Doğayı katlettik, doğal yaşamı mahvettik

banner37

Doğası ve güzellikleriyle ünlü bir zamanların “yeşil” Kıbrıs’ını hep birlikte katlettik. Bilinçsiz ve kaçak yapılaşma, çevre ve hava kirliliği, iklim değişikliği, doğa tahribatları, yangınlar ve tarımsal ilaçlar gibi birçok nedenle ormanlarımız yok oldu, derelerimizin yönü değişti, kıyılarımız talan edildi, denizlerimiz kirletildi ve buralarda yaşayan birçok canlı yok olup gitti

Doğayı katlettik, doğal yaşamı mahvettik
banner90
banner99

“BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK TEHDİT ALTINDA”… Biyologlar Derneği Eski Başkanı ve Yeşil Kıbrıs Yayın Yönetmeni Hasan Sarpten, insanları, diğer canlıların yaşam alanlarına saldırıda bulunması; bütün sistemin dengesinin bozulduğu anlamına geldiğini belirterek, her canlının doğadaki besin zincirinde ve ekolojik döngüde önemli ve hassas bir yeri olduğunu bilmemiz gerektiğini söyledi. Sarpten, biyolojik çeşitliliği tehdit eden en önemli unsurları, bu tür canlıların yaşam alanı olan derelerin, kıyıların, ormanların, arazilerin ortadan kaldırılması, kontrolsüz yapılaşmanın olması, iklim değişikliğinin yaşanması ve çevre kirliği olarak sıraladı.

“BİRÇOK CANLI TÜRÜ YOK OLDU”… Sarpten, Kıbrıs’ta 2 bin civarı farklı bitki türü, 50 civarı sürüngen türü, 30 farklı tür memeli, 400’den fazla kuş türü ve 6 binden fazla böcek türü bulunduğunu belirtti ancak ülkemizdeki biyolojik çeşitliliğin her geçen gün ciddi anlamda değişim ve kayıplara uğradığına dikkat çekti. Sarpten, bunun en somut örneğinin yırtıcı kuşlarda görüldüğünü anlattı. Deniz ekosistemi içerisinde de çok hızlı bir şekilde değişimler yaşandığını ifade eden Sarpten, son yıllarda deniz anası, balon balığı ve aslan balığı türünün denizlerimizde görüldüğünü, bunun da birçok canlı türünün yok olmasına sebep olduğunu söyledi.

Aliye ÖZENCİ


Ülkemizdeki ciddi yapısal sorunlar, tüm canlı türlerini tehdit ediyor.


Bilinçsiz ve kaçak yapılaşma, çevre ve hava kirliliği, iklim değişikliği, doğa tahribatları, yangınlar ve tarımsal ilaçlar gibi birçok nedenle ormanlarımız yok oldu, derelerimizin yönü değişti, kıyılarımız talan edildi, denizlerimiz kirletildi ve buralarda yaşayan birçok canlı yok olup gitti.


Biyolojik çeşitlilik, canlıların farklılığını ve değişkenliğini, içinde bulundukları karmaşık ekolojik yapılarla, birbirleriyle ve çevreleriyle karşılıklı etkileşimlerini ifade ediyor.


Biyoçeşitlilik ile ilgili sorunlara dikkat çekmek, halkı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin kabul edildiği gün olan 22 Mayıs, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2001’de “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü” olarak ilan edildi.


Bu güne özel KIBRIS’a konuşan Biyologlar Derneği Eski Başkanı ve Yeşil Kıbrıs Yayın Yönetmeni Hasan Sarpten, 22 Mayıs Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü’nün kutlama günü olmadığını, toplum tarafından bir uyarı günü olarak algılanması gerektiğine vurgu yaptı.


Biyolojik çeşitliliğin bu ülkede çok önemli olduğuna değinen Sarpten, ülkedeki biyolojik çeşitliliğin geleceğinin tehdit altında olduğunun anlaşılması açısından da bugünün önemli olduğunu söyledi. 


Sarpten, şöyle konuştu:

  “Topluma bu noktada şu çağrıyı yapmak istiyorum. Biyolojik çeşitliliğimiz aslında hayatın ta kendisidir. Biz biyolojik çeşitliliği koruduğumuz sürece kendi yaşamımızı da korumuş oluruz.  Doğadaki her canlı önemlidir… Doğada zararlı addedilecek canlı yoktur. Bizler, doğanın dengesini sağlayamazsak, insanın sağlıklı, mutlu ve refah bir toplumda yaşayamayacağını unutmaması gerekiyor”.

