Bireysel kredilerde faiz artırımına gitmemeye çalışıyoruz

Bankalar Birliği Başkanı Olgun Önal, bankaların genel olarak faiz değiştirdiği kredilerin limitli ya da rotatif şekilde kullandırdıkları krediler olup, bu tür kredilerin ise tüm kredilerin içerisinde önemli bir kısmı oluşturmadığını açıkladı:

Bireysel kredilerde faiz artırımına gitmemeye çalışıyoruz
  • 17 Ekim 2018, Çarşamba 9:31

Ceren ÖZBİL

Ülkede faaliyet gösteren bazı bankaların, geçmişte alınan ve taksitleri düzenli ödenen borçların bile faizlerini artırmaya gitmesiyle başlayan ülkedeki bankacılık sistemi ile ilgili tartışmalar devam ediyor.

KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan KKTC Bankalar Birliği Başkanı Olgun Önal, “değişken faiz” uygulaması, “bankacılık sektöründeki yasal eksiklikler”, “KKTC bankaları ile Türkiye bankaları arasındaki uygulama farklılıkları” ve “bankaların tahsil edemedikleri kredi alacakları” hakkında bilgi verdi.

Önal, özellikle son dönemlerde tartışılan “değişken faiz” uygulamasına dikkati çekerek, kullandırdıkları kredilerin bir kısmının sabit faizli (fixed rated), bir kısmının ise değişken faizli (variable rated) olduğunu söyledi ve bunun dünya bankacılık uygulamalarından bir farkı olmadığını anlattı.

Olgun Önal ayrıca bankaların genel olarak faiz değiştirdiği kredilerin limitli ya da rotatif şekilde kullandırdıkları krediler olup, bu tür kredilerin ise tüm kredilerin içerisinde önemli bir kısmı oluşturmadığını söyledi.

Önal, taksitli denilen türdeki kredilerde, özellikle de bireysel taksitli kredilerde bankaların genel yaklaşımının mümkün olduğunca faiz artırmamak olduğunu belirtti.

 

KIBRIS: Borcu devam eden bazı vatandaşlar kendilerine ek faiz uygulanmasına tepki gösterdi. Yerel bankalar neden sabit faiz değil de değişken faiz uyguluyor?

ÖNAL: Konu zaman zaman kamuoyu gündemine geliyor. Konu ile ilgili verilen demeçlerin, yazılan çizilenlerin çoğunlukla gerçek durumdan epeyce uzak olduğunu söyleyebilirim. Kullandırdığımız kredilerin bir kısmı sabit faizli (fixed rated), bir kısmı ise değişken faizli (variable rated). Uygulamalarımızın dünya bankacılık uygulamalarından farklı bir tarafı yok. Dünya bankacılığında da, sabit faizli krediler olduğu gibi faizleri vade içerisinde değişenler var. Öncelikle bu tür uygulamaların sadece bizim ülkemizde, bizim bankacılık sistemimizde, özellikle de yerel bankalarımızda olduğu şeklinde bir algı yaratılması çok yanlış.

Bankacılık mevduat ile kendisini fonlayan, topladığı fonları ise finansman ihtiyacı içinde olanlara kullandıran önemli bir sektör. Bankaların en önemli fon kaynağını oluşturan mevduatlar kısa vadeli. Mevduatlarımızın vade yapıları ile ilgili tabloda görüleceği üzere toplam yabancı kaynaklarımızın yüzde 66.1’i 31 günden kısa, yüzde 84.5’i ise 3 aydan kısa vadeli. Piyasa faizlerinin yukarıya çıktığı dönemlerde mevduat faizleri de hızlı bir şekilde yukarı yönlü trend içine giriyor. Kaynaklarımız kısa vadeli olduğu için faizlerdeki artışları mevduat hesaplarına sürekli yapmak durumunda kalıyoruz. Bu durum, hem Türk Lirası hem de yabancı mevduat hesaplarında benzeri şekildedir.

