Crans Montana unutulmamalı

banner37

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, 25 Kasım’da gerçekleştirilecek 3’lü görüşmeyi değerlendirdi, Guterres ve liderlere çağrı yaptı

Crans Montana unutulmamalı
banner90

ERHÜRMAN, GÖRÜŞMELER HAKKINDA BİLGİ VERDİ… CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Berlin’deki toplantı öncesinde AKEL, DİSİ, İngiliz Yüksek Komiseri, Rus Büyükelçisi, Alman Büyükelçisi ve ABD büyükelçisi ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini anlattı. Bu ziyaretlerde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in “bundan sonraki müzakere süreci bundan öncekilere benzemeyecek”, “sonuç odaklı bir müzakere süreci olmalıdır, ucu açık olmamalıdır” ve  “geçmiş mutabakatlar korunarak bir müzakereye gidilmelidir” sözlerini hatırlattıklarını ve büyükelçilerden Guterres’in kararlı bir duruş sergilemek konusunda desteklenmesini istediklerini söyledi

PM’NİN KARARI “ADAY GÖSTERİLECEK” ŞEKLİNDEDİR… Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili parti meclisinin “aday gösterilecek” kararı aldığını ifade eden Erhürman, parti meclisi fikrini değiştirmediği sürece de bu kararın geçerli olacağını anlattı. Erhürman, “Bu karar, kurultaydan önce alınmıştır. Şu anda yeni bir parti meclisi var ve yeni parti meclisinin de bu kararı değiştirme yetkisi var. O irade o şekilde sergilenmediği sürece de CTP bu seçimde aday gösterecek. Şu anda parti içi istişare süreçleri hızlandırıldı. Herhangi bir tarih verme noktasında değiliz. Karar aşamasına doğru gidiyoruz” dedi

Ceren ÖZBİL


Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, 25 Kasım’da gerçekleştirilecek 3’lü görüşme için “Crans Montana unutulmamalı” çağrısı yaptı.


KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Baturay ile Yazı İşleri Müdürü Emin Akkor, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman’ı ziyaret etti.


Ziyarette, son günlerde yayımlanan anketler, Cumhurbaşkanlığı seçimi, 25 Kasım’daki üçlü görüşme, CTP’nin Berlin öncesinde başlattığı görüşme süreci ve Anayasa değişikliği konuları ele alındı.


Erhürman, 25 Kasım’da gerçekleşecek 3’lü görüşme öncesinde BM Genel Sekreteri Guterres ve Kıbrıslı liderler Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis’e “Crans Montana unutulmamalı” diye seslendi.


Tufan Erhürman, Crans Montana’da, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafının da, Türkiye tarafının da uluslararası toplumda son derece dikkat çeken açılımlar yaptığını hatırlattı. 


Erhürman’la yapılan röportaj şöyle:

KIBRIS: Son zamanlarda yayımlanan anketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

TUFAN ERHÜRMAN: Anketlerle ilgili herhangi bir tartışmaya girmediğimiz gibi, anketlere dayanarak da politikamızı, vizyonumuzu ve hareket tarzımızı belirlemeyiz.


Cumhurbaşkanlığı seçiminde CTP aday gösterme kararı aldı. O karar da parti meclisi tarafından değiştirilmedikçe yürürlükte olan bir karardır. Bu kararın ardından biz anketlere bakarak “farklı bir şeyler mi yapsak” diye düşünmüyoruz.


Biz vizyon üzerinden konuşuyoruz. CTP’nin bir vizyonu vardır. Bu vizyon üç ayaklı bir vizyondur diyoruz. Bu üç ayaklı vizyonun da Cumhurbaşkanlığı aracılığı ile hayata geçirilebilecek çok önemli unsurları olduğunu düşünüyoruz.


Bu nedenle bizim derdimiz, halkımıza bu vizyonu anlatmaktır. Bize göre doğru vizyon budur. Halkımıza doğru anlattığımız takdirde, halkımızın da paylaşacağı vizyon budur.


Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüme ulaştırılması noktasında Cumhurbaşkanlığı’nın çok önemli bir işlevi var.


Eğer kısa vadede Kıbrıs sorununda çözüme ulaşılamazsa, güven yaratıcı önlemlerden tutun da, tek taraflı hamlelere kadar, bizi, çözümün olmadığı koşullarda dahi çözüme adım adım yaklaştıracak, uluslararası toplumla ve uluslararası hukukla buluşmaya yaklaştıracak hamleleri, proaktif bir dış politika ile hayata geçirme konusunda cumhurbaşkanlığının çok önemli işlevi ve misyonu var.


Hatta bir adım öteye geçiyor ve kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi ve demokrasi yaratabilmek için de Cumhurbaşkanlığı makamının çok önemli bir işlevi ve misyonu var diye düşünüyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı aynı zamanda toplum liderliği makamıdır ve toplum liderliği, BM çatısı altında kabul gören bir statüdür… Yani Sayın Anastasiadis hangi statüye sahipse BM çatısı altında, bizim Cumhurbaşkanımız da aynı statüye sahiptir… Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı makamı bizim dışarıya açılan tek siyasi penceremiz… Bu pencere aracılığı ile kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi ve demokrasi hedefi açısından da yapılabilecek çok iş olduğunu düşünüyoruz. Turizm, yükseköğretim ve başka pek çok konuda Cumhurbaşkanlığı makamı aracılığı ile AB’den BM’ye uluslararası kuruluşlarla ve etkili devletlere kadar pek çok muhatapla kurulabilecek ilişkiler vardır.  


Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda CTP’nin aldığı aday gösterme kararı, doğrudan doğruya bununla ilgilidir.


Yoksa “kazanır mıyız, kazanmaz mıyız?”, “kimi aday göstermeliyiz, kimi aday göstermemeliyiz?” meseleleri ikincil meselelerdir.


CTP vizyonunu halkla paylaşmakla yükümlüdür. Bu vizyonu Cumhurbaşkanı makamı aracılığı ile nasıl hayata geçirebileceğini, hayata geçirebilme ihtimalinin ne olduğunu halkla paylaşmakla yükümlüdür. Halk bunun karşılığında bir teveccüh gösterirse, bunları da hayata geçirmek için çalışmakla yükümlüdür. Bizim bakışımız bu…


Anketlerle ilgili negatif bir açıklama yapmamamızın da nedeni budur. Her anketi alırız, değerlendiririz ancak kararlarımızı ve politikalarımızı anketlere bakarak belirlemeyiz”.
 

KIBRIS: Güneye başlattığınız ziyaretler, üçlü görüşmeden bir sonuç çıkacağına inandığınız için mi, yoksa genel olarak bu sorunun çözümüne inandığınız için atılan bir adım mı?

TUFAN ERHÜRMAN: Biz 1.5-2 haftadan beri bu üçlü görüşme öncesinde bunun üzerinde etkisi olabilecek kesimlerle görüşmeye çalışıyoruz.


Önce Rusya Büyükelçisi ile görüştük, sonra Alman Büyükelçisi ve İngiliz Yüksek Komiseri ile görüştük ve bu arada AKEL’i ve DİSİ’yi ziyaret ettik. Bu temaslarımız devam edecek.


Bütün bunları Berlin’deki üçlü görüşme öncesinde durumun ne olduğu ile ilgili görüşlerimizi onlara aktaralım, onların farklı bir görüşleri varsa onu da duyalım diye yapıyoruz. Bu üçlü görüşmeden ne çıkması gerektiğini zaten Sayın Guterres söyledi. Bizim söylediklerimizden bağımsız olarak söyledi.


Bütün taraflara şunu anlatmaya çalışıyoruz: Sayın Guterres, Crans Montana’dan sonra “bundan sonraki müzakere süreci bundan öncekilere benzemeyecek” dedi. “Sonuç odaklı bir müzakere süreci olmalıdır”,  “ucu açık olmamalıdır, “geçmiş mutabakatlar korunarak bir müzakereye gidilmelidir” diyen de Sayın Genel Sekreter idi… Bu arada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de “siyasi eşitlik”i ve içeriğini 2019 içinde tekrar teyit etti.