Ekolojik bakış açısı


Hasan Sarpten, ekosistem içerisinde yaşayan tür ve genetik çeşitlilik gösteren canlılar arasındaki varyasyonlar ve farklılıkların, biyolojik çeşitliliğin temelini oluşturduğunu anlattı.


Ekolojik bakış açısının, insanı, diğer canlılardan üstün değil, birlikte doğanın bir parçası olarak öngördüğünü belirten Sarpten, bu sistemin bozulmasının, insanların da problemlerle karşılaşacağı anlamına geldiğini söyledi.


Sarpten, biyolojik çeşitliliğin önemine değinerek, şunları anlattı:


“Dünya sadece insandan ibaret bir coğrafya değildir…


Dünyanın oluşumundan günümüze kadar insan merkezli bir bakış açısıyla hareket edersek, insan dışındaki diğer canlıların aslında çok da önemli olmadığını düşünürüz.


Ekolojik bakış açısı ise insanın diğer canlıların üstünde değil, diğer canlılar ile birlikte doğanın bir parçası olduğunu öngörür.


Bu sistemde sıkıntı yaşandığı zaman insanda da problemlerin ortaya çıkacağını gösterir. Günümüzde yaşadığımız pandemi buna en büyük örneklerden biridir.


İnsanların, diğer canlıların yaşam alanlarını ortadan kaldıracak ve onların çeşitliliklerine yönelik saldırılarda bulunması, bütün sistemin dengesinin bozulduğu anlamına geliyor. Bu da aslında insanların etkilendiği bir noktadır”.


Dengenin bozulmaması için biyolojik çeşitliliğin koruması gerektiğine vurgu yapan Sarpten, “Her canlının doğadaki besin zincirinde, ekolojik döngüde önemli ve hassas bir yeri olduğunu bilmemiz gerekiyor” dedi.


 

Biyolojik çeşitliliği tehdit eden unsurlar

banner134

Sarpten, Avrupa, Afrika ve Asya üçgenin tam merkezinde yer alan Kıbrıs adasının konumu gereği biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir nokta olduğunu ve birçok farklı canlı türüne ev sahipliği yaptığını vurguladı.


Kıbrıs’ta 2 bin civarı farklı bitki türü, 50 civarı sürüngen türü, 30 farklı tür memeli, 400’den fazla kuş türü ve 6 binden fazla böcek türü bulunduğunu belirten Sarpten, adamızın bulunduğu konum gereği, coğrafi ve iklimsel özellikleri nedeniyle, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir noktada olduğunu söyledi.


Ülkedeki biyolojik çeşitliliğin ciddi anlamda zarara uğratıldığını ifade eden Sarpten, biyolojik çeşitliliği tehdit eden en önemli unsurları, bu tür canlıların yaşam alanı olan derelerin, kıyıların, ormanların, arazilerin ortadan kaldırılması, kontrolsüz yapılaşmanın olması ve iklim değişikliğinin yaşanması olarak sıraladı.

Canlılardaki kayıplar ve değişimler


Ülkemizdeki biyolojik çeşitliliğin her geçen gün ciddi anlamda değişim ve kayıplara uğradığına vurgu yapan Sarpten, bunun en somut örneğinin yırtıcı kuşlarda görüldüğünü anlattı.


Sarpten “Ülkemiz, 400’den fazla yırtıcı kuşa ev sahipliği yapıyor olsa da bunların birçoğu göçmendir. Bundan 20-25 yıl önce, özellikle Kızıl Akbabalar’ın Beşparmak dağlarında yavrulayarak, üredikleri biliniyor. Fakat bugün bu yırtıcı türe rastlanılmamakta ve neslinin tükendiği düşünülmektedir. Bu kayıpların yaşanmasına neden olan şeyin, özellikle kullanılan tarımsal ilaçlar olduğu biliniyor” dedi. 


Deniz ekosistemi içerisinde de çok hızlı bir şekilde değişimler yaşandığını ifade eden Sarpten, son yıllarda deniz anası, balon balığı ve aslan balığı türünün denizlerimizde görüldüğünü, bunun da birçok canlı türünün yok olmasına sebep olduğunu söyledi.


