Bir hekim hastasına “mesaim bitti yarın gel” diyemez

banner37

Erol Şeherlioğlu… Tıp-İş’in genel başkanlığını ve genel sekterliğini yaptı… Sağlık çalışanları ile ilgili ayrı yasalar çıkarılması için büyük bir mücadele verdi… Özellikle son dönemlerde de en çok tartışılan “hekimlerin düşük maaş alması” ve “ikinci iş yapmaları” sorunlarına çözüm için yapılan yasal çalışmalarda yer aldı. Şeherlioğlu, bu mücadele dolu süreci KIBRIS Gazetesi’ne anlattı:

Bir hekim hastasına “mesaim bitti yarın gel” diyemez
banner90

SAĞLIK YASASI İÇİN ÇOK ÇALIŞTI… Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası’nın yıllarca genel sekreterliği ve genel başkanlığını yapan Erol Şeherlioğlu, sendikada genel sekreter olarak göreve geldiği dönemde ayrı bir sağlık yasası olmadığını ve hekimlerin de diğer kamu çalışanları ile aynı yasa altında olduğunu anlattı. Ancak hekimlik mesleğinin diğer kamu görevlerine benzemediğini ifade eden Şeherlioğlu, bir hastanın gece yarısı araması durumunda da hekimin ilgilenmek zorunda olduğunu belirtti. Şeherlioğlu, bu nedenle sağlıkla ilgili ayrı bir yasaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

“HEKİMLERİN İKİNCİ İŞ YAPMASI TARTIŞMALARI YİNE VARDI”… Hekimlerin ikinci iş yapması tartışmalarının tıpkı günümüzdeki gibi kendisinin sendikacılık döneminde de tartışılan bir konu olduğunu söyleyen Şeherlioğlu, bu konuda da birçok yasa çalışması yapıldığını ifade etti. Bu yasalardan bir tanesinin Oktay Feridun’un Sağlık Bakanlığı döneminde hazırlanan bir yasa olduğunu belirtti. Bunun hekimlerin yargıç maaşına denk bir maaş almasını öngören bir yasa olduğunu kaydeden Şeherlioğlu, ancak bu yasanın hekimlere hapis cezası da öngörmesi nedeniyle hekimler tarafından kabul edilmediğini belirtti. Şeherlioğlu bu konuda hazırlanan ve “hekimlere hak ettikleri maaş verilememesi nedeniyle ikinci iş yapmalarında açık kapı bırakan” yasanın da bazı sendikaların itirazları nedeniyle mahkemeden döndüğünü ifade etti.

Ceren ÖZBİL


Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası’nın (TIP-İŞ) yıllarca genel sekreterliği ve genel başkanlığını yapan Erol Şeherlioğlu,  sağlık çalışanları ile ilgili ayrı yasalar çıkarılması ve 1980’lerden günümüze kadar tartışılmaya devam eden “hekimlerin düşük maaş alması” ve “ikinci iş yapmaları” sorunlarının çözümü için büyük bir mücadele verdi.


Bu mücadele süresince hekimlerin çalışma saatlerinin diğer kamu görevlilerinden farklı olarak mesai değil, 24 saat çalıştığını anlattı.


Bir hekimin hastasına “mesaim bitti, yarın gel” diyemeyeceğini belirten Şeherlioğlu, bu nedenle de hekimlerle ilgili ayrı yasal düzenlemelerin şart olduğundan söz etti.


Şeherlioğlu, tüm bunları başarabilmek için verdiği sendikal mücadeleyi KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.
 

 


KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?


