlerde bulundum. Devleti bilenlerden biriyim. Bir gün Bakanlar Kurulu’nda da söyledim. Bakanlar Kurulu’nun içinde 30 yıl devlette çalışıp da bakanlığa gelen sadece benim. Serdar Bey de 29 yıl bakan ya da milletvekili olarak devletin içinde bulundu. Bizim dışımızdakilerin hepsi dışarıdan geldi. Dolayısıyla ben Cemal Özyiğit olarak daha çok bir devlet adamı profili çizmeye çalıştım.

   Bazı milletvekillerinin karşılıklı olarak yaptığı gibi… Mesela HP’nin bazı milletvekilleri durmadan hem hükümete yönelik hem de hükümet ortağı partilere yönelik sözler söylüyor. Bazı CTP’li milletvekillerinin de Kudret Özersay’la ilgili görüşleri basında yazıldı. Bunun çok doğru olmadığını düşünüyorum.

   4’lü birliktelikte, ulu orta birbirimizi eleştirmek doğru bir mantık değildir. Bir takım eksiklikler, aksaklıklar, yanlışlıklar varsa bunun mekanizması oluşturulur. Biz ne yaptık? 4 partinin başkanı yeri geldi kendi aramızda konuştuk, kendi aramızda çözemediysek veya diğer bakanları da katmak istediğimizde konuyu Bakanlar Kurulu’na götürdük. Bir iki kez de toplam 27 milletvekilinin katılımıyla konuları konuştuk.

   Sosyal demokrat düşüncenin de verdiği yapıyla, ülkemizde de olmasını istediğimiz İskandinav ülkelerindeki gibi demokratik düzen doğrultusunda, otokontrol yaparak hareket etmek lazım. Yoksa ben de yeri geldiğinde hırçınlık ya da çıkış yapmayı bilirim.

SORU 2: Hükümetin bozulma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi en çok hayal kırıklığına uğratan siyasi parti ve parti başkanı kimdi? Ortaklarınız arasında kendinize en yakın bulduğunuz isim kim oldu?

ÖZYİĞİT: Zeki Çeler’le aynı partiden olmamız başka bir durum ama onunla yakınlığımız var. Genel çerçevede Başbakan ve 10 bakanla çok uyumluyduk.

  (-Koalisyon ortaklarınız da uyum vurgusunu çok yaptı. Bu söylemler gerçekten samimi mi?-sorusu üzerine)… Bu konuda hiçbir tereddüttüm yoktur. Samimi olduk.

   Hayal kırıklığımı hükümetin düşüşünde yaşadım. Çünkü Kudret Hoca, gözümüzün içine baka baka “bu hükümet tamamdır, dimdik ayaktadır” dedi.

   Ersin Tatar’ın UBP Genel Başkanı olduğu, Ekim 2018’de yapılan kurultaydan sonra basından birkaç kişi, hükümetle ilgili bir takım senaryolar yazdı. Hatta ben bir iki kişiye, sizi Hollywood’a öneriyorum diyerek sitem ettim. Ama gel gör ki, haklı çıktılar.

   Bu söylemler olduğunda günü geldi gülüp geçtik, günü geldiğinde de öyle şeyler oldu ve söylendi ki; ister istemez kendi aramızda Kudret Özersay’a sorma ihtiyacı hissettik.

   Kudret Hocaya, hükümetin bozulacağı, görüşmeler yaptığı konularını sorduk ve böyle bir şey varsa bize söylemesini istedik. Hükümet programını biz 5 yıllık yaptık ve bu doğrultuda gidiyorduk. Ama hükümette 15 ay kaldık. Bu sürede birçok iş yaptık ama öngörülerimizin hepsini yapamadık.

   Siz halka biz 5 yıl içinde bunları yapacağız dersiniz ama bir gece ansızın birileri koltuğu çeker, koltuk gider başkaları gelir. Dolayısıyla attığımız adımlar yarım kaldı. Gelenler devam ettirirse destek veririz.