 

KIBRIS: Piyasa koşullarına göre hızlı bir şekilde “değişen” faiz bankaları nasıl etkiliyor?

ÖNAL: Kaynak/Mevduat tarafında gördüğünüz üzere piyasa koşullarına göre hızlı bir şekilde “değişen” faiz koşulları mevcut. Bu çerçevede, içinde bulunduğumuz yıl içinde mevduat faizleri yüzde 100’e yakın oranlarda arttı.

Kullandırdığımız kredilerin bir kısmı bireysel ihtiyaçların, bir kısmı ise ticari/kurumsal ihtiyaçların finansmanı için kullandırılıyor. Bir kısmı taksitli iken, bir kısmı rotatif ya da limitli, bir kısmı ise belli bir tarihte anapara ve faizi topluca ödenecek şekilde spot diyeceğimiz türden kullandırılıyor. Bu kredi türlerinin hepsinin kullanım amacı, kredi türü, vadesi, teminatı, kredi kullananın geçmiş kredi ödeme performansı, para birimi, kaynak maliyetleri gibi birçok parametre dikkate alınarak bankalarımızca fiyatlanıyor yani faizlendiriliyor. Bu kredilerin bir kısmı değişken bir kısmı sabit faizli... Tabloda da görüleceği üzere, bankaların kredilerinin yüzde 28’i bir yıla kadar vadeli iken, yüzde 72’lik kısmı bir yıl ve daha uzun vadeli. Bir yıl ve uzun vadeli kredilerin önemli kısmı ise taksitli diyebileceğimiz türden. Yani bankalarımız bir yandan gelecekteki faizlerin ne olacağını bilmeyerek faiz riski alıyorlar ve bunu yönetmeye çalışıyorlar, bir yandan da çok kısa vadeli kaynakları orta ve uzun vadeli yatırımların finansmanında kredi olarak kullandırarak kredi riski yanında vade riski taşıyorlar.

Bankalarımızın genel olarak faiz değiştirdiği krediler limitli ya da rotatif şekilde kullandırdıkları krediler. Bu tür krediler ise tüm kredilerin içerisinde önemli bir kısmı oluşturmuyor. Kamuoyunda yanlış şekilde tartışılan, taksitli dediğimiz türdeki kredilerde, özellikle de bireysel taksitli kredilerde bankalarımızın genel yaklaşımı mümkün olduğunca faiz artırmamak. Bu genel yaklaşımı tüm bankalarımızın sıkıntılı dönemin başladığı günden bu yana bankalarımızın neredeyse tamamı benimsiyor, kaynak maliyetlerimiz hızla artıyor olmasına rağmen değiştirmemeye çalışıyor, tüm güçlerini kullanarak, başka alanlardan tasarruflar yaparak ödeme güçlerinin azaldığını gördüğümüz kesimlere destek vermeye, onların hayatlarını daha zor duruma sokmamaya çalışıyor. Bankacılık sistemi olarak gücümüz yettiği ölçüde, imkanlarımızı sonuna kadar zorlayarak bu desteği vermeye de devam ediyoruz ve edeceğiz.

 

“Türkiye bankacılık uygulamasında ihtiyaç kredileri 36 ay vade ile kısıtlı”

 

KIBRIS: Bu konuda uzmanlar yasal boşluklardan söz ediyor. Yapılan yasal değil ancak vatandaşlar bu ekonomik krizde yasaya aykırı olmasa bile böyle bir şey yapılmaması gerektiğini söylüyor. Eğer bu ek faizler uygulanmazsa bankalar zora girer mi?