Hasan Sarpten, bu balıkların lokal değil, istilacı türler olduğunun da altını çizerek, “Ne acıdır ki bu balıklar bizim yerel türlerimizde zarar veriyor” şeklinde konuştu.


15-20 yıl önce kıyılarımızda deniz kestanesinin çok yaygın görüldüğünü hatırlatan Sarpten, iklim değişikliği, çevre kirliği ve aslan balığı popülasyonundaki artış dolayısıyla bu canlı türünün tükenme noktasına geldiğini kaydetti.


Akdeniz’in en önemli deniz memelileri olan fok popülasyonunda da ciddi oranda azalma yaşandığını belirten Sarpten, bunun, kıyılardaki mağaraların tahrip edilmesi ve bu bölgelerdeki yapılaşmadan kaynaklı olduğunu söyledi. Sarpten, bu unsurların, biyolojik çeşitliliğe önemli bir darbe olduğunun altını çizdi.

1190 ihbar hattı


Sarpten, biyolojik çeşitliliğin korunması için güzel olayların yaşandığını da anlattı.


Toplumumuzda özellikle deniz kaplumbağaları konusunda önemli bir farkındalık yaratıldığını, yaban hayatıyla ilgili çalışmalar yapıldığını ve bu yönde önemli ölçüde ilerlemeler kaydettiklerini belirten Sarpten, şöyle devam etti:


“Deniz kaplumbağalarının yumurtlamasıyla ilgili yürütülen proje çalışmaları, önemli ve sevindirici bir noktaya taşındı.


Son yıllarda ise Taşkent Doğa Parkı Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi ve 1190 ihbar hattıyla, ülkemizdeki en önemli eksikliği giderdi.


Yüzlerce yaralı, ya da sağlıksız olduğu düşünülen yaban hayvanı, bu merkez sayesinde tedavi edilerek kurtarıldı.  Canlıların doğaya dönmesini sağlamak biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi ve korunması açısından oldukça önemli bir gelişmedir.  Yaban hayatındaki kayıpların giderek çoğaldığı bir dönemde, ülkemizde böyle bir merkezin var olması, bizim için şanstır. Bu çalışmaların devlet tarafından desteklenmesi de son derece önem taşımaktadır”.


Sarpten, son yıllarda ülkemizde yaşanan biyokaçakçılığın ciddi sorunlar doğurduğunu ve gelecekte bizleri önemli tehlikelerin beklediğini kaydederek, bu konuda mutlaka yasal düzenleme yapılması gerektiğini kaydetti.
 


Devletin bu konuya eğilerek, biyokaçakçılığın önlenmesi yönünde adımlar atılmasının son derece hayati önem taşıdığını vurgulayarak, yetkililere çağrıda bulundu. 

Toplumda yaşanan olumlu ve olumsuzluklar…
 


Son yıllar hem olumlu, hem de olumsuz yönde çalışmaların yapıldığına dikkat çeken Sarpten, özellikle ülkedeki doğa tahribatının, yaşanılan en büyük olumsuzluk olduğuna vurgu yaptı. 

Sarpten, “Bir yerde tahribat yaratıldığı zaman sadece ağaçlar ve bitki örtüsü zarar görmez. Oradaki bütün habitat dediğimiz, bizim gözle gördüğümüz ve göremediğimiz birçok canlı bundan etkileniyor” dedi ve bu olumsuzluğun biyolojik çeşitliliği tehdit ettiğini kaydetti.


Toplumda olumlu olayların da yaşandığını belirten Sarpten, “Sosyal medyanın gelişmesi, sivil toplum örgütlerinin bu alanda yaptığı çalışmalar, insanlarda belli bir duyarlılık oluşturuyor. 1190 yaban hayat destek hattına gelen ihbar sayısında her geçen gün artış olması, yılanların öldürülmemesi gerektiğinin benimsenmesi olumlu gelişmelerdir” şeklinde konuştu.


Küçük yaştaki çocukların, bu konudaki duyarlılığının ve bilincinin ailelerden daha üstün olduğunu söyleyen Sarpten, “Toplumun geneli için doğaya karşı hassasiyetin istenilen noktada olduğunu söylemek zor” şeklinde konuştu.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75