Dolayısıyla bizim Sayın Guterres’e çağrımız şudur: “Siz lütfen bunlar konusunda kararlı bir duruş sergileyin. Bizim Berlin’de sizin söylediklerinizden farklı bir talebimiz yok”…


Rus Büyükelçisine  “siz de BM Güvenlik Konseyi’nin bir üyesisiniz, Güvenlik Konseyi kararlarıdır sözünü ettiğimiz… BM Genel Sekreteri’nin sözleridir sözünü ettiğimiz. Lütfen siz de sayın genel sekreteri destekleyiniz” dedik.


Alman Büyükelçisi’ne de “tamam siz Güvenlik Konseyi daimi üyesi değilsiniz ama AB içinde güçlü bir ülkesiniz, lütfen bunu destekleyin” dedik.


AKEL’e ve DİSİ’ye de aynı şeyleri söyledik. Ziyaretlerimizin ve görüşmelerimizin çerçevesi budur.


Bu çerçeve içerisinde hareket edilirse 5’li görüşme kapısı aralanır. Böyle olmazsa 5’li görüşme kapısı aralanmaz ve süreç Crans Montana’dan sonra olduğu gibi bir kez daha kesintiye uğrar. Bu konudaki düşüncelerimizi kendileri ile paylaşıp doğru çerçevede buluşmaya çağırıyoruz ve herkese bunları hatırlatmaya çalışıyoruz.  


Bizim iddiamız şu: “Crans Montana unutulmamalı”…


Çünkü Crans Montana’da KKTC tarafı da, Türkiye tarafı da gerçekten uluslararası toplumun da son derece dikkatini çeken açılımlar yaptı, moral üstünlük elde edildi.


Onun ardından Sayın Anastasiadis “yaratıcı görüşler” ortaya atmak sureti ile o havayı dağıtmaya ve Crans Montana’yı unutturmaya çalıştı.


Bizim de derdimiz Crans Montana unutulmasın.


Orada konuşulanlar bellidir, onun ardından sayın genel sekreterin neler söylediği de bellidir. Dolayısıyla bu iş bir yere gidecekse, hangi çerçeve içerisinde bir yere gidebileceği açıktır. Herkes bunu hatırlamalı”.
  

banner9
KIBRIS: Nikos Anastadiadis’in üçlü görüşmede “yaratıcı bir öneri” sunacağı yönünde bir beklentiniz var mı?

TUFAN ERHÜRMAN: Benim görüşmelerimde şu ana kadar beklemediğimiz bir yaratıcı önerinin gelebileceğine dair bir izlenim olmadı.


Ben kendi adıma zaten bu masada yani Berlin Masası’nda böyle bir öneriye ihtiyaç olduğu kanaatinde de değilim. Ne olması gerektiği çok bellidir. Üstüne üstlük Guterres’in söyledikleri ve BM Güvenlik Konseyi kararları üzerinden bellidir.


Bunlar “Kıbrıs Türk tarafının talepleridir” deseydim o zaman diyebilirdim ki kabul edilmeyebilir. Bunlar Sayın Guterres’in çizdiği çerçevedir.


Acaba son dönemde Sayın Anastasiadis Sayın Cumhurbaşkanı ile mi müzakere ediyor, yoksa Sayın Guterres ile mi müzakere ediyor? Burada bile soru işaretim var. Çünkü bunları söyleyen Sayın Guterres’in kendisidir.


O yüzden Anastasiadis’in masaya gelip de yaratıcı birtakım öneriler sunması, yani “ucu açık olmasın da şöyle olsun”, “sonuç odaklı olmasın da böyle olsun”, “geçmiş mutabakatlar kabul edilmesin de şunu yapalım” anlamına gelecekse, aslında süreci gitmesi gereken noktadan başka bir yöne çektiği anlamına gelir.