ÖNAL: Biraz evvel özetledim aslında ama tekrar etmekte sakınca yok. Taksitli dediğimiz türdeki kredilerde, özellikle de bireysel taksitli kredilerde bankalarımızın genel yaklaşımı mümkün olduğunca faiz artırmamak. Ancak bu kredileri kullandırmak için mevduat sahiplerinden topladığımız kaynakların faizleri artıyor. Bu yıl içerisinde mevduat faiz maliyetlerimiz yüzde100’e yakın oranda artmış olmasına rağmen, taksitli kredilerimizin faizlerini artırmayarak ne ölçüde fedakarlık yaptığımız ortada. Bankacılık sistemi olarak gücümüz yettiği ölçüde, imkanlarımızı sonuna kadar zorlayarak bu desteği vermeye de devam edeceğiz. Hali hazırda kredi stoklarımız içerisinde yüzde 12-13-14-15’li oranlardan kullandırılmış taksitli çok sayıda müşterimiz var. Bunların bir kısmı geçtiğimiz yıllarda düşen faiz oranlarından yararlandırarak taksitlerini güncellediğimiz müşteriler.

Bu yöndeki bir düzenleme bankaların yeni kullandıracakları taksitli kredi vadelerini kısıtlamalarına, faiz risk primi arttığı için kredi faizlerini yukarı yönlü revize etmelerine yol açar. Piyasaların genişlemesine ihtiyacımızın olduğu bir dönemde bunların negatif etki yaratacağı ortada. Konunun Türkiye uygulaması ile karşılaştırıldığını görüyoruz. Türkiye bankacılık uygulamasında ihtiyaç kredileri 36 ay vade ile kısıtlı. Bizdeki vadeler ise Türkiye bankacılık uygulaması ile karşılaştırıldığında çok daha uzun. Yeni kullandırımlara vade sınırımız 72 ay. Dolayısıyla bizim taşıdığımız vade ve faiz riskleri Türkiye bankalarının taşıdıklarından daha fazla. Konut alımı için kullandırılan kredilerde ise, Türkiye’de sabit faizli olduğu kadar değişken faizli uygulamalar da var. İki uygulamayı karşılaştırırken daha dikkatli inceleme yapmakta fayda var.

Bankalarımız bir yandan gelecekteki faizlerin ne olacağını bilmeyerek faiz riski alıyorlar ve bunu yönetmeye çalışıyorlar, bir yandan da çok kısa vadeli kaynakları orta ve uzun vadeli yatırımların finansmanında kredi olarak kullandırarak kredi riski yanında vade riski taşıyorlar. Bu risklerin yönetimini daha da zorlaştıracak düzenlemelerin doğru olmayacağını, piyasadaki tam rekabet koşullarının müşterilerimizin doğru seçimler yapması için uygun koşulları sağladığını düşünüyoruz.

 

KIBRIS: Bazı kesimler yerel bankaların Türkiye’nin şube bankaları ile rekabet edemeyeceğini söylüyor. Şube bankalarının hem daha güçlü hem de daha çok gelir kaynağı olduğundan söz ediliyor. Yerel bankaların şube bankaları ile rekabet edebilmesi için nasıl bir yasal düzenleme yapılabilir?

ÖNAL: Kısaca söylemek gerekirse, 21 Bankada 232 Şube ve Genel Müdürlük Organizasyonlarında çalışan 3 bin 111 Bankacı olarak sorumluluklarımızı doğru şekilde yerine getirmeye çalışıyor, işlerimizi iyi yapmak için çok gayret gösteriyoruz. Hata yaparsak ise dersler çıkarmaya, kendimizi düzeltmeye çalışıyoruz.