Erol Şeherlioğlu: Kıbrıslıyım… 1955’te Lefkoşa’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi önce Lefkoşa sonra’da Limasol’da yaptım. Yüksek Öğrenim için Türkiye’ye gittim. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Mezun olduğum okulda ihtisasımı yaptım ve adaya geldim. 1984’te askere girdim. Askere girdiğim gün tabur komutanı beni ve iki kişiyi daha makamına çağırdı. Biz de düşündük ki bize bir şey ikram edecek. Çağırdı dedi ki “sen Türkiye’de bunu bunu yaptın. Burada hepsi yazar. Devrim yapacan Türkiye’de… Burada dene de göreyim seni”… Sonra sıra bana geldi. Bana da “sen doktor. Sana ne oldu da Türkiye’de ona buna karıştın” dedi ve gözünün üçümüzün de üzerinde olduğunu söyledi. Bizi asla subay yaptırmayacağını ve kendine kalsa er yaptıracağını ifade etti. İşe girme sürecimde de benzer durum yaşandı. Yeni nesil bir takım ameliyatları yaparık diye beni devlete almak istediler. Geçici olarak başladım devlette… İki sene tam mesai maaş almadan çalıştım. Sonunda dedim “böyle olmaz, bırak para almayı cebimden para veririm gelmek için”… Hulusi Bey ve Ali Bey devlete alınmamı istiyor, işimden memnundu. Derviş Eroğlu’na gidip, işe alınmam için baskı yaptılar. Eroğlu aldı dosyayı “bu Mahocu’dur, katiyen almam” dedi. Hulusi Bey almış dosyayı demiş ki “KBB’cidir (Kulak Burun Boğaz)” demiş. Almış dosyayı savurmuş. Sonunda başardılar ve işe girdim. Daha sonra kendi özel muayenemde çalıştım. Sonra da devlete girdim.


KIBRIS: Sendikacılıkla tanışmanız nasıl oldu?


Erol Şeherlioğlu: Bizim nesil yani Türkiye’de “78 kuşağı” dedikleri nesil politik bir nesildir. Adaya geldiğimiz ve askere girdiğimiz anda kendimizi konuların içinde bulduk. Oradaki birliğin komutanı ben ve benim gibi Türkiye’deki sol hareketin içinde olan asker adaylarını yedek subayları odasına çekip hiza vermeye çalıştı. Oradaki komutan Türkiye’de yaptıklarımızdan dolayı bizi kınadı. Ondan sonra askerliği bitirdik. Ondan sonra da kamuya girişimiz hiç kolay olmadı. O dönemde bizden önce devlette çalışan meslektaşlarımızın baskısı ve iki sene tam mesai ücretsiz çalıştıktan sonra da 1989 yılında kamuya alındım. Kamuya girdikten 6 ay sonra da sendika yönetimine aday oldum. O dönemde sendika başkanı Dr. Savaş Özyiğit’ti. Sendikanın genel sekreteri oldum. Ondan sonra da sendika başkanı oldum. Emekli olmadan bir ay öncesine kadar da sendika başkanlığı yaptım. Demek ki ruhumuzda sendikacılık varmış… Tabi ki bizim okuduğumuz üniversite yıllarındaki Türkiye’nin durumu ile bizim ülkemizin o dönemki durumu aynı değildi. Şimdi yavaş yavaş onlara benziyoruz. 


KIBRIS: Sendika yönetimine geldikten sonra hangi alanlarda mücadele verdiniz?


Erol Şeherlioğlu: O dönemde esas hedefimiz önceleri özlük haklarıydı. Hekimlerin ayrı bir yasası olmasıydı. Çünkü normal bir kamu görevlisinin koşullarında hizmet bekleniyordu. Biz hekimlik mesleğinin mesai ile sınırlı kalmadığını anlatana kadar aradan en az 17 yıl geçti. Sendikaya girdiğimiz dönemde hep Sağlık Yasası yapılması için uğraştık. Hekimlere ayrı bir yasa yapılması gerektiği, özlük haklarının ona göre yapılması gerektiği konusunda mücadele verdik. 2000’li yıllarda Annan Planı döneminde kendimizi o mücadelenin içinde bulduk. Ülkeye barış getirilmesi için mücadele ettik. Çünkü demokratik hakların geri çekilmesi konusunda 1980’den itibaren Türkiye’den buraya sürekli dayatma oldu. Hâlâ sürüyor. O dönemde mücadele platformu sendikal mücadeleden toplumsal mücadeleye yani barış mücadeleye dönüştü. O platformlarda sendikamız yer aldı. Bunlardan biri sendikal platformdu. Daha sonra Bu Memleket Bizim Platformu’nda yer aldık.

