Belirsizlik ‘aşı bulunana dek’ sürecek

banner37

Asbank Genel Müdürü Karip, sağlık alanında başlayıp mali yapılara da etki eden Kovid-19 salgınının, dünya ekonomisine olumsuz etkisinin süreceğinin öngörüldüğünü kaydetti

Belirsizlik ‘aşı bulunana dek’ sürecek
banner90
banner8

“PARASAL BOLLUK İYİ VE KÖTÜ”… Asbank Genel Müdürü Çağatay Karip, Kovid-19’un mali etkilerini minimize edebilmek amacıyla Fed tarafından açıklanan yaklaşık 7 trilyon dolar ve ECB eliyle başlatılan 4 trilyon Euro’ya yakın mali genişleme sürecinin yaşandığını belirtti. Karip, kaynağa ulaşım konusunda yaşanan gevşemenin, küresel anlamda ‘parasal bolluk’ sürecini başlattığına fakat beklenen aşının bulunması sürecine yönelik belirsizliğin, bu ‘bolluk’ döneminin nereye gideceğine yönelik tedirginliği de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.

“DÖVİZLE İTHALATA BAĞLI BİR YAPIMIZ VAR”…  Kuzey Kıbrıs olarak, ithalata ve daha da ötesinde ‘dövize bağlı ithalata’ yönelik bir ekonomik yapıya sahip olduğumuzu anımsatan Karip, 1.3 milyar dolar tutarındaki bir ithalattan bahsettiğimiz için yapabileceklerimizin de sınırlı olduğunu belirtti. Ülke olarak, ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 10’larda gezdiğini aktaran Karip, dövizdeki dalgalanmaya açık bir pozisyonda olmamıza neden olan bu durumun da hem ekonominin kısıtlı imkanlara sahip olmasına hem de parasal aktivitelerin sınırlanmasına neden olduğu bilgisini verdi.

Asbank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Çağatay Karip, sağlık alanında yaklaşık altı ay önce başlayıp ekonomiye sirayet eden ve global bir sorun haline gelen yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgınının, dünya ekonomilerini felç ettiğini kaydetti.


Uluslararası finans derecelendirme kuruluşlarının da büyüme rakamlarını global bazda ortalama -3 ile -5 arasında revize ettiğini kaydeden Karip, bununla beraber, parasal genişlemenin de meydana geldiğini söyledi.


“Dünya, 2008’de çok büyük bir küresel felaket yaşadı ve bu krize yönelik getirilen ekonomik tedbirler gecikmeli gelmişti. Orada alınan dersleri, ülkelerin merkez bankaları, yaşadığımız krizde daha interaktif şekilde almaya başladı” diyen Karip, bunun sonucunda da ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından açıklanan yaklaşık 7 trilyon dolar tutarındaki bir parasal genişlemenin, Avrupa Merkez Bankası’nda (ECB) da 4 trilyon Euro’ya yaklaşan bir başka mali genişlemenin yaşandığını belirtti.


KIBRIS TV’de Ali Çatal’ın sunduğu “Para Politik” programına konuk olan Karip, bahse konu eylemlerle amaçlananın, ekonomilerin kapalı kaldıkları dönemde de gelirlerini sürekli hale getirebilmesi olduğunu söyledi. Karip, bununla ‘negatif etkinin minimize edilmesinin’ belli oranda da olsa sağlandığını aktardı.


Kaynağa ulaşım konusunda yaşanan gevşemenin ise küresel anlamda bir ‘parasal bolluk’ sürecini başlattığını söyleyen Karip, beklenen aşının bulunması sürecine yönelik belirsizliğin, söz konusu parasal bolluk döneminin nereye gideceğine yönelik tedirginliği de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.


Uzmanların genelinin bu konudaki öngörüsünün, 2021’in sonbaharı olduğunu fakat ekonomiye etki eden ‘dalga boylarının’ kısa veya uzun da olsa aşı bulunana dek devam edeceğinin aşikar olduğunu belirten Karip, sürdürülebilirlikten uzak bu yapının, en azından mal ve servis ihracatına yapacağı etkiyle, küresel ekonomiler için bir tehdit unsuru olmayı sürdüreceğini söyledi.

“Dövizle ithalata bağlı bir yapımız var”


Ekonominin, Türkiye’de iki, KKTC’de ise üç ay boyunca kapalı kaldığı gerçeğinden hareketle, gelir bazında ciddi bir negatif etkiyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğine parmak basan Karip, bu etkinin ‘bir anda’ ortadan kaldırılmasının ise çok zor olduğuna işaret etti.


Kuzey Kıbrıs olarak, ithalata ve daha da ötesinde ‘dövize bağlı ithalata’ yönelik bir ekonomik yapıya sahip olduğumuzu söyleyen Karip, 1.3 milyar dolar tutarındaki bir ithalattan bahsettiğimiz için yapabileceklerimizin de sınırlı olduğunu belirtti.