“Cumhurbaşkanlığı seçimi hükümeti bozmak için bahane olmasın dedim”

   Bu konuyu ciddi ciddi birkaç kez konuştuk. Hatta cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bir baktım, benim dışımdaki arkadaşların (Erhürman, Özersay, Denktaş) adı aday olarak konuşuluyor. Bizim de aday olmasını beklediğimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Akıncı’dır. Bir toplantıda koalisyon ortaklarına en rahatınız benim, çünkü aday değilim dedim. Ama üçünüzün de adaylığı söz konusudur. Serdar Bey’e babasının 2000 yılında başkanken aday olduğunu, UBP-TKP hükümeti döneminde Başbakan, UBP Başkanı Derviş Eroğlu, TKP’nin Başkanı, Başbakan Yardımcısı Akıncı’nın karşısına aday çıktığını hatırlattım. Adaylar yarıştı, Sayın Eroğlu ikinci turda çekildi. Ama hükümet cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle bozulmadı.

   Cumhurbaşkanlığı seçiminin hükümeti bozmak için bir bahane olmaması gerektiğini ortaklarıma söyledim. Herkes çıksın demokratik şekilde yarışsın, farkını topluma anlatsın, toplum da tercihini yapsın dedim.

   Serdar Bey, bu konuşma üzerine “el sıkıştık o zaman” dedi. Kudret Bey de “el sıkışmadık” gibi bir cümle söyledi. Bu konuları bile biz aramızda konuştuk.

“Gözümün içine baka baka söyledikleri doğru çıkmadı; Kudret hocaya karşı burukluğum var”

   Protokol imzalanacaktı, imzalanmayacaktı meselesinde de protokolün son şekli gelmedi ki, imza meselesi ortaya çıksın.

   Bunların hepsi senaryo. Senaryo sürekli yazıldı, tartışıldı.

   Kudret hoca, hükümetten çekildiklerini açıkladıkları günden birkaç gün önce hükümetin bozulacağı iddialarına “kimse hayal görmesin, hükümet devam ediyor” yanıtını verdi. Bunu söyledi, sonra bir bahaneyle çekildi. Hayal kırıklığı, gözümüzün içine baka baka başka şeyler söyledi, senaryolar gerçek çıktı.

   Biz koltukta doğmadık. Yıllardır mücadelenin içindeyim. Koltuk bizim temel hedefimiz olamaz, topluma hizmet açısından bir araçtır. Bulunduğumuz sürede de bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştık.

   (-Sayın Özersay’a kırgın mısınız?- sorusu üzerine)… Burukluğum vardır. Gözümüzün için baka baka söylediklerinin doğru olmadığını bilmekten dolayı kendisine burukluğum var.

SORU 3: Sayın Özersay’ın Sayın Denktaş’la ilgili öne sürdüğü “arazi meselesi” veya “yolsuzlukların üzerine gidilmedi” gerekçeleri dışında kimlerin ne şikayeti vardı?

ÖZYİĞİT: Bunlar hep bahanedir. Toplum neyin, ne olduğunu görüyor. Hükümetin nasıl bozulduğu da artık herkes tarafından iyice anlaşılmıştır.

   Arazi meselesinde, Lefkoşa Yenişehir’de Devlet Emlak Malzeme Dairesi tarafından oğul Rauf Denktaş’ın da içinde bulunduğu Rauf Denktaş Üniversitesi Mütevelli Heyeti’ne veya Yönetim Kurulu’na kiralanan bir arazi vardı. Mahalleli buna isyan etti, biz de Serdar Bey’e bu işin doğru olmadığını, mahallelinin isyanına kulak tıkayamayacağımızı söyledik. Dört parti başkanı oturduk ve bu konuyu konuştuk. Denktaş Bey de “tamam ben söylüyorum, vazgeçilecek” dedi.

   Ertesi günü Ersin Bey (Tatar) bunu meclis kürsüsünden, “Vazgeçildi ama bu mülk satın alınıyordu” dedi. Şimdi, burada yanlış bir şey var mı? Bu heyet arazinin Rum sahibini buldu ve Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla malı satın aldı. Burada yanlış bir şey yok. Uluslararası hukuk kuralları içinde davranacaklar. Ama sonuçta oraya yurt yapılması engellendi.

“Serdar Bey iki önemli adım attı, Kudret Bey bahane yarattı”

   Hükümetin bozulmasından birkaç gün önce Kudret Hoca hepimize birer mektup gönderdi.