“En ciddi mücadeleyi vermemiz gereken dönemdeyiz”


KIBRIS: Annan Planı döneminde birçok sendikacının tehdit aldığı söyleniyor. Siz de tehdit alanlardan mıydınız?

banner9

Erol Şeherlioğlu: Direk olarak bana tehdit gelmedi. Ancak gazeteler aracılığı ile o dönemdeki rejimin sözcüsü olan gazeteler vasıtası ile tehdit geldi. Şu anda vekil olan bir kişi üzerimizde sigara söndüreceğini söyledi. Onun yazılarını okuduk gazetede… Tehdit aslında Kıbrıs Türküneydi. Bugünle kıyaslanırsa, toplum geçmişte daha örgütlüydü. Sendikalar daha aktifti, tehditlere ve bazı uygulamalara daha tepkiseldi… Kıbrıs Türkü Şimdi hâlâ tehdit ediliyor. Mesela Türkiye’deki koşullarda şimdi ağzına “barış”, “demokrasi” kelimesini alan Türkiye’deki yönetim tarafından hapse atılıyor. Siyasetin uygulanmasını, siyaset içerisinde yarışma yerine devlet kendine karşı olan her görüşü susturma, tek sesin çıkmasını sağlama için adım atıyor. Bize de ithal edilmeye çalışılan rejim buna benzerdir. Şu anda ülkemizde geçmişte kırıntıları dahi olsa var olan demokratik eğilimler yok. Mücadelenin en fazla olması gereken bir dönemdeyiz. Paketlerle yönetim dönemi 2000’li yıllardan sonra açığa çıktı. Türkiye’de imzalanan protokoller, uluslararası anlaşma diye bizim yasalarımızı da görünmez kılarak bir takım uygulamalar yapıldı. Geçmiş hükümette bir paket konusunda Türkiye ile görüşme yaptı. Bir türlü paket ortaya çıkmadı, hatta şu andaki başbakan “şeffaf olun, vatandaşa söyleyin paketinizi” diye söylüyordu. Ancak kendisi de başa gelince kimsenin bilmediği bir paketi imzaladı. Yavaş yavaş ortaya çıkmadı. Ülkede sendikal mücadelenin ve özellikle demokrasi mücadelesinin en sesli şekilde verilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Maalesef gerek nüfus yapımızın sürekli olarak değiştirilmesi, Kıbrıslı Türklerin bu taşıma nüfusla sulandırması ile ülkede demokratik hakkımız olan seçimin bile bizim irademiz dışında askıya alındığı bir dönemden geçiyoruz. Şu anda parlamentonun hiçbir işe yaramadığı, yasa çıkarmadığı, ülkenin geleceği konusunda görüş ortaya koyamadığı sadece bir takım dayatmaları uygulamak zorunda olan bir meclisin olduğu süreçten geçiyoruz. Bu yüzden sendikalcılara, sivil toplum örgütlerine, sivil inisiyatif alan bütün örgütlere büyük görev düşüyor. Çünkü başbakanımız “Türkiye’nin IMF’si var bizim de İMF’miz Ankara’dır” demişti. Bu IMF’ye karşı ilk başlarda mücadele verildi, bu mücadele AKP’nin diktatör rejimi tarafından bastırıldı. Bizim ülkemizde şu anda nisbi bir demokrasi var. Düzeni tehdit edecek bir şekilde bir tavır geliştirmediğiniz sürece Türkiye benzeri bir uygulama ile karşılaşmazsınız. Ancak tehdit ettiğiniz anda durum değişir. Geçmişte bir gazete olayında bunu yaşadık. Linç olayına polis de dahil olmuştu. Meclisin kapısına yaklaşanlar tutuklanırken, meclisin damına çıkanlar bulunamadı bile… Ülkede demokrasi yavaş yavaş kısıtlanıyor. Sendikal haklar boğulmaya çalışılıyor. İş ola bir toplu sözleşme getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkedeki örgütlülüğün ortadan kaldırılması anlamına gelir.