Bunların hepsi belli bir çerçevede ve hepsinin de Guterres tarafından teyidi var. Umarım bunlarla ilgili “yaratıcı” bir fikir geliştirme gibi bir çaba içerisine girilmez.


Geçmişte “gevşek federasyon” gibi formüllerle ortaya çıkıldı. Biz de cevabı verdik ve bundan rahatsızlık duymayacağımızı ve bunun yıllardır masada duran Türk pozisyonu olduğunu belirttik. Yeter ki “gevşek federasyondan” ne anladıklarını açık bir şekilde ortaya koysunlar.


Yani şu anda bütün bu müzakere süreçlerinde federal devlete verilmiş olan yetkilerden hangilerini kurucu devlete aktarmayı öngörüyorsanız bunları koyun ortaya hepsini kabul ederiz. Ne olduklarını dahi görmeden kabul ederiz. Ancak tabii ki bir şartla: Federal devlete kalacak yetkiler hangileri olursa olsun bunlar siyasi eşitlik çerçevesinde kullanılacak.


Zaten Kıbrıs Türk tarafının baştan beri klasik pozisyonu kurucu devletlerin daha çok yetkiye sahip olmasıdır.


Federal devlette ne kadar az yetki kalacaksa kalsın, bu federal devlette siyasi eşitlik olmaksızın karar alınabileceği anlamına gelemez.


Çünkü bilmek gerekir ki kurucu devletler gibi federal devlette de Kıbrıslı Türkler ortaktır. Federal devleti Kıbrıslı Türk ve Rumlar siyasi eşitlik çerçevesinde birlikte yöneteceklerdir. Bu temel parametredir.


Bu nedenle “yaratıcı öneri” ne amaçla yapılıyor önemli olan budur. Parametrelerin içinde kaldığı müddetçe ve Guterres’in metodoloji ile ilgili söylediği biçimde kaldığı müddetçe, her türlü öneri görüşülebilir.


Ama “yaratıcı öneriler” arasında siyasi eşitlik gibi temel bir parametreyi aşındırmaya çalışıyorsanız, bu yaratıcı öneri falan değildir. Bu, süreci çıkmaza sürükleyen bir öneridir”.  

KIBRIS: 2020’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve birçok kişi bu nedenle müzakerelerle ilgili 2020’nin kaybedildiği görüşünde. Böyle bir şey söz konusu mu?

TUFAN ERHÜRMAN: Bugüne kadarki süreçlere bakıldığında hiçbir başkan, hiçbir Cumhurbaşkanı, geçmiştekileri görmezden gelerek, onlar yokmuş gibi davranarak bir sürecin içerisine girmedi.


Hangi Cumhurbaşkanı masaya oturduysa otursun masada BM Güvenlik Konseyi’nin belirlediği, teyit ettiği parametreler çerçevesinde görüştü. Ayrıca bütün varılan mutabakatlar kimin döneminde olursa olsun Birleşmiş Milletler’in bu konudaki müktesebatının parçası haline geldi.


Bu nedenle yeni gelecek biri, o masadaki mesele değişmedikçe, masaya oturduğu takdirde farklı bir şey görüşme şansına sahip değil. Masa değişecekse o zaman bununla ilgili belli mercilerden kararlar çıkması gerekir. Yani masada mesela hükümetin son dönemde söylediği gibi AB çatısı altında iki ayrı devlet görüşülecekse, bu demektir ki bugüne kadarki tüm müktesebat çöpe gitmiştir ve BM de kabul etmiştir ki o masada o görüşülebilsin. Tabii o zaman da Anastasiadis ile müzakere ederek, yani Anastasiadis ile BM çatısı altında müzakere ederek Anastadiadis’in KKTC’nin tanınmasını kabul etmesini bekliyoruz demektir.


