banner6

CTP Milletvekili Asım Akansoy, KIBRIS Gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in sorularını yanıtladı

banner37

CTP Milletvekili Asım Akansoy, KIBRIS Gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in sorularını yanıtladı
banner150 banner151 banner143

“KKTC sınırlarında ‘solculuk’ yapmak, statükonun sınırlarına hapsolmak demek”

   Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Gazimağusa Milletvekili Asım Akansoy, demokrasinin seçimlerden ibaret bir rejim olmadığını, halkın özgür iradesiyle tüm karar süreçlerinde söz sahibi olması gerektiğini söyledi.

   Kuzey Kıbrıs’ta yapılan politikalara dikkat çeken Akansoy, “Egonuza, kişisel hırslarınıza teslim olmadan gerçekçi, akılcı, cesur adımlar atmak zorundasınız. Çizginiz bu ise Kıbrıs’ta politika yapmak zor” dedi. 

   KKTC sınırlarında ‘solculuk’ yapmanın statükonun sınırlarına hapsolmak anlamına geldiğini söyleyen Akansoy, “Sürekli belirlenen olmak; sürekli müdahale, sürekli alt yönetim olmak demektir. Bunun adı istikrarsızlıktır” şeklinde konuştu.

   Akansoy, Türkiye’nin sıkıntılı bir süreçten geçtiğini belirterek, “Türkiye’nin güçlenmesi, demokratikleşmesi elbette en çok biz Kıbrıslı Türkleri mutlu eder, sevindirir. Biz, Kıbrıslı Türkler ile Türkiye Cumhuriyeti arasında derin tarihsel bağlar olduğunun bilincindeyiz. Bu ilişkilerin karşılıklı saygı, eşitlik ve kardeşlik temelinde geliştirilip güçlendirilmesi tüm Kıbrıslı Türklerin, en çok da CTP’nin arzusudur” ifadelerini kullandı.

   CTP Gazimağusa Milletvekili Asım Akansoy, KIBRIS Gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in sorularını yanıtladı.

“Son seçimde 87 bin seçmen sandığa gitmedi”

SORU: Seçimler kısa bir süre önce geride kaldı. Demokratik bir seçimden ne anlarsınız? Kuzey Kıbrıs’ta seçimlerde yarış, eşit koşullarda mı?

AKANSOY: Demokrasi seçimlerden ibaret bir rejim değildir. Evet, seçimleri de kapsar ancak halkın özgür iradesiyle tüm karar süreçlerinde söz sahibi olabilmesi için gerekli mekanizmaları da içeren bir sistemdir.   

   Farklılıkların bir arada bulunabileceği, tüm toplumsal kesimlerin birbirini yok saymadan birlikte çözümler üretebilmesine imkân vermesi beklenen bir siyasal modelden söz ediyoruz. Seçimler kadar seçime katılma oranı da önemlidir. Bakın son seçimde 87 bin seçmen sandığa gitmedi. Bunu genel olarak siyaset kurumuna güvensizlik olarak okuyabilir miyiz? Bence evet. Bence bu bir tepkidir. Dönüştürücülük kapasitesini yitirmiş, halkın beklentilerini karşılamaktan uzaklaşmış siyaset kurumuna karşı hiç de küçümsenmeyecek bir tepki!
   Küçük bir toplum olmanın dezavantajları nedeniyle seçimlerin fırsat eşitliği üzerine kurulduğunu söyleyemeyiz ne yazık ki. Belli ayrıcalıklı gruplaşmaların, bölgeciliğin, aile faktörünün giderek daha büyük ölçüde belirleyici olduğu bir dönemden geçiyoruz. Siyasi görüşün, siyasi değerlerin, ilkelerin, siyasi ahlakın, liyakatin, siyasette verilen emeğin dışarıda tutulduğu, yok sayıldığı, “ben kazanayım da nasıl isterse olsun” görüşü ile acımasız bir rekabetin öne çıktığı, bunun hâkim ve itibarlı görüldüğü bir dönemden geçiyoruz.
   Sadece bizde de değil, küresel ölçekte de siyaset yıprandı. Neoliberal, popülist, otokrat sağ ve sığ yaklaşımlar dünya genelinde siyasetin içini boşalttı. Halkın iradesi, meşhur deyişle “üst akıl” olarak küresel sermaye gruplarına devrolundu. Küresel sermayenin öncelikleri halkların yaşam tercihlerinin, sürdürülebilir ekonominin, sağlığın, adaletin, çevre sorunlarının önüne geçti. Her şey alınıp satılabilen birer metaya dönüştürülürken insani değerlerden de uzaklaşıldı.

