Doğu Akdeniz'de enerjinin paylaşımı istikrarlı ortam yaratır

banner37

KIBRIS TV’ye konuşan GAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Sadık Akyar, dünyadaki son gelişmeleri değerlendirdi

Doğu Akdeniz'de enerjinin  paylaşımı istikrarlı ortam yaratır
banner90

   Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Sadık Akyar, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına başlamasına dikkat çekerek Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan gelen açıklamalara işaret etti.

   Türkiye’nin ilk kez Doğu Akdeniz’de araştırma ve sondaj çalışması yapan Güney Kıbrıs’a aktif tedbir uygulayarak cevap verdiğini belirten Akyar, Rum tarafı ve Yunanistan’ın “enerji alanlarında faaliyette bulunmak için, Türkiye ile anlaşılması gerektiği” yönündeki açıklamaların sorunun çözümü için umut verdiğine dikkat çekti.

   Akyar, Türkiye’nin bundan sonraki adımlarının ise, Suriye, İsrail ve Mısır ile ilişkilerin normale dönmesi yönünde atılması gerektiğini ifade ederek “Doğu Akdeniz’de enerjinin paylaşımı istikrarlı bir ortam yaratır” dedi.

   Sadık Akyar, KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Baturay'ın sunduğu “Markaj” programına konuk oldu ve dünyadaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Doğu Akdeniz’de Türk esintisi

   GAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Sadık Akyar, Doğu Akdeniz’de hem havaların, hem de suların ısınmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin Rum kesiminin, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon alanlarında yaptığı araştırma ve sondajlara şimdiye kadar açıklamalarla cevap verdiğini ifade eden Akyar, ancak bu kez aktif tedbir uygulayarak, Fatih sondaj gemisi ve Barbaros Hayreddin Paşa araştırma gemilerini, Kıbrıs’ın güneyine gönderdiğini belirtti.

   Her iki geminin de KKTC’nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) verdiği ruhsata göre, bölgede Mayıs-Eylül aylarına kadar araştırma ve sondaj faaliyetinde bulunacağını bildirdiğini ifade eden Akyar, gemilere askeri gemilerin refakat edeceğinin de öğrenildiğini söyledi.

   Akyar, “Mavi Vatan” tatbikatından sonra ikinci büyük tatbikat olan “Deniz Kurdu-2019”un da başladığını ifade ederek çok büyük ihtimalle tatbikatın bir kısmının bu bölgelerde icra edilebileceğini belirtti.

Arama-kurtarma sınırlarının genişletilmesi

   Türkiye’nin 18 Mart’ta BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları ile arama-kurtarma alanlarının birleştirilmesi konusuna dikkat çeken Akyar, Deniz Kurdu tatbikatı bünyesinde, ilan edilen kıta sahanlığı sınırının uç bölgelerine yakın bir yerlerde Arama-Kurtarma Tatbikatı icra edileceğini belirtti.

   Akyar, tatbikat sonucunda, Türkiye’nin ulaştığı imkan ve kabiliyetler kapsamında arama-kurtarma hizmeti verebileceği sınırların BM’ye deklare edileceğini ifade ederek ilan edilen kıta sahanlığı sınırlarının desteklendiğini Arama Kurtarma Alanı sınırlarının da genişletildiğini söyledi.

   Rum kesimi ve Yunanistan’ın, Türkiye’nin bu hamlesine karşı, sadece demeç verdiğini kaydeden Akyar,

Rum tarafında bu hamlenin 1974’te yapılan harekâtın bir benzeri olduğunun belirtildiğini ve panik havası yaratıldığını belirtti. Akyar, Yunanistan Başbakanı’nın ise, talihsiz bir açıklama yaparak Türkiye’yi “finansal yaptırımla” tehdit ettiğini ifade ederek “Türkiye’nin komşusu olarak bu durumdan en çok etkilenecek ülke Yunanistan’dır. Kendisi, Türkiye’ye yakın adaların geçim kaynağının ne olduğunu, buradaki halka sorarak öğrenebilir. Ayrıca, AB yardım etmeseydi Yunanistan şimdiye kadar batık bir ülke olabilirdi” dedi.

“Enerji alanları eşit ve hakça paylaşılmalıdır”

   Rum kesimi ve Yunanistan’ın, AB ve ABD’den destek beklediğini belirten Akyar, şu ana kadar AB ve ABD’den yapılan açıklamaları “cılız” olarak niteledi.

   Akyar, İngiltere’nin Avrupa’dan sorumlu Bakanı Duncan’ın “İngiliz şirketlerinin Kıbrıs’ta ihtilaflı bölgelerde faaliyette bulunmaması” yönündeki uyarısının, Rum kesimi ve Yunanistan’da hayal kırıklığı ve kızgınlık yarattığını belirtti.