KIBRIS: Sendikaların en büyük silahlarından biri grev… Ancak sağlıkta grev yapmak da zor… Haklarınız için mücadele verirken nasıl bir yöntem izlediniz? 


Erol Şeherlioğlu: En büyük grevler ilk sendikaya girdiğim dönemde yapıldı. 20 gün grev yapmışlığımız var. Grev gerekçemiz ise Sağlık Yasasıydı. Bu grev süresince her gün bakanlığa yürüyüş yaptık. Hemşireler de bize destek verdi. Oradaki konu doktorlara hemşirelere öğretmenlerde olduğu gibi özel bir yasa çıkarılmasıydı. Sonunda sendikamız, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Turk-Sen başkanı aracılığı ile oturduk bir masada protokol imzaladık. Ancak o protokol atılan imzalarla kaldı.


O dönemde hekimlerin özelde çalışıp, çalışmayacağı tartışılıyordu. Biz de hekimlik mesleğinin 24 saat olduğunu ve gece yarısı dahi olsa bize ulaşan bir hastaya “mesaim bitti” diyemeyeceğimizi anlattık. Kamuda da, özelde de olsak telefonun fişini çekemeyeceğimizi belirttik. Başka bir ülke olsa, maaşla değil, kuponla çalışsak, devlet her şeyi karşılasa, para geçmese tabi ki herkes kamuda çalışıp hizmet verecek. Ancak düşük hizmet verirseniz kamuda çalışana, çocuğu olduğunda, evlendiğinde ikinci iş yapmak zorunda kalacak. Sanırım bizim ülkemizde kamuda çalışıp da ikinci iş yapmayan yüzde 20 civarıdır.


KIBRIS: Hekimlerin tam gün çalıştırılmasına nasıl bakıyorsunuz?


Erol Şeherlioğlu: Biz tam gün çalışmak istediğimizi belirtmiştik. Hatta bu nedenle tepki de almıştı. Ancak hekimin tam gün çalışması için de teşvik edilmesi, özendirilmesi gerekir. Özendirmezsen bunu başaramazsın. “Sen ne kadar özendirirsen o kadar tam gün çalışılıyor, yoksa hekim dışarıda çalışacak” dedik. Bunun ardından bir Sağlık Yasası için çalışma başlatıldı. O dönemin hükümetinde Sağlık Bakanı diş hekimi bir arkadaşımızdı… O bizimle de konuşarak bir yasa hazırladı. O dönemde Maliye Bakanı ve Başbakan bana, “Türkiye bunu kabul etmez” dedi. Yani “maaş artışını kabul etmez” dedi. Tam günü çalıştıracak baremlerin çekilmesinin ardından “yasayı çekelim” dediler. O zaman yasanın içine “özel hasta bakma hakkı ile birlikte muayene çalıştırma hakkı koyacaksınız” dedik. “Maaş artışı gündeme gelirse de o zaman tam günü konuşuruz” şeklinde bir madde yasaya ekledik. Bu yasa çıktı. Ondan sonra döndüler, hükümete yakın sendikalar bu yasayı mahkemeye verdi. Yasa mahkemeden döndü. Ondan sonra da şu andaki hekimlerin ikinci iş yapması ile ilgili kavgaların olduğu şu andaki süreç başladı. Bu ülkede en kolay verilen paralar özelleştirme için verilen paralardır. Özel sektöre aktartılan paralardır, siyasilere verilen paralardır. Onun dışında çalışanların tümünün özlük hakları özellikle “Göç Yasası” denilen yasadan sonra geri çekildi.