   Mektupta, bizim bilgimiz dışında Rauf Denktaş Üniversitesi’ne bir arazinin verildiği, bunun kabul edilemeyeceği yazıldı, düşüncelerimizin ne olduğu soruldu. Hafta sonu hemen Özersay’ı aradım ancak cevap veremedi. Tufan hoca da aramış kendini ama ona da cevap vermemiş. Pazartesi günü en azından mecliste dört parti başkanı toplanır görüşürüz diye beklerken, konunun gazetelerde manşet olduğunu gördük. Belli ki hafta sonu yaptıkları toplantıda (HP’nin) bunlar konuşuldu ve basına sızdı. Buna rağmen oturup konuşma teklifini yaptım. Kudret Hoca dedi ki “Yok, yarın Bakanlar Kurulu’nda konuşacağız”. Başka işleri var herhalde diye düşünüp, tamam dedik.

   Ertesi günü Bakanlar Kurulu’nda Serdar Bey, kiralama işini iptal edeceğini, Ayşegül hanımın İçişleri Bakanı olarak durumu devralıp ihaleye çıkmasını, kime kalırsa araziyi onun almasını önerdi. Bu Serdar Bey tarafından atılmış önemli bir adımdı. Bu adım atıldıktan sonra tansiyonun düştüğünü düşündüm ve hükümetin devam edeceği hissine kapıldım.

   Ertesi gün ben iki tane önemli toplantı yaptım. Birinde Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami, KIB-TEK yetkilileri, Vakıflar İdaresi Müdürü’yle camilerin elektrik borcuyla ilgili bir konuyu konuştuk. Bu sorunu çözüp aktarılacak kaynakla İskele’ye kolej yapmak düşüncemiz vardı. Bu toplantıdan çıktık Serdar Bey’le öğrenci taşımacılığı konusunda görüşme yaptık. İki saat sürdü. Akşamına Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin hayran kaldığım, muhteşem bilim sergisine gittim. Oradayken Serdar Bey’in Maliye Bakanlığı’ndan istifa ettiği haberi geldi. Öğlen toplantı yaptık bana da söylemedi.

   Tufan hocayla n’oluyor falan dedik. Serdar Bey de “ben her şeye hazırım. Gerekirse dokunulmazlığımı da kaldırın ne suçum varsa görülsün. Artık bu söylentilerden, suçlamalardan bıktım” dedi. Bunu da yaptıktan sonra hükümetin hâlâ bu bahaneyle yıkılması gerçekçi değil. Hiçbir akla mantığa sığmaz.

   Serdar Bey’in istifasıyla parti MYK’sına bilgi verdim ve sürecin Maliye Bakanlığı görevinin kime verileceği kararı sonrası hükümetin devam edeceğini söyledim. Bir baktık ansızın, Kudret Bey hükümetten çekildiğini açıkladı. Bu kadar gelişmeden sonra bize sürpriz oldu.

SORU 4: Dörtlü koalisyon hükümetinin bozulması, topluma neler kaybettirdi?

ÖZYİĞİT: Toplumun kendi ayakları üzerinde durabileceği adımları atması engellendi. Bildiğim kadarıyla yeni hükümet kurulduktan sonra da Türkiye’den para gelmedi. 2018’e ait 188 milyon TL, 2019’un ilk altı ayında ise her ay için 25 milyon TL savunma giderinden toplam 150 milyon TL var. Yani toplam 330 milyon TL Türkiye’nin KKTC’ye savunma borcu var.

   Bu para gelmediği halde ödemelerde bir sıkıntı yaşanmadı. Altyapıda sıkıntı yaşadık. Biz de bir an önce yolların yapılmasını istedik, okul ihtiyaçlarının giderilmesini isterdik. Bir tanesini ihaleye çıkılacak şekilde bıraktım, diğeri de İskele’ye yapılmasını arzu ettiğimiz kolejdi. Yarım kaldı ümit ederim ki tamamlarlar. Güzelyurt’ta hastane yapımı bekledi. Tarım ve hayvancılıkta yapılması gerekenler vardı. Bu söylediğim para yarın gelse, az önce saydıklarımın hepsi de yapılırdı.

   Biz Türkiye’den hiç para gelmeyecekmiş davrandık. 1960’lı yıllarda Kıbrıs Türk toplumu kendi ayakları üzerinde durmayı, özveride bulunmayı bildi. Türkiye’den yardım gelmedi mi? Geldi ama az miktarda.