21 bankada her birimiz işlerimizi doğru şekilde yapmaya gayret gösterirken bir yandan da bu faaliyetlerimizi tam rekabet koşulları içinde yürütmeye çalışıyoruz. Bankacılık, ülkemizde tam rekabet koşullarının tam anlamıyla işlediği piyasalardan birisidir. Dolayısıyla herhangi bir finansal servis ya da finansman ihtiyacı olan bir kişi ya da şirket, seçenekler içerisinden kendisine en uygun faiz, vade, masraf, para birimi, finansal ürün seçeneklerinden birisini birçok bankadan teklif alarak rahatlıkla yapabiliyor. Rekabet ortamı finansal sistemimizin artılarından birisi…

Uluslararası bankacılık ve ödemeler sistemine doğrudan entegre olamamak, IBAN kullanamamak, SWIFT üyesi olamamak, muhabir ilişkilerini çok kısıtlı imkanlarla maalesef yerine getirmek zorunda kalmak, Visa/Master gibi uluslararası kartlı ödeme sistemlerinin doğrudan bir parçası olamamak yerel bankalarımızın en önemli ve piyasadaki diğer oyuncularımız karşısında rekabet güçlerini önemli ölçüde zayıflatan sorunları. Bu sorunların giderilebilmesi için devletimizin yakın desteği şart.

 

KIBRIS: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bankalar için önemli bir gider mi? Bu miktarın azaltılması mümkün değil mi?

ÖNAL: Önemli gider kalemlerimizden birisi. Tasarruf Mevduatlarımızın yaklaşık yüzde 1’i oranında bir prim ödemesi yapıyorduk. Ancak Merkez Bankamız eylül ayından itibaren bu oranı yarıya indirerek bir maliyet avantajı yaratmaya çalıştı bizlere.

 

KIBRIS: Bankaların kredi kullandırırken faiz kapitalize ettiklerinden bahsediliyor. Bu nedir, açıklayabilir misiniz?

ÖNAL: Kamuoyunda faiz kapitalizesi olarak adlandırılan şey, bankacılıkta faiz tahakkuk ya da ödeme sıklığıdır. Kredilerde faiz ödeme/tahakkuk sıklığı; kredinin türüne bağlı olarak aylık olabildiği gibi, iki aylık, üç aylık, 6 aylık, 9 aylık ya da yıllık da olabiliyor, anapara ve faiz müşteri ile kararlaştırılan belli bir vadede tek seferde de ödenebiliyor. Bunun da sebebi, bankaların kendilerini ağırlıklı olarak mevduat olarak adlandırdığımız yabancı kaynak ile fonluyor olması. Bankalar, mevduat hesabı açan müşterilerine vadelerine uygun şekilde, sağladığı kredilerde olduğu gibi aylık, 2 aylık, 3 aylık, 6 aylık, 9 aylık, yıllık ya da ara dönemlerde faiz ödüyor. Aslında bankalar müşterilerine hangi şekilde faiz ödüyorlarsa, müşterilerinden de benzeri şekilde faiz alıyorlar. Mevduat sahibine aylık ya da üç ayda bir ya da altı ayda bir faiz verilmesin ya da mevduat sahibine verilecek faiz anapara tutarını hiçbir zaman geçmesin diyemeyeceğimize göre, toplanan mevduatlarla fonlanan krediler için bunun düşünülmesi ekonomik akılla bağdaşmaz.

 

KIBRIS: Merkez Bankası faiz uygulamaları bankalar üzerinde maliyet yaratıyor mu?

ÖNAL: Tüm kaynaklarımızın belli bir kısmını ihtiyat amaçlı tutmak zorundayız. İhtiyat amaçlı tutmak zorunda olduğumuz kaynakları ağırlıklı olarak Merkez Bankamızdaki hesaplarımızda tutuyoruz. Yaklaşık yüzde70’i yabancı para olmak üzere 6 milyar TL’nin üzerindeki kaynağımız Merkez Bankası’nda. Toplam aktiflerimizin yüzde 17’si, toplam mevduatlarımızın ise yüzde 20.5’i. Bunlara ilaveten tüm mevduatlarımızın yüzde 2’si tutarında, yaklaşık 600 milyon TL civarında Kalkınma Bankası tahvili satın alıyoruz ve Kalkınma Bankası’nın ana, hatta tek kaynak sağlayıcısıyız.