   Şu an bütün bu sürecin sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. İnsanlığın büyük bedeller ödeyerek elde ettiği tüm kazanımların birer birer tahrip edildiği ağır bir dönem bu… Her alanda bir tahribat! Demokrasiden çevreye, sağlıktan eğitime yara almayan hiçbir kurum yok. Tüm kamu kapasitesinin eritilip özelleştirme adı altında halkların öz varlıklarının dünya genelinde küçük bir azınlığa peşkeş çekildiği vahşi bir dönem. Büyük bir yıkım dönemi!

SORU: Kuzey Kıbrıs’ta politika yapmak zor mu?
AKANSOY:
Hangi saikle yaptığınıza bağlı. Eğer toplumsal dönüşüm için siyaset yapıyorsanız, siyaseti bir meslek ya da egonuz için yapmıyorsanız, bir yaşam biçimi olarak görüyorsanız evet zor! İdeolojik bir temelden yoksun, belirli bir dünya görüşü üzerinde şekillenmemiş siyasetin topluma nasıl bir katkısı olabilir ki? İdeolojiden kastım belirli bir düşünce sistemi elbette. Hayatı anlamlandıran düşünsel değerler bütününden söz ediyorum. Değişen, gelişen, durağanlıktan uzak bir değerler bağlamından… Dolayısıyla kendinizi sürekli geliştirmek, yenilemek zorundasınız.

   İçinden çıktığınız topluma borcunuzu ancak bu şekilde ödeyebilirsiniz. Egonuza, kişisel hırslarınıza teslim olmadan gerçekçi, akılcı, cesur adımlar atmak zorundasınız. Çizginiz bu ise evet, Kıbrıs’ta politika yapmak zor. Ama kendi adıma siyaseti başka türlü yapmak da mümkün değil.

SORU: KKTC’nin uluslararası tanınmamışlığına karşın varlığının kabulü sizin için ne demektir?
AKANSOY: KKTC, Kıbrıslı Türklerin öz yönetimidir. Bugün adı KKTC’dir, dün Kıbrıs Türk Federe Devleti idi, yarın adı Kıbrıs Türk Devleti ya da başka bir şey olabilir. Çözüm olsa da olmasa da elbette Kıbrıslı Türklerin kendini yöneteceği bir aygıta ihtiyaç vardır. Burada mesele bu “yönetsel aygıtın” varlığı meselesi değildir. Bunun demokratik, özgürlükçü değerler üzerinde kurulu olması ve uluslararası hukuktan kopmamasıdır.

   Uluslararası hukuktan uzak ve kopuk bir şekilde varlık beyan etmenin bir anlamı yoktur. Çünkü nefes alabilmemiz, gelişebilmemiz, kalkınabilmemiz, demokratik ve ekonomik yapımızı geliştirebilmemizin yolu uluslararası hukuk yolu ile dünyaya entegre olmaktır.

   Kim ne derse desin, uluslararası gerçeklik KKTC’nin ayrı bir yapı olarak tanınmasına 40 küsur yıldır onay verdi mi? Vermedi ve vermeyecek. O zaman adanın birleşmesi üzerinden yol almak, adil bir ortaklığın zeminini kurmak en akılcı yol değil mi? Strateji bence bu olmalı. İster federal çözüm olsun ister çözümsüzlük devam etsin, sonuçta Kıbrıslı Türklerin kendi öz yönetimleri olacaktır. 2006-2017 arasında Kıbrıs sorunu müzakerelerinde elde edilen kazanımlara bakılırsa bu görülecektir. Ama altını çizmemiz gereken bir nokta var: Öz yönetime sahip olmak ile ayrılıkçı bir duruş içerisinde olmak birbirinden farklı şeyler. Bizim bakışımız insan odaklıdır. İtiraz ettiğimiz konu ise insanın, toplumun değil yönetsel bir aygıtın yüceltilmesidir.

SORU: Kıbrıs Türkü, demokratik kazanımlar için yeterince mücadele verdi mi?

