banner6

Çocuk istismarcısını uzakta aramayın

banner37

Ülkemizde son dönemlerde artış gösteren çocuk istismarı ve cinsel taciz vakaları, herkesi tedirgin etti. Sosyal Hizmet Uzmanı Başel ve Sosyolog Salman ise, ailelere bu konuda çok önemli bir uyarıda bulundu:

Çocuk istismarcısını  uzakta aramayın
banner151

Ali ÇATAL

Ülkemizde son dönemlerde artış gösteren çocuk istismarı olayları, tüm aileleri tedirgin etti.

Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemeyen ebeveynler, çocuklarını istismardan, cinsel saldırılardan, tacizden nasıl koruyacağını kara kara düşünmeye başladı.

Toplumda infiale neden olan bu tür olaylarla ilgili Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel ve Sosyolog Nihal Salman, ailelere çok önemli bir uyarıda buluyor:

“İstismarcıyı uzakta aramayın”.

Çocuk istismarının pek çok çeşidinin olduğuna değinen uzmanlar, cinsel istismarın bunların en önemlisi olduğuna dikkat çekti.

Uzmanlar, çocuk istismarcılarının çoğunun tanıdık kişiler olduğunun altını çizerek, olayın ‘çocuğun tanıdığı birisi/birileri tarafından’ ve ‘annenin görmediği bir durumda’ yaşandığını da söyledi.

Bilinçsizliğin, istismara kapı araladığına işaret eden uzmanlar, sosyal medyayı kullanma yaşının çok düştüğünü, sanal hayatın dışarıdan daha da büyük tehlikeleri barındırdığı vurgusu yaptı.

 

Başel: Çocuklara 4 yaşından itibaren eğitim verilmeli

Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, ülkemizde çocuk istismarının yaygın olmasının nedeninin koruyucu ve önleyici, kapsamlı bir çocuk koruma politikamızın olmamasından kaynaklandığını söyledi.

Başel, “Halbuki ‘uygun dokunma’ ve ‘uygun olmayan dokunma’ çocuklara kendileri henüz dört yaşındayken anlatılmalı ve kimlerin, hangi bölgelerine ve ne şekilde temas edebilecekleri öğretilmeli” sözleriyle istismarı önleyecek bir eğitim politikasının hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu tarz olaylarda durumun sonuç kısmına odaklanmanın yanlış olduğu gerçeğini de vurgulayan Başel, “Olayların sonuç kısmına odaklanmaktan, nedenleri kaçırıyoruz ve bu da aslında ‘önemli bir kısmı engellenebilir’ olayların yaşanmasına zemin hazırlıyor” dedi.

“İstismarcıyı uzakta aramayın”

İstismarcı kişi ya da kişilerin önemli bir kısmının, aslında çocuğun ve ailenin tanıdığı kişiler olduğuna dikkat çeken Başel, “İstismarcıyı uzakta aramayın. Hiçbir aile de ‘benim çocuğuma olmaz’ gibi bir yanılsama içerisine girmesin. Her çocuk, risk altında” ifadeleriyle, uzman verilerinin de işaret ettiği üzere, bu gibi olayların faillerinin önemli bir kısmının ‘dışarıdan’ olmadığını söyledi.

“Polise yansımayan olaylar da var”

“Çocuğun yaşam döngüsü içerisinde gerçekleşen ve polise yansımayan olaylar da var” diyen Başel, bunlardan birinin ‘akran istismarı’ olduğunu belirtti.

Başel, bu durumun da epey yaygın olduğuna fakat bu tarz durumların çoğunda ailelerin kendi aralarında anlaşma yolunu seçerek, suçu polise intikal ettirmediğini söyledi. Başel, çocukların, sadece yetişkinlerin değil; kendi akranlarının da istismarını yaşadıklarını kaydetti.

Medyada son dönemlerde yayımlanan haberlerin de etkisiyle, toplumun daha ziyade ‘cinsel istismar’ üzerinde durduğunu fakat çocuğa yönelik istismarın, aslında çok farklı çeşitlerinin olduğunu da belirten Başel, “Duygusal ihmal, eğitim hakkına ulaşamama, sağlık hizmetlerinden faydalanamama, sağlıklı beslenememe, kaba dayak başta olmak üzere bedensel şiddet, psikolojik baskı, tehdit, hakaret, kendisini değersiz hissettirme… gibi eylemler de aslında çocuk istismarına girer ve ‘en az’ cinsel istismar kadar önemlidir” dedi.