KIBRIS: Peki hekimlerin ikinci iş yapması konusuna nasıl bakıyorsunuz?


Erol Şeherlioğlu: Maalesef bütün herkesin gözü sadece hekimleri görüyor. Milletvekilleri ikinci iş yapar. Bakanlar ikinci iş yapar. Asıl onların yapmaması gerekir. Kendi hem bakandır hem de başka iş yapar. Eşi adına, çocukları adına ikinci iş yapanlar var. Ancak göze çarpan hekim kesimidir. Geri kalmış ülkelerde bile hekim itibarlı bir meslektir. Ancak “hekimler para ister” diyerek itibarını ortadan kaldırdılar. Hekim “para ister”, “sendika para ister” diyerek itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Sendika niçin eylem yapsın? Sendika siyaset yaptığı zamanda “sendikanın görevi siyaset değildir” derler. “Sendikalar siyaset yapamaz” söylemi de bir siyasettir ve demokratik bir şey de değildir. Sendikalar tabii ki siyaset yapacak. Her talep siyasidir. Maaş artışı istemek de siyasidir, çünkü siyasilerin uyguladığı ekonomik politikalara karşı talepte bulunuyorsunuz. Demokrasi talebi de bir siyasi taleptir.
 


KIBRIS: Sağlık Yasası’nın geçmesini sağlamak için nasıl bir mücadele verdiniz?


Erol Şeherlioğlu: Bizim grevlerimiz her zaman başarılı oldu… Biz göreve geldiğimizde Sağlık Yasası’nı kucağımızda bulduk. 1979’da bir Kamu Görevlileri Yasası çıkarıldı, bu yasada da hekimlere ikinci iş yasağı getirildi. Bir yıl sürdü. Bir yıl sonra bunu delen o dönemin sağlık bakanıydı. Kendi kliğinde seçtiği hekimleri çağırıp kiraladı ve çalışmaya başladı. Ardından herkes gitti muayene açtı. Biz geldiğimizde bu hak vardı. Mesaisi bittikten sonra gidip, muayenede çalışabilirdi. Yasal olarak değildi ama yapılıyordu. O dönemde kapatmaya çalıştıklarında kapatamadılar. Kapatsalardı hekimler özeli tercih edecekti. Yeterli maaş verilmeyip, ezilince tabi ki hekimler de özeli seçecekti. Hekime de diğer masa başında görev yapıp evine giden gibi muamele yaparsan hekimlerin de sendikal olarak silahı var ve bunu kullanır. Biz de mesai saati 16.00 ise 16.00’dan sonra bizi aramayın. Ancak acil gelecek bakmak zorundasın. Ben memur değilim. Ben normal mesaisini yapıp evine gidecek bir memur değilim. Benim hastaya karşı sorumluluğum 24 saattir. Bu nedenle hekimlere özgü bir takım yasaların olması gerekir.


KIBRIS: Oktay Feridun dönemindeki yasa neden kabul edilmemişti?


Erol Şeherlioğlu: Hekimlere özel yasa çıkaran ilk kişi o dönemde Başsavcılıktan sonra Sağlık Bakanlığı yapan Oktay Feridun’dur. Bir tane yasa yaptı. Maalesef o Sağlık Yasası bizim hekimlerin de hataları nedeniyle yürürlüğe giremedi. Bu yasa hekimin yargıcın maaşını almasını öngörüyordu ancak hekimin sadece devlette çalışmasını içeriyordu. Bu yasaya hapis cezası var diye itiraz edildi. Yasa özel muayene açan, özelde çalışan kamu hekimi için hapis cezası öngörüyordu. Bizim sendikacılar itiraz etti. Gerekçe olarak da “hangi meslekte bu ceza var” oldu. Haklı mıydılar, haksız mıydılar tartışma konusu… Bu nedenle de yasa reddedildi. Biz sendikaya girdikten sonrada girmeye hazırlanırken de Oktay Feridun’un hazırladığı Sağlık Yasası’nı kabul ettirmek için uğraştık. Hukuk duayeni bir adamın hazırladığı yasa anayasaya aykırı bulunmadı ama bizim dönemimizde ortaya koyduğumuz yasalar savcılığın ısmarlama görüşleriyle Anayasa’ya aykırı bulundu. Hekimler belli bir baremin üzerine çıkamazlar dendi ve barem uygulanmadı.