AKANSOY: Elbette mücadele verilmiştir, verilmektedir ancak süreklilik önemlidir. Kazanımların geriletilmemesi ve genişletilmesi için çok daha dayanışmacı, yaratıcı olmalıyız. Bu alanda çok güçlü, gurur verici deneyimlerimiz de var. Tarihsel bağlamın gözetilmesi gerekir. 1960 yılında ilk devlet deneyimini yaşamış bir toplumdan bahsediyoruz. Demokrasi mücadelesi son 50 yılda yoğunlaşmış. Siyaset tarihinde, demokrasinin kurumsallaşması için Avrupa’nın 500 yıllık mücadelesi var. Bu süreçler anlık olmaz, zaman alır. Toplumsal kazanımlar için mücadeleyi, demokrasi ve emek ekseninde büyütmemiz gerekir.

   Verilen demokrasi mücadelesine, varlık mücadelesine ben saygı duyuyorum. Ancak bugün yetersizlikler var.  Mücadele kültürü, deneyimi dediğiniz kavram çok önemli. Ben yaparım olur ile değil.

“KKTC sınırlarında ‘solculuk’ yapmak, statükonun sınırlarına hapsolmak demektir”

SORU: Kıbrıs sorununda çözümü en çok isteyenler en solcu mu?
AKANSOY: Elbette böyle değil. Benim çözüm isteyen ancak solcu olmayan nice arkadaşım var. Ancak, solun çözüm konusu ile ilgili temel bir bağı var. KKTC sınırları içerisinde solculuk yapmak demek, statükonun sınırlarına hapsolmak demektir. Sürekli belirlenen olmak, sürekli müdahale, sürekli alt yönetim olmak demektir. Bunun adı istikrarsızlıktır, Kıbrıslı Türk toplumun değerlerinin silinmesi, kimliğinin, varlığının ortadan kaldırılması demektir.  Biz bu adada varoluş mücadelesi vermedik mi? Hala daha vermiyor muyuz? Neden? Soru çok basit aslında. Sadece Kıbrıslı Rumların azınlığı olmamak yetiyor mu? Ankara’nın alt yönetimi olmak sağcı ya da solcu, Kıbrıslı Türk’üm diyen kimi mutlu eder?

   Biz şu küçük toprak parçasında özgür ve güven içerisinde yaşamak istemiyor muyuz? Kıbrıslı Rumlarla eşit biçimde, Türkiye ile kardeşlik ilişkisinin kurumsallaştığı bir yapıda var olmak istemiyor muyuz? Neden Güney ile Kuzey arasında sıkışıp kalalım? O halde duruşumuzu, görüşlerimizi netleştirmek zorundayız.

   Kendi kendimizi yönetmek, varlığımızı korumak ve geliştirmek istiyorsak Federasyon dışında hangi seçenek bize bu imkânı sunuyor, sorarım. Diğer tüm modeller üzerinde saatlerce, aylarca, yıllarca konuşabiliriz. Kaybedecek bu kadar zamanı var mı bu toplumun?

SORU: Kıbrıs sorununu nasıl tanımlarsın, çözümsüzlüğün nedenini belirlerken, suçu bir tarafa daha fazla verir misin?
AKANSOY: Kıbrıs sorunu, Kıbrıslı Rum ve Türk milliyetçiliklerinin yarattığı tarihsel bir felakettir. Her iki taraftaki siyasi elitlerin arzularına yenik düşerek, adayı ve kendi toplumlarını felakete sürükledikleri, tahakkümcü veya ayrılıkçı emellerin ürünüdür.  Siyasi süreçler yaratılan kurgulardır. Bugün çözüm konusunda karşılıklı ve geçici bir geri çekilme varsa, bu sadece bir sonuçtur. Nedenlerini sorgulamak lazım. Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklere karşı borçlu olduklarını düşünmüyor değilim. 2004 referandumundan bahsediyorum. Ancak toplumları asla suçlamam. Siyasi elitlere bakmak, süreçleri değerlendirmek ve analitik düşünmek gerekir

SORU: Yeniden bakan olsanız, geçmiş deneyimleriniz işe yarar mı?
AKANSOY: Çok ciddi işlere imza attığımız bir dönem oldu. İçişleri ve Çalışma gibi iki büyük bakanlığı aynı anda yönetmek, mesai arkadaşlarım olmasa asla başarılamazdı. Alnımızın akıyla çıktığımızı düşünmekteyim. Hasan abi siyaset yıllar içerisinde deneyimi de önemli kılan bir faaliyet. Elbette bugüne dek yer aldığım her görevin, her sorumluluğun bana öğrettikleri, kattıkları var.  Öğrencilik yıllarımdan, siyasetle içli dışlı olduğum ilk günden bu yana görev aldığım, sorumluluk üstlendiğim her birimden öğrendiklerimin üzerine koya koya bugüne geldim. Bundan sonra da öğrene, gelişe siyaset yapmaya devam edeceğim. Hiçbir zaman “en iyiyi en doğruyu ben bilirim” demedim. Siyaset ekip işi, kamu hizmeti ekip işi. Galiba en iyi öğrendiğim ve bununla gurur duyduğum konu da ekip çalışması. Ben ekip çalışmasına inanıyorum.