   1995’teki Beşparmak Dağları yandığında benim başında bulunduğum KTÖS öncü olmak üzere sendikalar olarak hükümete, yangının yaralarını sarmak için maaşlarımızdan yüzde 2 kesinti yapılması önerisini yaptık. Kıbrıs Türk toplumu yeri geldiğinde bunu yapar.

   Geçen sene 1 Temmuz’dan 1 Aralık’a kadar cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri bırakın hayat pahalılığını, ek tahsisat ödeneğini almadık. O dönemde kıdemli müsteşarlar bizden fazla maaş aldı. Ama biz kamu görevlilerinin ek mesailerinden kesinti yapalım dedik, isyan çıktı.

SORU 5: Toplum kendi ayakları üzerinde durma durumuna hazır mı? Sanki bu hareket destek bulmuyor gibi bir görüntü var?

ÖZYİĞİT: Hazır olmaları için bazı adımlar görmek istiyorlar. Ben sendikaların içinden geldim. Bu konuda neler yapılabileceğiyle ilgili lojistik, teknik destek aldık. 3 tam gün müsteşarlarımızla birlikte Bakanlar Kurulu toplantısı yaptık. 125 madde belirledik. 100 kusuru kaynak yaratma, 20 kusuru da gider azaltıcı önlemler maddesiydi.

   Bakanlığımda ben izaz ikram kalemini hiç kullanmadım. Bizden öncekiler maşallah ne kadar kullandı rakamlar ortadadır.

   Hükümetin son Bakanlar Kurulu toplantısında bu 125 maddeyi tek tek ele alıp, kaç tanesini bakanlık genelgesiyle, kaç tanesini Bakanlar Kurulu kararıyla, kaç tanesini de meclisteki siyasi partiler, sivil toplum örgütlerine danışarak yasal hale getireceğimizi konuşacaktık. Ama arazi meselesiyle toplantı bitti. Belli ki, biz ülkenin geleceği için çalışmalar yaparken, birileri başka planlar peşindeydi.

“Para gelmeden ödemeleri düzenli yaptık, bu hazmedilemedi”  

   Herkes biz yollara sokaklara düşelim, yalvar yakar olalım “Türkiye bize para ver, açlıktan ölüyoruz, battık” diyelim diye bekledi.

   Bir yandan ödemeler düzenli yapıldı, alt yapı için de kaynak arayışı oldu. Bu hazmedilemedi. Geç mi? Hükümet bu konuda adım atmak isterse yanlarında dururuz.

    Bu toplum kendi ayakları üzerinde durabilir. 2017’de enflasyonun durumu neydi? O yılda bu ülkeye 900 bin TL dolayında para geldi. 2018’in ilk 6 ayında 400 bin TL para geldi, 100 milyon TL ise yılbaşında geldi.

   Bu para da daha önce çıkılan yol ihaleleri için 65 milyonu Türkiye gönderdi, 35 milyonu da doğrudan gelirden üst düzey ödemeler yapıldı.

   Başka para gelmedi ve bu toplum ayakta kalmayı başardı. Alt yapının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için de nasıl kaynak yaratabileceğini konuştuk.

   Elbette Türkiye’nin Kıbrıs Türkleri için yadsınamaz bir önemi vardır. Ama bu bağımlılık, muhtaçlık ya da birileri yan gelip yatıyor biz de onları sürekli besleyelim mantığıyla olmamalıdır. Biz bunu değiştirmek istedik. Toplumun özgüvenini geri getirmek için çabaladık.

“Saltanat için yıllarca kara çaldılar”

SORU 6: Sayın Denktaş, UBP’den bazı milletvekillerinin müzevirlik yaptığını, kendisini Türkiye’ye şikayet ettiklerini iddia etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ÖZYİĞİT: Muhtemelen söylemişlerdir. UBP’nin mayası budur. Bu toplumu uzun yıllar yönetenlere baktığınızda ülkedeki insanları ötekileştirmek ve kendi saltanatlarını sürdürmek için her türlü kara çalmayı yaptılar. Dolayısıyla bu sürpriz değil… Olabilir. Onlar “ bizi getirin biz istediğiniz her şeyi yapalım” demiş de olabilirler.  Benimle ilgili de şikayet yapmış olabilirler. Din konularında mesela…

   Türkiyeli bir yetkiliyle görüşmemde Namık Kemal’ın, Mağusa’da sürgündeyken yaşadığı tecrübe sonrası “Kıbrıs’ta bulunduğum sürece iki şey öğrendim ve beğenmedim. Biri sivrisinek, diğeri de dedikodu” cümlesini söyledim. Sivrisinekler için İngilizler, okaliptüs ağaçlarını getirdi, bataklıkları kuruttu sıtmayı önlendi. Ama dedikodu o gün bugündür vardır.