 

“Çocuğa ‘mal gibi’ davranan bir toplumuz”

Çocuklara, bedenleri ve duyguları olan bireyler olarak değil; ‘alelade bir eşya’ gibi davranmamızın da toplumun kanayan yaralarından olduğunu söyleyen Başel, şöyle devam etti:

“Dayağın bir eğitim aracı olarak kullanılmasından tutun, çocuğun velayeti için savaş alanına dönen mahkemelere; ‘sınıfını geçersen sana şunu alırım’ mantığında kendini gösteren ‘koşullu sevgi’den, ayrılan çiftlerden bazılarının ‘çocuğu hiç olmamış gibi’ başlayan yeni hayatlarına; çocuğu babaya göstermemekten, çocuğun seçeceği mesleğe bile karışmaya, çocuğa adeta ‘bir malmış gibi’ davranan ve bu şekilde yaklaşan bir sisteme ve topluma sahibiz”.

Konunun yakıcı bir diğer boyutunun da şiddetin ‘zamanla öğrenilen’ bir özellik taşıması olduğunu vurgulayan Başel, şiddet gören çocukların zamanla bunu içselleştirdiğini ve şiddeti öğrenen çocuğun da önce akranlarına, sonra da yaşı ilerledikçe kendi ailesine bunu uygulamaya başladığını belirtti.

Anneleri ve/veya babaları, günde ‘en iyi ihtimalle’ sekiz saat çalışan çocuklara yönelik çocuk hakları durum analizi yapılmasını isteyen Başel, “Bu çocuklar günde kaç saat oynayabiliyorlar, arkadaşları var mı yoksa hayatları ev ve okul arasında gidip gelmekle mi geçiyor, dayak yiyorlar mı, sağlık hizmetleri aksıyor mu, yeterli beslenebiliyorlar mı, aileleriyle yeterince vakit geçirebiliyorlar mı?... gibi soruların yanıtlarını kapsayan bir durum analizini mutlaka yapmalıyız” dedi.

Kendilerine yapılan müracaat ve ihbarların, sigara başta olmak üzere tütün ürünleri, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler ve alkol bağımlılığının da toplumda hızla arttığını gösterdiğini de kaydeden Başel, “Sigara ve onun ardılı çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kullanımındaki artış da bize gelen başvuru ve ihbarlarda ortaya çıkıyor. Söz gelimi alkolizm… Bunun adı ‘içe dönük şiddet’tir yani kişinin, kendi kendisini istismarıdır. Bu durum karşısında da şaşırılmamalı zira ‘kendi kendisini sevmeyen’ bireyleriz. Çocuğa yönelik istismara da bu pencereden bakılmalı” ifadelerini kullandı.

 

“Reeldeki tehlikenin bin misli sanalda var”

Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmasıyla hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen fakat özellikle çocuklar ve ergenler için hiç de uygun olmayan tarzda cinsellik ve şiddet öğeleri başta olmak üzere ‘tehlikeli’ unsurları da kendi bünyesinde barındıran ‘dipsiz kuyu’ sanal alem ve özelde ‘sosyal medya’ hakkında da görüş belirten Başel, “Çocuğa yönelik istismar olaylarına sosyal medyada en aşırı tepkiyi gösterenlerin çocuklarının da sosyal medya kullanıcıları olduğunu görüyorum” dedi.

Dokuz yaşındaki bir çocuğun bile sosyal medya hesabı olduğuna işaret eden Başel, reeldeki tehlikenin bin mislinin sanalda olduğunu vurguladı.

Başel, şöyle devam etti:

“Çevrede bulamayacağınız kötü niyetli kişiler, sanal alemde cirit atıyor. Aileler, bu konuda ne yazık ki çok bilinçsiz. Giriş için 16 yaşından gün alınması gereken sitelere bile rahatlıkla ulaşan çocuklar var. Bunu dışında, uygunsuz gruplara katılmak da çocukların gelişimine zarar verebilir.

Yetişkinler tarafından ‘güvenli internet’ sağlaması amacıyla bilgisayara kurulması gereken ücretsiz filtreleme programları var. Aileler bilinçli ve özenli davranmalı ve çocuklarının, bunlar gibi programlar olmaksızın internette dolaşmalarına izin vermemeli”.

