banner6

Borçlar gelirlerin yüzde 224 üzerinde

banner37

Ekonomist Prof. Dr. Şafaklı, KKTC milli gelirinin 21 milyar TL olduğunu fakat iç ve dış borç toplamının 47 milyar TL’yi aştığını kaydetti:

Borçlar gelirlerin yüzde 224 üzerinde
banner150 banner150 banner151 banner143

“SADECE JAPONYA’YA GEÇİLDİK”… Ekonomist Okan Veli Şafaklı, KKTC’nin toplam borç stokunun GSYİH’ye oranının, ülke nüfusunun 382 bin kişi olduğu göz önünde bulundurulduğunda yüzde 224 gibi bir seviyeye geldiğini aktardı, bu verinin de KKTC’yi borç stoku/GSYİH oranı en kötü ülkeler arasında Japonya’nın ardından ikinci sıraya taşıdığını söyledi. Şafaklı, borç stoku/GSYİH oranları yüksek diğer ülkelerin ise yüzde 177 ile Yunanistan, yüzde 151 ile Lübnan, yüzde 135 ile İtalya olduğu bilgisini de verdi.

“KOŞARAK KAÇARLAR”… Okan Veli Şafaklı, ülkelerin kredi risk primlerini veya bir diğer ifadeyle ‘iflas riskini’ ölçümleyen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Standard&Poor's, Moody's ve FitchRatings gibi oluşumların KKTC’nin riskini de hesaplamaya kalkışmaları durumunda ‘ülkeden koşarak kaçacaklarını’ kaydederek; Maastricht Kriterleri dahilinde, devlet borçlarının, ilgili ülkenin GSYİH’sinin en fazla yüzde 60 üzerinde olmasının şart koşulduğuna dikkat çekti.

Ali ÇATAL

Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Okan Veli Şafaklı, KKTC’nin gelirler toplamının 21 milyar TL olduğunu ancak ülke ekonomisinin borç yükünün, Haziran 2021 itibarıyla 12 milyar 261 milyon 500 bin TL’si iç, 34 milyar 883 milyon 300 bin TL’si de dış borç olmak üzere 47 milyar 144 milyon 800 bin TL’ye yükseldiğini belirtti.


Buna göre, KKTC’nin toplam borç stokunun Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) oranının, ülke nüfusunun 382 bin kişi olduğu göz önünde bulundurulduğunda yüzde 224 gibi ‘kesinlikle kabul edilemez’ bir seviyeye geldiğini aktaran Şafaklı, bu verinin de KKTC’yi borç stoku/GSYİH oranı en kötü ülkeler arasında Japonya’nın ardından ikinci sıraya taşıdığını söyledi.


Listenin ilk sırasında yer alan ve borç stoku/GSYİH oranı yüzde 237 olarak ölçümlenen Japonya’nın hem nüfusunun 126 milyon 50 bin 804 olduğu hem de güçlü mali yapısıyla bu borcu ‘çevirebilme’ kabiliyetine sahip bir ülke şeklinde konumlandığının unutulmaması gerektiğini belirten Şafaklı, KKTC’nin ise bu borç yüküyle yaşamasının mümkün olmadığını kaydetti.


Şafaklı, borç stoku/GSYİH oranları yüksek diğer ülkelerin ise yüzde 177 ile Yunanistan, yüzde 151 ile Lübnan, yüzde 135 ile İtalya, yüzde 126 ile Singapur, yüzde 125 ile Yeşil Burun Adaları, yüzde 117 ile Portekiz, yüzde 111 ile Angola ve yüzde 109 ile Mozambik olduğu bilgisini de verdi.


Bu bağlamda, kamuoyunda hemen her kur şoku döneminde dile getirilen ‘Euro kullanımına geçilmesi’ talebinin de en başından geçersiz hale geldiğini söyleyen Şafaklı, Euro Bölgesi’nin finansal istikrarı baz alınarak getirilen ‘Maastricht Kriterleri’ karşılanmadan, böylesi bir eylemin ‘yok hükmünde’ olacağını belirtti.