   Gerçekleri söyleseler hiç umurumda değil. Birileri benim hakkımda bir şeyler söylüyor olabilir ama bana sorun ben izah edeyim. Dedikoduyla iş yürüyecekse olmaz. Bunu Türkiye’den yetkililere demişimdir.

   Ancak arkadaşların derdi ille de koltuğa gelmek. Şimdi hükümettedir arkadaşlar. Etekleri zil çalıyor. Bakan olmak, makam almak, Başbakan olmak onlar için her şeyin üstünde. Eğer hedefiniz makamsa evet bir yerlere geldiniz. Ama hedefiniz halka hizmetse yapın bir şeyler de biz de destek olalım.

SORU 7: Ülkede ciddi hukuk düzenine ihtiyaç olduğu görüşünü her zaman dile getiriyorsunuz. Özgürgün’le ilgili fezlekenin meclise 1,5 yılda gelmesini eleştirdiniz, eski bakanlar Tahsin Ertuğruloğlu ve Kemal Dürüst ile ilgili suç duyurusunda bulunduğunuzu hatırlattınız. Bu açıklamanızla dokunulmazlıkların kaldırılmasının aslında bir sonuca işaret etmediğini mi anlatmak istediniz?

ÖZYİĞİT: Yolsuzlukların üzerine gidilmediği konusunda sözler oldu. HP’li vekil Gülşah Sanver Manavoğlu bunu zaman zaman yapıyor, üslubu da farklı. Kısa süre önce mecliste Özgürgün hakkındaki komiteye hayır diyenleri vatan hainliğiyle suçladı. Bu kabul edilebilir bir üslup değildir. Bir milletvekiline yakışmayacak şeyler. Biraz daha dikkatli olmak lazım.

    “Biz yolsuzlukların üzerine gidelim dedik, bize ayak bağı oldular” denildi. Kim, nerede ayak bağı oldu?

   2017 yazında bizzat ben Tahsin Ertuğruloğlu ve Kemal Dürüst hakkında Ercan Havaalanı’yla ilgili ek sözleşme konusunda Polis Genel Müdürlüğü’ne suç duyurusunda bulundum. İkisi de o dönemde bakandı diye üzerlerine gidilemedi, dokunulmazlıkları vardı.

   Hükümete geldiğimizde Kudret Hoca artık dokunulmazlıkları olmadığını belirterek konunun üstüne gidilmesini söyledi biz de destek verdik.

   (-Bu suç duyurusu şu an hangi aşamadadır?-sorusu üzerine)… Hukuk Dairesi’ne gidip de ne aşamada olduğu bilgisini almadım ama hukuki sürecin işlediği düşüncesindeyim. Ama bizim ülkede hukuki sürecin işlemesi konusunda sıkıntı vardır. Bir yol meselesi bile 1 yılda çözüldü. Hâlâ Hamitköy-YDÜ çevre yolu sorunu çözülemedi. Ülkenin ciddi bir hukuk reformuna ihtiyaç var. Hukukun bu kadar hantal olmaması lazım. Örneğin güneyde korkunç seri cinayet işlendi ve mahkeme anında oturup kararını verdi. Bizim de böyle bir hukuk sistemine ihtiyacımız var.

“15 ayda gelmeyen Özgürgün’le ilgili fezleke, ne oldu da şimdi geldi?”

   Aytaç Çaluda’yla ilgili Zeki Çeler arkadaşım bulgularını paylaştı, polise intikal etti, Başsavcılığa gitti. Oradan da meclise geldi ve işleme girdi. Yargılanması için dokunulmazlığı kaldırıldı. Biz 15 ay hükümetteydik. Bu sürede Hüseyin Özgürgün’le ilgili fezlekenin bir türlü meclise gelememesi ise bu ülkenin hukuk ayıbıdır.