Kaynaklarımızın tek maliyeti, tasarruf sahibine ödediğimiz faizler değil. Piyasa koşullarında faiz vererek toplamak durumunda kaldığımız mevduatların çok ciddi bir kısmını, Merkez Bankası’nda ve Kalkınma Bankası’nda piyasa koşullarının altında bir faizle tutmak bankalarımıza ek kaynak maliyeti yaratıyor.

Regülatörümüzün belirlediği faizlerin piyasa koşullarında olması gerekir. Aksi takdirde bankacılık sistemi ikinci bir defa daha vergilendirilmiş, bankalarımızın aracılık maliyetleri yükseltilmiş, kredi kullanan herkes daha yüksek faizlerle kredi kullanmak zorunda kalmış olur.

Merkez Bankası ile Kalkınma Bankası’nda tuttuğumuz mevduatlar ile tahvillerin yaklaşık yarısı için TL’de yüzde 13, dolarda yüzde 0.65, Euro’da yüzde 0.125, sterlinde yüzde 0.25 yıllık faiz, diğer yarısı için ise para birimleri itibariyle sırasıyla yüzde 17.25, yüzde1, yüzde 0.25 ve yüzde 0.50 yıllık faiz alabiliyoruz. Uygulanan bu faizler maalesef bizim fon toplama maliyetlerimizin ve piyasa faizlerinin altında olduğu için bizlere önemli ölçüde ek külfet yaratıyor.

“971 milyon TL tahsil edemediğimiz kredi alacağımız var”

KIBRIS: Başka maliyet unsurlarınız var mı?

ÖNAL: Sistemik maliyet yaratan en büyük kalem tahsil edemediğimiz alacaklarımız. Bu konuda hem Merkez Bankamızdan hem de kamu yönetimimizden yıllardır destek ve aksiyon bekliyoruz. Şu anda 971 milyon TL tahsil edemediğimiz kredi alacağımız var. Bu alacakların yarıdan fazlası 100 kişi ya da firmada ve yıllardır maalesef tahsil edilemiyor.

Yaptığımız işin doğası gereği, kredi riski taşıyoruz ve verdiğimiz kredilerin bir kısmını geri almakta zorlanıyoruz. Kredi alanların bir kısmı da ödemek istemelerine rağmen, beklentilerinin dışında koşulların oluşması, hastalık, işsizlik, mevsimsel zorlamalar, ödeme ile tahsilatları arasındaki vade uyumsuzlukları, öz kaynak yetersizlikleri gibi sebeplerle geçici ödeme güçlüğü içerisine girebiliyorlar. Bu gruptaki kişi ya da firmaların ödeme güçlüğünü doğuran sebepleri ortadan kaldırmak için canla başla motive bir şekilde çalıştıklarını, çözümler için bankaları ile ya da borçlu oldukları taraflar ile birlikte çalıştıklarını, tekrar taahhütlerini yerine getirmeye başladıklarını görüyoruz.

Bir başka grup var ki ve maalesef toplam bakiyenin önemli kısmını üzülerek söylemem gerekir ki bu gruptaki kişiler oluşturmaktadır, bu grupta olanlar aslında toplumumuzun varlıklı dediğimiz kesimini oluşturuyorlar, menkul ve gayrimenkul varlıkları borçlarının çok çok üzerinde, ancak borçlarını ödemek için gayret göstermek yerine tercihlerini borçlarını ödememekten yana kullanıyorlar. Borç ödememe yönünde tercih kullandıklarında sosyal refah seviyeleri daha da artıyor. Ülkemizde mevcut Borç Yapılandırma Yasaları, çok ağır çalışan hukuk ve icra pratiği, varlıklı ama taahhütlerini yerine getirmek istemeyen, haksız zenginleşmeye çalışan, bırakın faiz borçlarını anapara alacaklarından dahi kurtulmak isteyen kesimin tabiri caiz ise ekmeğine yağ sürüyor. Mahkemelerdeki alacak davalarını inceleyin, araştırın, büyük tutarlı olanların önemli kısmının bu çerçevede olduğunu görürsünüz. Bu kesimin ahlaki temelden yoksun hareket tarzı, güvene dayalı işlemesi gereken borç alacak ilişkilerinde derin yaralar açıyor, güvensizlik tohumları saçıyor ve ülkemizde finansal istikrarın geleceği için tehlike oluşturuyor.