Tabii Anastasiadis masada kabul edecek KKTC’nin tanınmasını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin en azından 5 daimi üyesinin hepsi KKTC’nin tanınmasını kabul edecek. AB çatısı altındaysa o bile yetmeyecek. Şu anda hâlâ 28 olan AB üyelerinin her birinin de tek tek KKTC’yi tanıdığını söylemesi beklenecek. Bu Anastasiadis aracılığı ile o masada görüşmelerin sonucu olarak gerçekleşmesi gereken bir süreç… Dolayısıyla bu bize göre gerçekçi değil. Masanın ne olduğu belli…


Cumhurbaşkanı değişse de bugüne kadar o masada bu vardır ve görüşmeye devam edilir”. 

KIBRIS: CTP, Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterecek mi?

TUFAN ERHÜRMAN: Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bizim zaten daha önce açıklanmış bir kararımız var. Bu da CTP aday gösterecek şeklindedir. Ancak bu karar kurultaydan önce alınmıştır. Şu anda yeni bir parti meclisi var ve yeni parti meclisinin de bu kararı değiştirme yetkisi var. O irade o şekilde sergilenmediği sürece de CTP bu seçimde aday gösterecek.  Şu anda parti içi istişare süreçleri hızlandırıldı. Herhangi bir tarih verme noktasında değiliz. Karar aşamasına doğru gidiyoruz.

KIBRIS: 4’lü hükümet hiçbir şey bırakmadı, enkaz bıraktı suçlamasına nasıl bakıyorsunuz?

TUFAN ERHÜRMAN: Veriler üzerinden konuşulması gereken bir konudur. Veriler bize bu hükümetin 22 Mayıs’ta kurulduğunu, 22 Mayıs’ta kurulan hükümetin Ekonomik Mali İşbirliği Anlaşması’nı 20 Temmuz’da imzaladığını ve 20 Temmuz’dan sonra ilginç bir şekilde Ağustos ayı içerisinde Türkiye’ye gidilip, bu anlaşma metni üzerinde yeniden çalışılmaya başlandığını gösteriyor.


İmzalanmış bir metin üzerinde niye çalışılıyor? Çalışılıyorsa ve metin değiştiriliyorsa yeni bir şey niye imzalanmıyor? En azından bir ek anlaşma neden imzalanmıyor? Bunlar muallakta kaldı.

  Bunlar olduktan sonra da 10 Eylül tarihinde bu metin Resmi Gazete’de yayımlanabildi. Para akışı, kaynak akışı da 10 Eylül’den sonra başladı. Bu birinci nokta…


Bunu anlatma nedenim 4’lü hükümet döneminde bize yöneltilen en büyük eleştirilerin  “niye hemen imzalamıyorsunuz”, “niye kaynak akışı hemen başlamıyor” ve “niye bir yıllık protokol üzerinde çalışıyorsunuz da 3 yıllık bir protokol üzerinde çalışmıyorsunuz” şeklinde olmasıdır. Gerçekleşen ne? Madem hemen imzalanabilir durumdaydı, neden 22 Mayıs’tan 20 Temmuz’a kadar beklendi. Yetmedi, 20 Temmuz’dan sonra üzerinde görüşülmeye devam edildi. Demek ki hemen imzalanabilir durumda değildi.


İkincisi hemen kaynak akışı başlamalıdır iddiası da karşılık bulmadı… Üstüne üstlük 334 milyon, 4’lü koalisyon hükümeti döneminde yerel kaynaklardan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza aktarılmışken ve o 2018 protokolü çerçevesinde aktarılmışken, hiç yeni bir şey imzalamaya gerek kalmadan zaten o para gelebilirdi.


Kaynak akışı hemen başlayacaksaydı yeni bir şeyin imzalanmasına bile gerek yoktu. O da Eylül ortasında başladı. İmzalanan metin de 5 aylık oldu. Aslında yayın tarihine bakılırsa 3 aylık bir metin olarak yürürlüğe girdi. Yine o metnin içerisinde ekim sonunda 2020 Ekonomik Program Taslağının Türkiye’ye sunulacağı yazıyordu. Biz Mecliste sorduğumuzda “hazırladık”, “gönderdik”, “gönderiyoruz” dendi. Ancak bu program taslağını da henüz görmüş değiliz.