   15 ayda gelmeyen fezleke ne oldu da hükümet düşünce ansızın geldi? Bunu da bilen varsa çıksın açıklasın.

Sayın Özersay ve partisine mensup milletvekilleri şimdiki ortaklarına baksın. Ortaklarının içinde Özgürgün’le ilgili komite kurulması konusuna karşı çıkanlar oldu. UBP Grup Başkan Vekili hayır oyu kullandı, bazıları ne evet ne de hayır oyu verdiler. Vatan hainliğiyle suçlamaksa gidip bunu ortaklarına soracaklar. Bunları hükümet programına koydular. İlk oylamada programa sahip çıkmadılar demektir bu. Dakika 1, gol 1 oldu.

“İlahiyat Koleji konusunda belli ki bu konuda Türkiye’ye bir şeyler söylendi”

SORU 8: Eğitim Bakanı olduğunuz dönemde Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin Türkiye Eğitim Bakanlığı’na devredilmesi talebini reddettiğiniz, bu yüzden de Türkiye Eğitim Bakanlığı’nın sizinle görüşmediğini açıkladınız. “Bize verin, kurtulun dediklerinde ne hissettiniz? Neden bu bilgiyi kamuoyundan gizlediniz ve açıklama yapmadınız? Devletlerarası bir noktaya gelmişti dediniz? Bu ne demektir?

ÖZYİĞİT: Bunu benimle birlikte mezara götürmek istemediğimden meclis kürsüsünden açıkladım. Bu öneriyi reddettiğimiz için özellikle Türkiye Eğitim Bakanı’yla iletişim koptu. Türkiye Eğitim ile Kültür Bakanlarıyla ayrı ayrı randevulaştık. Daha sonra Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, ziyaretten iki gün önce beni aradı, önce konuları belirleyip komitelerin çalışması önerisini getirdi. Ben de makul buldum ve kabul ettim. Bu randevu iptal oldu. Türkiye’ye gideceğimde tek görüşme Kültür Bakanı’yla olacaktı. Bunu da gitmeden önce BRT’ye açıkladım.

   Bir haber çıktı, Eğitim Bakanlığı’na gittim, beni kapıda beklettiler ve içeri almadılar diye. Gerekli açıklamayı yaptım. Hatta Kıbrıs’a döndüğümde Ziya Bey beni yeniden aradı ve “Çok üzüldüm. Böyle söylentiler çıkacağını bilseydim, bir kahve içip, görüşmeyi derinlemesine sonra yapardık” dedi.

   Biz vizyon 2030 dedik. Göreve geldiğimizde planlamalar yaptık. Yaz sonu da kamuoyuyla paylaşacaktık ama maalesef olmadı. Değişiklik yapacağımız noktaları paylaşamadık.

   Türkiye’nin de vizyon 2023 diye bir sistemi var. Bakıldığında eğitim konusunda ortaya konulan yaklaşımlar benzerdir. Netleşmeye çalışırken yılbaşı dolaylarında bu görüşmeyi gerçekleştirecekken bu dönemde Haspolat Meslek Lisesi’nin 4 şiddetinde bir depreme dayanıksız olduğu raporu geldi.

   Çocukları bu riske sokamazdık. Yazı çocuklara yer aramakla geçirdik. Uygun yer bulamadık. Hala Sultan İlahiyat Koleji’ne sorduk yer olduğunu öğrendik. Birileri dedi ki “Cemal hoca mahsus öğrencileri oraya götürdü ki sorun çıksın”. Belli ki bu konuda Türkiye’ye bir şeyler söylendi.

“Devir için ısrar etti, protokol yolladı”

   Ziya Bey beni aradı ve görüşmeyi bir an önce yapma önerisi sundu konuşmasında da “Sayın Bakan, bu İlahiyat Koleji anladığım kadarıyla Kıbrıs’ta da çok tartışılıyor, sizin için de sorun oluyor. Arzu ederseniz bize devredin, siz de kurtulun biz de” dedi.

   Ben de İlahiyat Koleji’nin bizim için sorun olmadığını, denetlediğimizi ve buna devam edeceğimizi, orasının da bize bağlı bir kurum olduğunu söyledim.