   Hem Rum, hem de Yunanistan tarafından “enerji alanlarında faaliyette bulunmak için, Türkiye ile anlaşılması gerektiği” yönündeki açıklamaların sorunun çözümü için umut verdiğine dikkat çeken Akyar, şöyle dedi:

   “Geçmişte 10 yıl süren İran-Irak savaşı sonunda, İran ve Irak’ın kaybettikleri, bugünkü durumları, bölge dışından bu savaşı destekleyen ülkelerin kazançları akıllara geldikçe, enerji ve hidrokarbon alanlarının paylaşımının çözüm odaklı olması gerektiği öngörülmektedir.

   Türkiye’nin bundan sonraki adımlarının ise, Suriye, İsrail ve Mısır ile ilişkilerin normale dönmesi yönünde atılması gerektiğidir. Böylece, Doğu Akdeniz’de enerjinin paylaşımı istikrarlı bir ortam yaratır. İstikrarlı bir ortamda da her türlü projenin yatırımı kısa sürede yapılır.”

ABD ile güvenli bölge

   GAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr. M. Sadık Akyar, Suriye’de güvenli bölge kurma çalşmalarının Türkiye ve ABD eksenli olacağı yönünde gelişmeler yaşandığına işaret etti.

   Yaklaşık 15 gün önce Türkiye’ye giden ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey ve NATO heyetinin en son pürüzleri giderdiği ifade eden Akyar, ABD tarafından özellikle iç kamuoyuna yönelik, sürekli yeni hamlelerin de geldiğini belirtti. Daha önce, Rum tarafının silah ambargosunun kaldırılması ve S-400 alındığı takdirde Türkiye’ye yaptırım uygulanmasıyla ilgili yasanın bir benzerinin, Temsilciler Meclisi’ne teklif olarak sunulduğunu anımsatan Akyar, bu hamlelerin hangisinin iç politika hangisinin dış politika hamlesi olduğunu anlamak için, Türkiye’nin ekonomisini hedef alıp almadığına bakmak gerektiğini belirtti.

banner9
   Akyar, “Bize göre ABD tarafından ekonomik göstergelere yönelik yapılan uygulamalar, mevcut sorunlarda uyuşmazlık olduğunun bir doğrulaması olarak algılanabilir. Aksi takdirde, demeçlere bakarak karar verdiğimizde, savaşa kadar gidecek çıkarımlar yapılabilir” dedi.

Yeni bir göç dalgası

   Sadık Akyar, Suriye’de ABD’nin aksine, Rusya’yla ilişkilerde soğukluk olduğu izlenimi olduğunu ifade ederek şu bilgileri paylaştı:

  “Bizi bu yargıya yönelten hususlar; Rusya’nın hakim olduğu Telrıfat bölgesinde PKK/PYD ile yaşanan çatışmalar ve şehit vermemiz, Soçi zirvesine göre İdlib’te oluşturulan Çatışmazlık Bölgeleri’nde Rusya’nın daha fazla yardımcı olması yönündeki, Türkiye tarafından yapılan açıklamalar, İdlib’te Hizbüt Tahrir Şam örgütünün yeniden kontrolü ele alması ve Rejim güçlerinin İdlib’i sürekli bombalaması konularıdır.

   İdlib’te işler bu şekilde devam ettiği takdirde, yaklaşık 200-300 bin kişiden oluşan yeni bir mülteci akımının Türkiye’ye yönelmesi de an meselesidir. Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın dediği gibi, artık Türkiye yeni bir göç dalgasını kaldıracak durumda değildir. Bu nedenle Rusya’nın İdlib’te bir an önce inisiyatif alması gerekmektedir. Ancak Rusya, sanki, S-400ler ile ilgili gelişmelerden memnun değilmiş gibi bir tavır takınarak, Türkiye’ye karşı biraz soğuk gibi durmaktadır.

   Suriye ile ilgili diğer önemli bir gelişme ise, Türkiye’nin Suriye ile temas kurması yerine, Suriye’yi ‘Türkiye’nin Rusya ile işbirliğini bozmakla’ suçlamasıdır. Bu gelişmeler bizde, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korusa dahi ‘siyasi bütünlüğünü’ koruyamayacağı kanaati oluşmasına neden olmaktadır. Yani Türkiye ve ABD’nin anlaştığı, bununla ilgili olarak, Suriye’de federal bir yapının kurulacağı yönündedir.”

ABD-İran gerginliği nereye gidiyor?

   Bu arada ABD ve İran arasındaki gerilimin arttığına dikkat çeken Akyar, son bir haftada meydana gelen gelişmelere göre değerlendirme yapmanın yanlış olacağını belirtti.

   Akyar, ABD’nin İran üzerinde ulaşmak istediği nihai hedef için “Kriz Yönetimi Sürecini” uyguladığını ifade ederek askeri ve politik anlamda kriz yönetiminin “bir devletin, askeri ve politik alanda, herhangi bir devlet veya devletler topluluğu ile arasında oluşan sorunun, kendi kontrolünde, milli çıkarları doğrultusunda sonuçlanması için, muhasım devletten gelecek tepkileri de hesap ederek uyguladığı tedbirler silsilesi” olarak tarif edilebileceğini kaydetti.