 

Salman: Kesin bir nedeni yok

Sosyolog Nihal Salman da “Pedofili vakaları eskiden beri vardır” diyerek uzmanların ‘çocuklardan cinsel anlamda tahrik olmanın sebebi budur’ diyemediğini belirtti.

İnsanların davranışlarının ‘öğrenmeyle’ şekillendiğini ifade eden Salman, tacizcinin, kendisinin çocukken bu tarz bir olayı yaşamasının da böylesi suçlara meyilli olmasında etken olabileceğini belirtti.

Salman, özellikle erkek çocukların, ergenlik döneminde maruz kaldıkları şiddetli cinsel isteği, evlerindeki veya çevrelerindeki kendilerinden küçük çocuklarla giderme yoluna gittikleri de olduğunu ifade ederek pedofilinin kesin bir nedeni olmadığını belirtti. Salman, çocuğun cinsel istismarına giden yola dair pek çok görüşün olduğunu fakat bunlardan hangisinin ‘birincil neden’ olduğunun kanıtlanamadığını söyledi.

 

“Porno filmlerin yüzde 40’ı pedofili içeriyor”

‘Çocuk pornosu’ diye bilinen türdeki filmlerin çekiminin, dağıtımının ve bulundurulmasının, uluslararası yasalarla cezaya tabi bir form taşımasına rağmen, böylesi içerikteki filmlerin dolaşımının ‘zannedilenden çok daha yaygın’ olduğunu da söyleyen Salman, “Bugün dünya ölçeğinde çevrilen porno filmlerin yüzde 40’ı, çocuk pornosu üzerine. Bu filmler, fahiş fiyatlara satılan şifrelerle izlenip kaydedilebiliyor. Bu konuda çok ciddi cezalar konulmasına rağmen, bu suçun önüne bir türlü geçilemiyor” sözleriyle, korkunç bir gerçeğe de dikkat çekti.

Ebeveynlere bu konuda oldukça fazla iş düştüğünü belirten Salman, ailelerin bilinçli olması gerektiğini vurguladı. Salman, topluma ve devlete de bu konuda önemli sorumluluklar düştüğünü belirterek annenin ekonomik özgürlüğünün olmadığı, şiddet gördüğü ve ayrılma cesaretini de gösteremediği durumlardaki vakaların hasıraltı edilebildiğini söyledi.

 

“Faillerin geneli ‘tanıdık’ şahıslar”

Cinsel istismar eylemini gerçekleştirenlerin genelinin, ailenin gayet iyi tanıdığı kişiler olduğunu dikkat çeken Nihal Salman, “Vakaların önemli bir kısmında istismarcı, ailenin tanıdığı kişi. Sadece ‘çocuk kaçırma’ gibi olaylarda istismarcıların yabancı olduğu görülüyor. Bu tarz suçların geneli, ailenin tanıdığı kişi/kişiler tarafından ‘annenin bulunmadığı’ ortamlarda meydana geliyor” dedi.

Salman, çocukların, aile fertleriyle her konuda konuşabilmeleri ve azarlanmaktan/şiddet görmekten çekinmemeleri gerektiği vurguladı. Salman, “Çocuklarınız sizden korkmamalı ve sizlerle ‘her şeyi’ konuşabilmeli. Aksi durumda çocuk, korkularına esir düşüp, yaşadığı istismarı gizlemeyi de tercih edebilir” uyarısında da bulundu.

Kültürel dokumuzda yaygın ‘amca sevsin’ anlayışının doğru olmadığını kabul eden fakat Avrupa uluslarında gördüğümüz ‘çocuğa dokunmanın yasaklanması’ uygulamasının da yanlış olduğunu savunan Salman, şöyle dedi:

“Kendisine dokunularak sevilen çocuk, kendi sevgisini de dokunarak göstermeyi öğrenir. Herkesi potansiyel tacizci görüp, çocuğa kimsenin dokunmasına izin vermemek de doğru bir uygulama değil. Yapılması gereken, çocuğa, kimlerin kendisine dokunabileceğini ve bunu yaparken de ‘hangi bölgelerine asla dokunamayacağını’ öğretmek. Sosyal devlet olmanın bir özelliği de zaten yurttaşlarına bu eğitimi vermektir. İnternette dahi artık bu eğitimi veren videolar rahatlıkla bulunabilir”.

Güncelleme Tarihi: 13 Kasım 2018, 09:51
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75

banner88

banner110