KIBRIS: Hiç greviniz yasaklandı mı?


Erol Şeherlioğlu: Kıbrıs’ta miting yasalara göre polise bildirilir, polise bildirdikten sonra güzergahınız belli olur ve yürürsünüz şeklinde yapılır. Değiştirmek isterseniz polis müdahale edebilir ancak polis “şuraya gidemezsiniz” demedi hiçbir zaman… Bir gün bir anda karşımızda bariyerleri gördük. “Elçiliğin önünden geçemezsiniz” dendi. 2012 yılı diye hatırlıyorum. Bugüne kadar bir kez şiddet oldu. O da banka mudiler olayıydı. Orada da şiddeti uygulayanlar hükümete yakın olanlardı. Hiçbiri cezalandırılmadı. Ama bizim sendikaların meclise yönelik veya herhangi bir kuruma yönelik şiddet uyguladığı görülmedi. Esas gerginlik polis tavrından oldu. Yasalara rağmen bariyer kurulup, “buradan buraya geçemezsiniz denilmesi” nedeniyle oldu. Bu son “Göç Paketi” dönemine geliyor. DP de katılmıştı. Serdar Denktaş konuşma yapmıştı. Bu pakete “Göç Yasası” adını onlar vermişti. Ancak sonra bu paketi uyguladılar. İnsanların önünü kapatırsanız tepki doğar. Bizdeki demokrasi de yavaş yavaş neoliberal dediğimiz politikal uygulamalar tarafından geriye çekildi. En acısı da nüfus dayatılan bir ülkede yaşıyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesinde başka bir ülke tarafından bir ülkeye nüfus dayatılamaz.
 


KIBRIS: Unutamadığınız ve paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?


Erol Şeherlioğlu: Benim siyasi duruşum sendikadaki tüm hekimler tarafından kabul gören bir duruş değildi… Herkes sosyalist değil ve sağcılar da çoğunluktaydı. Özellikle özlük hakları konusunda ve hekime saldırı geldiği zaman dimdik durabilecek birine ihtiyaç vardı ve beni bu yüzden desteklediler.


Bir gün, Başhekimin de Zeka Mahirel olduğu dönemde iki, üç doktor toplandı ve konuşmaya başladı. Konuştukları konu da “bu Erol’u artık devirelim”di. Zeka Bey kalkmış demiş ki “direğe tırmanacak deli buldunuz, manyak mısınız?”, “Direğe çıkan deli” kendi haklarını savunduğu sürece kendi görüşlerinin dışında ne yaparsa yapsın önemli değil. Böyle bir pragmatik özelliği var, hekim kesiminin… Bu sadece hekimlerle ilgili değil, herkes kendi çıkarını düşünerek yürür. Bu belki hekimlerde yaptıkları meslekten dolayı biraz daha fazladır. Kendi ideolojilerine uymadığı halde 25 sene sendika da benimle idare ettiler.

YORUM EKLE
YORUMLAR
S.  Oktay Uras
S. Oktay Uras - 2 hafta Önce

Mükemmel bir hekim dürüst bir insan ancak politik görüşleri hak ettiği yere yükselmesini herzaman engellemiştir. Sağlıklı mutlu günleri olmasını gönülden dilerim.

SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108