Dahası 20 Temmuz’da metin imzalandı denildi, gazetelere medyaya dağıtılan metinlere bakıldığında 1 milyar 215 milyon TL’lik bir kaynak aktarılmasının söz konusu olacağı görülüyordu orada. Oysa resmi gazetede yayınlanan metne bakıldığında 750 milyon TL’lik bir kaynak aktarımı olduğu görüldü.

  Üstüne üstlük 750 milyonun da sadece 203 milyonu alt yapı ve reel sektör ile ilgiliydi. Geriye kalan kısım tamamen askeri harcamalarla ilgiliydi. Geriye kalan kısmın 334 milyonu da zaten 4’lü koalisyon hükümeti döneminde yerel kaynaklardan ödenmiş olan 334 milyonun geri dönüşüydü. Yani 4’lü koalisyon hükümeti döneminde ne söylediyse o dönemin ana muhalefet partisi, bugünün hükümetin büyük ortağı, hiçbiri gerçekleşmedi.


Bunların hiç biri gerçekleşmezken eleştiri nereden yapıldı 4’lü koalisyon hükümetine…


500 milyon bize eksik bıraktınız denildi. O da Türkiye Cumhuriyeti ile 2019 bütçesi ile ilgili yapılan görüşmelerde 1 milyar 200 milyon civarında bir paranın TC’den aktarılacağı söylendiği için bütçeye girdi ancak gelen para 1 milyar 200 milyon olmadı. Eleştiri nedeni buydu.


Şimdi 2020 bütçesine 1 milyar 400 milyon Türkiye’den kaynak gelecek diye yazıldı. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini 2020 içinde göreceğiz.


Bunlar Türkiye ile teknik heyetler düzeyinde görüşülürken söylenen rakamlar üzerine öngörülen şeylerdir. Yapılan eleştiri de temelli eleştiri değildi. Dahası 4’lü koalisyon hükümetinin hangi ekonomik şartlarda görev yaptığı da unutulmamalı. O günün dövizinin durumu ile bugün aynı değil. O dönemin akaryakıt fiyatlarının seyri ile bugünün akaryakıt fiyatlarının seyri bir değil”.

KIBRIS: Anayasa değişikliği yeniden gündeme geldi. YDP’nin bu yönde bir çalışması var. Samimi buluyor musunuz bu istemi?

TUFAN ERHÜRMAN: 2014 yılında bir anayasa değişikliği referandumu yapıldı ve değişiklik referandumda reddedildi. O metnin içerisine bugün bakıldığı zaman hâlâ o metin bugün yaşadığımız birçok soruna da aslında önceden çözüm getiren bir metindi.


Dokunulmazlık konusundaki sorunlara çözüm getiriyordu. Yargının yaşadığı bir sürü soruna çözüm getiriyordu. Meclisin uzun tatil süresinin kısaltılmasına da çözüm getiriyordu. Meclisten oybirliği ile geçti ancak hepimiz biliyoruz ki sahaya çıkınca milletvekilleri dahil onun reddedilmesi için çalışıldı.


Dolayısıyla biz CTP olarak, bizim metinimiz olsun gibi kaygılar içinde değiliz. Niyet varsa, ortada zaten bir çalışma var. Oradaki metinleri alırsınız, getirirsiniz… Siz getirin ki bundan sonra metinle ilgili aksi bir çalışma yapma şansınız olmasın. Biz o metin üzerinden getirilecek şeyleri destekleriz ki bu anayasa değişikliği yapılsın. Ancak bu topluma bir kez daha bir anayasa değişikliği meclisten geçti ama referandumda reddedildi gibi bir tecrübe yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Bu nedenle samimiyeti de, kararlılığı da herkesin göstermesi gerekir”.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108