Ülke olarak, ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 10’larda gezdiğini aktaran Karip, dövizdeki dalgalanmaya açık bir pozisyonda olmamıza neden olan bu durumun da hem ekonominin kısıtlı imkanlara sahip olmasına hem de parasal aktivitelerin sınırlanmasına neden olduğu bilgisini verdi.


Küresel bazda yaşanan parasal genişlemenin talebi arttırdığını, bunun sonucunda da faizlerin düştüğünü kaydeden Karip, Kredi Garanti Fonu’nun devreye girmesi, bazı yasa gücünde kararnamelerin çıkarılması ve bankaların da teşvikiyle, borç yapılandırılmasına yönelik olumlu adımların da atıldığını söyledi.


banner134
Alınan bu önlemlerin, kısa vadede ve etkileri sınırlı rahatlamalara neden olduğunu fakat soruna geniş mercekten baktığımızda, özellikle son iki haftadır yaşanan Türkiye merkezli devalüasyon başta olmak üzere KKTC’ye etki eden olumsuz faktörlerin de varlığını sürdürdüğünü belirtti.

“Kademeli artış bekleniyor”


Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), dalgalı kur rejiminden ‘baskılı kur’ rejimine kısa bir süreliğine ve ‘haklı sebeplerle’ geçtiğini belirten Karip, dış ticaretin yapılamaması ve turizm sektöründe yaşanan Kovid-19 salgını kaynaklı çöküşün, ülkenin döviz gelirlerini düşürdüğünü söyledi.


Yıllık 33 milyar dolarlık bir turizm gelirinden mahrum kalmanın ‘belli sektörleri canlandırma’ zorunluluğuyla birleştiğinde, son 1,5 yıl içerisinde faiz oranlarının düşürüldüğünü hatırlatan Karip, bu hızlı düşüşün ise enflasyonda ‘negatif ayrışmaya’ sebep olduğunu söyledi.


Reel faizin de bunun üzerine ‘Türkiye için hiç de arzu edilmeyen bir şekilde’ negatife gittiğini belirten Karip, bunun doğal sonucunun da vatandaşın, yatırımını TL enstrümanı değil; yabancı ülke varlıklarına yapması olarak karşımıza çıktığını aktardı.


‘Dolarizasyon’ şeklinde tabir edilen ve yatırımcının yabancı paraya kaçışını ifade eden tehlikenin ortaya çıktığını belirten Karip, nihayetinde, kamu bankalarının döviz rezervlerinin hızla eridiğini söyledi.


TCMB’nin ve kamu bankalarının, dövizi dizginleyebilmek için giriştikleri ‘döviz satma’ eyleminin, kurları kısa süreliğine baskıladığını fakat döviz açığı pozisyonları ortaya çıktıktan sonra yaşanan yükselişin de daha etkili olduğunu kaydeden Karip, belli başlı rasyolara uyulmasının zorunluluğuna vurgu yaptı.


Kamuoyunda sıkça tartışılan ‘faiz artırımı’ konusuna da değinen Karip, 20 Ağustos’taki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faizin pas geçileceğini yani ne artırım ne de düşürme yapılacağını fakat bir sonraki toplantıdan başlamak üzere 2,5-3 baz puan bandında bir yükseliş trendinin yakın gelecekte beklendiğini kaydetti.


TCMB eliyle ‘ekonomik büyüme’ iddiasıyla hayata geçirilen ‘enflasyonun altında faiz uygulamasının’ ülkenin yatırım iklimini bozduğu için TL’de baskıya neden olduğunu söyleyen Karip, enflasyon beklentilerinin neredeyse hiçbir zaman tutturulamadığını ve TCMB Başkanı Murat Uysal’ın da ‘tek hanelere düşülemeyeceğini’ kabul ettiğini hatırlattı.


Yüksek faizin, konunun tüketici boyutu düşünüldüğünde kimsenin arzu etmeyeceği bir şey olduğunu da belirten Karip, içinden geçtiğimiz periyot gibi ‘özel durumlarda’ ve ekonomiyi rayına oturtabilme amacı doğrultusunda faiz artırımına başvurulabileceğini söyledi.


Karip, TCMB’nin ‘her şeyden önce’ ve çok daha tercih edilebilir haliyle, yabancı bir merkez bankası ile döviz takası yani swap anlaşması yapması gerektiğini söylerken; TCMB’nin eriyen döviz rezervlerini düzene koymanın ‘olmazsa olmaz’ olduğunu kaydetti.


TL’nin değer yitimini durdurabilmek için TCMB’nin faiz artırımına gitmesinin, tek başına bir şey ifade etmeyeceğini de aktaran Karip, Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK), verilen kredileri artırabilme uğrunda yaptığı ‘aktif rasyo’ açıklamasında da gevşeme beklendiğini; bu bağlamda, diğer bankaların da ‘inisiyatif kullanabilme’ şanslarının doğmasıyla alacakları faiz artırımı kararının, kurun ateşini ‘bir nebze de olsa’ düşüreceğine inanç belirtti.

Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2020, 15:40
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz
Cengiz - 1 ay Önce

Umarım aşı bulunur ve jet hızıyla bu dar boğazdan kurtuluruz

banner140
SIRADAKİ HABER

banner75