“Sürekli muhalefet bana anlamlı gelen bir yaklaşım değil”

SORU: CTP, muhalefeti daha çok mu seviyor? Ya da muhalefeti daha iyi mi yapıyor?
AKANSOY:
CTP, bir siyasi parti olarak, ilkeleri çerçevesinde toplumu dönüştürmek için yönetmek iddiası ve sorumluluğunda olan bir partidir. Sürekli muhalefet bana anlamlı gelen bir yaklaşım değildir. Ancak her hal ve şartta hükümette olmalıyız görüşüne de karşıyım. Uygun güven ortamı, program ve kadro ile bu ülkede yapılacak inanın çok iş var. Emekçinin, dar gelirlinin ekonomik olarak rahatlayacağı, alım gücünün artacağı, insanlarımızın demokratik bir ortamda yaşayacağı, gerilimin ve nefretin dışlanacağı, sosyal hakların genişletileceği, üretime kapı açılan bir ortamda yaşamak kötü bir şey mi? Elbette değil. Dolayısıyla muhalefet ya da hükümet ikileminin dışında durmak önemlidir.

   Her dönemin kendi koşulları var, ona göre hareket etmek lazım. CTP’nin Kıbrıslı Türk toplumunun en köklü partisi olduğu gerçeğini kimse unutmamalıdır. Bu toplumun ekonomik, demokratik, sosyal her kazanımı da CTP’lilerin ikbal derdi olmadan hatta ağır bedeller ödemek pahasına döktüğü ter, emek vardır.

SORU: UBP-CTP koalisyonu neden zor? Meclis aritmetiğine göre olası olmasına karşın neden ciddi olarak alternatif görülmüyor?
AKANSOY:
2015 CTP-UBP hükümet deneyiminin yarattığı güven bunalımı aşılmış değil. UBP en azından bana, birlikte hareket edebilme imkânı bakımından hala daha güven vermiyor.  Sorun programdan öte UBP’nin giderek bir siyasi parti olma vasfını yitirmesidir. Dış müdahaleye açık, hatta davet eden bir parti ile nasıl istikrar yaratılabilir? Son yaşanan örnekler bizim ne denli haklı olduğumuzu gösteriyor. Siyasi açıdan bakıldığında gerek iç gerekse Kıbrıs sorununda derin ayrılıklarımız var. Son hükümet programında “emek en yüce değerdir” diye yazmışlar. Biraz daha zorlasalar “yaşasın sosyalizm” yazacaklardı. Yani bunlar samimiyetsiz yaklaşımlardır.
   Bakın şunu da söylemek gerekiyor: UBP ülkenin büyük partilerinden biri, bir an önce toparlanması lazım. Bu ülkenin demokrasi kültürünü benimsemiş, kendi ayakları üzerine basan bir sağa da ihtiyacı var. En önemli konu bu bence: Bu toplumun tüm siyasi örgütlerinin ayaklarının bu toprağa basıyor olması. Bir Kıbrıslı Türk olarak bu toplumun hiçbir siyasi geleneğinin, tecrübesinin berhava olmasını arzu etmem. Yeter ki ayakları bu güzelim toprakların üzerine basıyor olsun.

“En büyük korkum; 2022’nin idare-i maslahat anlayışına yenik düşmesi”

SORU: Toplumda yaygın bir umutsuzluk var. Umutsuzlukta muhalefetin de payı var mı?
AKANSOY:
Hepimiz aynı denizin dalgalı sularındayız. Elbette umutsuzlukta hepimizin de payı var. İçinde bulunduğumuz kuşatılmışlık, sıkışmışlık koşulları umutsuzluk üretiyor. Birbirimize güveneceğiz ve kararlı bir şekilde ortaklaşacağımız programları hayata geçireceğiz, öz güven de umut da uygulamada hayat bulur.  Bu anlamda toplumun tüm kesimlerinin baştan sona yüzleşmeye ihtiyacı var. Her şeye rağmen enseyi karartmamak lazım!  Kararlılık ve ciddiyetle bu toprakları çocuklarımızın yurt dışından geri dönebileceği şekilde dönüştüreceğiz... Bizde bu kararlılık ve cesaret var olduğu sürece, işimizi iyi yaptığımız sürece umutsuz olmaya gerek yok.