   Benim bakanlığıma devredilmiş bir okuldur. Bunun onlara devri gibi bir durumun söz konusu olmayacağını ifade ettim. Bizim ver kurtul diye de bir düşüncemiz olmadığını belirttim.

   Yine ısrarla bana protokol taslağı göndereceğini ve incelememi istedi. Konuşacak bir şey olmadığını söyledim, isterse yüz yüz görüşebileceğimizi söyledim. Protokol geldi…

   KKTC devletinin bir okulunun, bir başka ülkenin bakanlığına devredilmesi devletler arası sorundur.

   Başbakan’a gittim, Tufan hoca ve Kudret hoca oturup konuştuk.

   Onlar da bunun doğru olmadığını söyledi ve TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’la görüşeceklerini belirtti. Görüştüklerini söyledikten sonra sorunun çözüldüğünü sandık ama öyle olmamış. Çünkü bir türlü Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı’yla diyalog kuramadık.

   TC Kültür Bakanı’yla çok iyi ilişkiler kurmuştuk hatta anlaşma imzalama aşamasına gelmiştik.

“Kahramanlık peşinde değilim”  

   Bu teklifi o gün kamuoyuna söylemememin nedeni ise kahramanlık peşinde olmamamdandır. En çok garibime giden ise, kimse konunun özünü tartışmıyor da neden bu açıklamayı o zaman değil de şimdi yaptığımı konuşuyor.

   Belki de zamanında söyleyip kahramanlık ya da şova dönüştürseydim, hükümet gidecekti. Ama topluma bunu nasıl anlatacaktık. Ben olayları diyalogla çözme yolunu seçtim.

   Son güne kadar bu diyalog bizimle kurulmadıysa şimdikilerden de aynı şey talep edilecektir.

   Ben topluma uyarıda bulunmak istediğim için bunu benimle mezara götürmemeyi tercih ettim. Elbette Türkiye’den öğreneceğimiz şeyler vardır ama bizim de sunabileceğimiz önerilerimiz, bilgimiz, birikimimiz vardır. Bu konuda mütevazi olamayacağım. Mecliste de tutanaklara geçmesini istedim.

   Koltukta oturmak isteseydim atardım imzayı İlahiyat Koleji’ni verirdim. Ama biz bunu reddettik. Olayın özü gözden kaçırılmak isteniyor. Türkiye’yle karşılıklı saygıya dayalı, düzeyli ilişkiler kurmayı istedik hep.

“Çanakkale kampı bu sene bizim programımızda yoktu”

SORU 9: Çanakkale kampları konusunda da sorunlar yaşadınız? Orada tepkinizi çeken, sizi rahatsız eden şey neydi?

ÖZYİĞİT: Göreve geldiğimizde Çanakkale kampları tartışıldı, tavrımızı ortaya koyduk. Çanakkale kampı ben görevden gidene kadar gündeme gelmedi. Bizim bu seneki programımızda kamp yoktu.

   Çanakkale denilince akla ne gelir? Çanakkale Geçilmez. Orada yazılan bir destan, Mustafa Kemal önderliğinde işgal ordularına karşı yapılan direniş ve orada ölen 100 binlerce insan var. Mustafa Kemal’in Anzaklara, Avusturalya ve Yeni Zelendalı ailelere yönelik “Onlar bizim evlatlarımız, bizim çocuklarımızla beraber bu toprağın bağrında yatıyorlar” demesi de savaşın acılarını anlatan bir söz.

   Çocukların bu yerlere gidip, incelemesi, gözlem yapması bu bilgileri öğrenmesinden mutluluk duyarım. Tarihi Truva da önemlidir.

   2017 yazındaki kampta çocuklar kızlar ile erkekler olarak ayrı zamanda götürüldü. Bir de hurafelere dayalı dini öğretiler öğrenmeleri sağlandı. Bunlar rahatsızlık yarattı.

    Geçen sene bu konu gündeme geldiğinde Recep Akdağ’la konuştum, buradaki elçilik yetkililerinden eğitim müşaviriyle görüştüm ve rahatsızlığımızı dile getirdim. Bizim görevlendireceğimiz öğretmenlerin kafilelerden sorumlu olmasını, Türkiye’den öğretmenlerin sorumlu olmamasını istediğimizi söyledik.