Mahkemelerce karar verilebilecek makul seviyedeki faizlerin silinmesi, üstüne üstlük bunların üzerine anaparanın silinmesi durumunda faturayı tüm ülke ödemek durumunda. Vergi İdaremizin uğrayacağı vergi kayıpları ile vergisini ödeyen, borcunu gerektiğinde daha da çok çalışarak ödeyen insanlarımız ödeyecek. Yani bir yanda varlıkları borçlarını fazlasıyla aşan ama ödemeyen bir kesim oluşturuyoruz, bu kesimin ödemediği borçları ise hep birlikte vergisini ve borçlarını ödeyen kesime yüklüyoruz. Adil ve ahlaklı bir yöntem mi sizce? Bence kesinlikle değil. Yasal düzenlemelerimizin adalet duygusunu zedeleyecek düzenlemeler içermemesine, popülist yaklaşımlarla yasal düzenlemeler yapılmamasına, mahkemelerimizdeki karar süreçlerinin hızlandırılmasına, verilen kararların ise hızlı şekilde icra edilmesine imkan yaratmak gerekli. Geç gelen adalet, maalesef adalet duygusunu da zedeliyor. Bankaların bütün gayret ve girişimlerine rağmen, kamu eliyle mevcut donuk alacak niteliğinde olan kredilerimizin tahsil edilmesinin neredeyse imkansız hale getirildiği bir gerçektir ve ilgili herkesin malumudur. Bankaların kontrolü dışında oluşmuş bu konjonktür, 29/2013 sayılı Yapılandırma Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle bankaların ana para alacaklarını bile ortadan kaldıran bir yapıya bürünmüş ve tamamen kontrolden çıkmış bir sistemik risk haline dönüşmüştür; keza, sorunlu alacakların yıllar itibarıyla birikmesi ve buna karşılık adli ve idari çözüm yollarının tıkanmış olması nedeniyle TGA konusu bankaların kendi iradeleri ile çözemeyeceği yapısal bir soruna dönüşmüştür.

Sözlerimin başında belirttiğim üzere, ödemek için her şeyi yapmasına rağmen kendilerinden kaynaklanmayan sebeplerle ödeyemez duruma düşenleri ayrı değerlendirmek gerekli. Bu gruptakilerin, işleri ya da durumları düzeldiğinde ödemelere başladıklarını zaten tecrübe ediyor, görüyoruz, rahat ödeme yapabilmeleri için kredilerini yapılandırmaya çalışarak destek veriyoruz, verdiğimiz desteklerin başarılı sonuçlar verdiğini gözlemliyoruz. Bu durumdaki müşterilerimize destek vermeye de devam edeceğiz.

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 8 8 0 0 18 24
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 8 6 1 1 10 19
3 BAF ÜLKÜ YURDU 8 5 2 1 12 17
4 CİHANGİR GSK 8 4 2 2 2 14
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 8 4 1 3 8 13
6 GÖNYELİ SK 8 4 1 3 2 13
7 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 8 4 0 4 6 12
8 BİNATLI YSK 8 3 1 4 -3 10
9 GENÇLİK GÜCÜ TSK 8 2 3 3 -2 9
10 LEFKE TSK 8 2 3 3 -4 9
11 ÇETİNKAYA TSK 8 2 3 3 -6 9
12 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 8 2 2 4 -4 8
13 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 8 1 5 2 -8 8
14 GİRNE HALK EVİ 8 2 0 6 -5 6
15 ESENTEPE KKSK 8 1 1 6 -13 4
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 8 0 3 5 -13 3
yukarı çık