SORU: 2022’de ciddi bir beklentiniz var mı?
AKANSOY:
Benim her bir günden ciddi beklentilerim var aslında. Her bir gün yenilenme adına önemlidir. En büyük korkum, 2022’nin idare-i maslahat anlayışına yenik düşmesi, hiçbir şeyin değişmeden aynen devam etmesi ve sorunların ötelenmesidir. Ötelemenin, zaman kazanmak olduğunun düşünülmesidir. Bizim öteleyecek zamanımız yok. Kaybedecek tek bir günümüz bile yok.

SORU: CTP, ne kadar huzurlu?
AKANSOY:
Siyasi partiler de toplumlar gibidir. Burada önemli olan parti içi demokrasi, demokratik dinamizm, siyasi üretim ve yeni paradigmalar geliştirebilmek, buna yol açmaktır.  Hataları tekrarlamadığımız zaman süreçler daha iyi olur. Her bir gün, şimdi yeni şeyler söylemek lazım deyimini yeniden hatırladığımız ve ona göre hareket ettiğimiz ölçüde, kısa günün karı demeden, uykuya dalmadan, köşe kapmaca oynamadan, biz kültürü ile çalıştığımız sürece huzurlu oluruz.

“Türkiye’deki demokrasi güçleriyle çok daha yakın temas içerisinde olmalıyız”

SORU: Ankara’ya baktığınızda ne görüyorsunuz? CTP-Ankara ilişkileri şu an nasıl?
AKANSOY:
Türkiye sıkıntılı bir süreçten geçiyor. 2003 sonrası yılların demokratikleşme ve barış süreçleri, 2010’lu yıllarla birlikte tam tersine döndü. Demokratik ve özgür Türkiye, kendi içinde barışık Türkiye, ekonomik sorunları, bölgesel sıkıntılarını aşmış, korkularından arınmış bir Türkiye sadece kendisi için değil, bölge halkları için de oldukça önemli ve değerlidir. Bölgenin büyük gücünün demokratikleşmesi, çevresindeki ülkeleri de olumlu etkiler. Güven veren bir Türkiye, çevresindeki bölgesel sorunların aşılmasının da öncü gücü olur. Bu çok önemlidir. Dolayısıyla demokratik değerlerden uzaklaşmanın bedelini sadece kendisi değil, tüm bölge halkları da bir şekilde çeker, öder. En yakın ilişki içerisinde olduğumuz Türkiye’nin güçlenmesi, demokratikleşmesi elbette en çok biz Kıbrıslı Türkleri mutlu eder, sevindirir.
   CTP’nin görüşleri nettir. Programında yazar ve bu görüşler kişiye göre değişmez. Biz Kıbrıslı Türkler ile Türkiye Cumhuriyeti arasında derin tarihsel bağlar olduğunun bilincindeyiz. Bu ilişkilerin karşılıklı saygı, eşitlik ve kardeşlik temelinde geliştirilip güçlendirilmesi tüm Kıbrıslı Türklerin, en çok da CTP’nin arzusudur. CTP Türkiye’de sadece tek bir siyasi partiyle ya da sadece siyasi partilerle değil, tüm ekonomik, sosyal, kültürel, demokratik çevrelerle de yakın ilişki kurmayı önceliklendiren bir partidir. Biz Kıbrıslı Türklerin dünyayla bağlarının güçlü olmasını isteyen bir partiyiz, sadece Türkiye ile değil, tüm dünyayla…

   Dolayısıyla biz Türkiye’deki, Avrupa’daki, dünyadaki her kurum ve kuruluşla görüşürüz bunda hiçbir sorun yok. Bu tür temasların artması, görüşlerimizin paylaşılması, bilinmesi önemlidir. Partimizi Türkiye'den çeşitli partiler ziyaret ediyor, konuşuyor, anlatıyoruz.

   Türkiye’deki demokrasi güçleri ile de çok daha yakın temas içerisinde olmalıyız. Bu konuda daha fazla çalışmamız, daha çok iletişim kanalı açmamız gerektiğini düşünüyorum

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110