   Kızlar ile erkeklerin ayrı dönemde gitmesi durumunu sorduğumuzda da “Bizim düzeneğimiz öyledir. Aynı dönemlerde gitmelerinde sakınca vardır çünkü kamp ona göre düzenlenmedi” yanıtını aldık.

   Yıllarca kampa gittim, elbette ortak etkinlikleri olacak ve herkes öğretmenleri eşliğinde gece kendi koğuşuna gidecek. Bu türden bir düzenek niye sağlanmasın diye sordum. “Bunu sağlamaya çalışalım ama bu yıl da böyle olsun” denilerek 2018’de bir uzlaşıya vardık.

   Hatta Recep Akdağ’a Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100’ncü yılı dolayısıyla Çanakkale kampı yerine çocuklara Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara gezisi yapılsın önerisi getirdim. Konuşalım dendi ama bir türlü konuşamadık.

SORU 10: Bakanlık görevine geldikten kısa bir süre sonra öğrenci taşımacılığında yolsuzluk yapıldığını tespit edip bu konuda rapor hazırladınız.  Soruşturma açmak için de raporu Hukuk Dairesi’ne gönderdiniz.  Ne oldu bu yolsuzluk dosyası, hangi aşamada kaldı?

ÖZYİĞİT: Öğrenci taşımacılığındaki yolsuzluğu öğrenir öğrenmez, önce hükümet ortaklarıma aktardım. Maliye Teftiş İnceleme Kurulu üzerinden gidilmesi konusunda mutabık kaldık. Kurul bulgularını saptadı bize de bildirildi ve Başsavcılığa iletildi. Yargı yolu başladı. Ne oldu? Yolsuzlukların üzerine gitmediğimiz iddiasının tersini yaptık, gerekli adımı attık.

   Polis ve hukuk soruşturması devam ediyor. Hukuki süreci bekleyeceğiz.

SORU 11: Yapmak isteyip de yapamadığınız projeler nelerdir?  

ÖZYİĞİT: Girne’ye yapılacak okul meselesinde sıkıntı yok, ihalesinde çıkıldı blokesi alındı. İskele’ye kolej meselesi yarım kaldı.

   Üniversitelerle ilgili düzenlemeler yaptık, Öğrenci Kayıt Kabul Tüzüğü, Yükseköğrenim Kayıt Sistemi geçirildi. Kitaplar konusunda geçen sene kaynak sıkıntısı yaşandı çünkü TC kalemindendi. Sıkıntının teknik olduğu söylendiydi ama yerel bütçeyle ihaleye çıkılarak sorunu çözdük. Öğretmen kadroları artırıldı.

Hane halkına yardım kalemini engelliler için harcadık.

   Kolejlerle ilgili üzerinde çalıştığımız sistemi açıklayamadan hükümet bozuldu. Mesleki teknikte sadece 11’inci sınıflara da uygulamalar olacak. 

   Üçüncü uyruklu çocuklar için ilkokullarda 7-11 yaş, 8-12 yaş grubunda Türkçe ve adaptasyon süreci için ders verilecek.

SORU 12:Cumhurbaşkanlığı seçiminde TDP ne yapacak? Sayın Akıncı, aday olmazsa bir aday çıkacak mısınız?

ÖZYİĞİT: TDP cumhurbaşkanlığı seçimlerinde elbette ki taraf olacak. Bizim federal çözüm vurgumuz var. Ledra Palas’taki iki toplumlu siyasi partilerin son toplantısında listeye federal çözüme yönelik çözüm stratejisi olması gerektiği de bizim ısrarımızla girdi. Federal çözüm perspektifini ilerletmek istiyoruz.

   11 Şubat tarihli ortak açıklama ve Guterres çerçevesi bizim için bağlayıcıdır. Kararlara etkin katılım, dönüşümlü cumhurbaşkanlığı, siyasal eşitlik, toplumların güvenlikle ilgili endişelerini giderecek bir formülasyon…

   Cenevre ve Crans Montana’da süreci yakından takip ettik. 

   Sayın Akıncı’nın kendi taktiridir tabii ki, ama bizim temennimiz aday olması yönündedir. Eğer Sayın Akıncı aday olmazsa o zaman TDP, değerlendirme yapıp bir karar üretir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75