   ABD’nin İran’da ulaşmak istediği sonuç için uzun zamandır çalıştığını anlatan Akyar, Trump yönetiminin iş başına gelmesinden sonra, İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başladığını ifade etti. Akyar, 2018 Mayıs ayında İran’a petrol ambargosu kararını, Kasım ayında da ambargonun başladığını bildirdiğini aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülkeyi bu ambargodan muaf tuttuğunu açıkladığını belirtti.

   Akyar, bu yıl mayıs ayında, sekiz ülkenin muafiyetinin bittiğini açıkladığını ve Basra Körfezi’ne yığınak yapmaya başladığını ifade ederek son bir haftada Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) dört gemiye sabotaj yapıldığını, Suudi Arabistan’ın ise, silahlı dronların bazı petrol tesislerini vurduğunu açıkladığını belirtti.

   Yapılan en son açıklamayla Irak’ta başta ABD olmak üzere, batılı ülklerin büyükelçilikleri ve misyonlarında, zorunlu olarak kalması gereken personel hariç, ülkeyi terk etmeleri yönünde çağrı yapıldığını söyleyen Akyar, bunların hepsinin, kriz yönetim sürecine göre önceden planlandığını belirtti.

ABD’nin hedefi ne olabilir?

   ABD’nin hedefi ne olabileceğini sorusuna ise Akyar, şu yanıtı verdi:

   “Gerginlik sonucunda petrol fiyatlarını yükseltmek mi? Bize göre ABD bölgede bu ölçüde yığınaklanma yaptıktan sonra, bazı operasyonlar yapabilir. Bunlar; gemi, uçak vaya bazı askeri tesislerin vurulması türünde olabilir.

   Ancak, ABD’nin asıl hedefinin, fırsat oluştuğu takdirde  İran’ın “Nükleer Kapasitesi”ne mümkün olan en büyük oranda tahribat verilmesidir. İran’da burada hata yaparak, Nükleer Anlaşmanın iki maddesini 60 gün süreyle askıya aldığını açıklamıştır. Bunlar; 300 kg uranyum ve 130 ton üzerinde ağır suyun yurtdışına çıkarılmaları ile ilgilidir. Bu nedenle İran bu miktarların üzerinde stoklama yapabilecektir.

   İran’ın bu açıklamalarının, ABD’ye müdahale için uygun bir ortam yarattığı yönündedir. Karşılıklı yaşanabilecek, sınırlı ve düşük yoğunluklu bir çatışma esnasında, ABD veya İsrail, 1981 yılında Irak’taki Osirak reaktöründe olduğu gibi bir saldırı da bulunarak bazı nükleer tesislere zarar verebilir”. 

ABD-Çin ticaret anlaşması

   ABD ve Çin arasındaki ticaret görüşmelerinin anlaşma olmadan sona erdiğini belriten Akyar, ABD’nin Çin menşeli çelik ve çelik ürünlerine yüzde 25 oranında vergi, Çin’in ise ABD’den alınan bazı ürünlere yaklaşık 60 milyar dolarlık vergi ilave edeceğini bildirdiğini söyledi.

   Akyar, her iki tarafın da birbirleriyle yapılan, ticarette birinci sırada bulunduğunu ifade ederek sonunda orta bir noktaya gelerek anlaşmalarının kaçınılmaz olduğunu belirtti. 

   Bu anlaşmazlıkta, ABD’nin nihai amacının, her ürünü Çin’den almak yerine, bu ticareti, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Vietnam gibi ucuz işgücü olan ülkelere yaymak istemesi olduğuna dikkat çeken Akyar, ABD’nin Çin ile Uzakdoğu, Afrika ve Orta Asya’da rakip durumda olduğunu, kendi eliyle rakibini güçlendirmek istemediğini söyledi.

Türk firmalarına fırsat

   Türkiye’deki ve KKTC’deki işadamlarının dikkatini çekmek isteyen Akyar, şöyle dedi:

   “ABD ve Çin arasındaki görüşmelere  dört ay sürmüştür.  Yaklaşık 300k kalemden fazla ürün incelenmiştir. Dolayısıyla, işadamlarımız bu listeyi inceleyerek, hangi üründe ABD Çin’e ek vergi uyguluyorsa, o ürünler için Türkiye’ye vergi uygulayıp uygulamadığına bakarak, Türkiye’de daha ucuza üretilen bu ürünleri ABD’ye ihraç edebilir. Doğal olarak bu konu biraz çalışma gerektirmektedir”. 

Güncelleme Tarihi: 18 Mayıs 2019, 14:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
Levent Tirkmen
Levent Tirkmen - 7 ay Önce

Ufuk açıcı. Umarım diplomatik argümanları etkin kullanabiliriz.

SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108