‘Fiyat istikrarı, sağlam bir kamu maliyesi, döviz kuru istikrarı ve uzun vadeli faiz oranları’ konularında getirilen kıstasların bu konuda baz alınması gerektiğini vurgulayan Şafaklı, bahse konu kriterler uyarınca, devlet borçlarının da GSYİH’nin en fazla yüzde 60 üzerinde olmasının şart koşulduğuna işaret etti.


Şafaklı, ülkelerin kredi risk primlerini (CDS) veya bir diğer ifadeyle ‘iflas riskini’ ölçümleyen uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Standard&Poor's, Moody's ve FitchRatings gibi oluşumların KKTC’nin riskini hesaplamaya kalkışmaları durumunda ise ‘ülkeden koşarak kaçacaklarını’ kaydetti.

“Verimli bir kamu yönetimi şart”


Okan Veli Şafaklı, mali yapının sağlıklı şekilde işler hale getirilmesinin en önemli unsurlarından birinin de ‘verimli bir kamu’ olduğuna dikkat çekti.


Şafaklı, Maliye Bakanlığı’nın 2021 yılının sonuna yönelik harcama tahminine göre, 220 milyon TL’ye ulaşması beklenen ek mesai ödemelerinin kamu maliyesi yönünden sürdürülebilirliği olmadığını söylerken, ek mesailerin ‘minimize edilmesi’ yönünde ise çalışma yapılmadığını aktardı.


Maliye Bakanlığı tarafından uzman kadrolara hazırlatılması gereken ‘KKTC Devletinde Ek Mesailerin Nedenleri ve Ek Mesai İhtiyacını En Aza İndirme Yoları’ raporunun toplumla paylaşmasını ‘ısrarla’ dile getirdiğini belirten Şafaklı, kamu maliyesine korkunç bir yük getiren bu konuya yönelik çözüm önerilerinin ‘sadece konuşmada kalmasının’ da ülkenin yaralarından olduğunu söyledi.


Normal mesai gerektiren daireler dışında vardiya çalışma gerektiren yerlerin net olarak ortaya konulmasının elzem olduğunu vurgulayan ve Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da dahi kamu personelinin vardiya usulüyle çalıştığını hatırlatan Şafaklı, vardiya esaslı çalışmada gece ve tatil günleri için uluslararası ölçütlerde ek ödenek usul ve esaslarının belirlenmesi gerektiğini kaydetti.


Ek ödenek yerine izin kullanımı yaklaşımına yönelik şartların net olarak ortaya konulması gerektiğine dikkat çeken Şafaklı, ‘çağ dışı’ kalan ve sadece çalışma saatini baz alan yaklaşımın yerine ‘belirli saatlerde yapılan verimli üretimin esas alındığı’ bir sisteme geçmenin de şart olduğunu belirtti.


Sağlık ve emniyet teşkilatı gibi alanlar hakkında getirecek eleştirisi olmadığını, fakat bu iki meslek grubu haricinde kalan ve yüz yüze hizmet gerektirmeyen yerlerde ‘home office’ tarzı esnek bir çalışma prensibinin de süratle benimsenmesi gerektiğini kaydeden Şafaklı, e-devlete geçmenin de gereksiz istihdamı ortadan kaldıracağı gerçeğine parmak bastı.


Ek mesai ödemelerinde istismarı ortadan kaldırarak ‘ek mesai mafyasına’ geçit vermeyecek, hesap verebilirliği yüksek bir yapının kurulmasının da ‘olmazsa olmaz’ olduğuna işaret eden Şafaklı, iktidarların siyasi rant uğruna ‘bilhassa seçim arifelerinde’ yaptığı geçici istihdamların da devletinin üst kademelerinde eleman yetersizliği, alt kademelerinde ise çalışan enflasyonu doğurduğuna dikkat çekti.

banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110