banner6

“Eğitimdeki en büyük sorun fırsat eşitsizliği”

banner37

“Eğitimdeki en büyük  sorun fırsat eşitsizliği”
banner151 banner143

Ahmet UÇAR

   Ülkemizdeki eğitim sistemi baştan sona fırsat eşitsizlikleriyle dolu. Eğitim hayatına başlayan bir çocuk henüz kreşe gittiği dönemden yükseköğretime başlayacağı döneme kadar çeşitli eşitsizliklerle karşı karşıya kalıyor. Bu durumun da “mutsuz” ve “tatminsiz” çocuklar yetiştirilmesine neden olduğu değerlendiriliyor.

   Maddi durumu iyi olmayan aileler, çocuklarını kreşe göndermekte sorun yaşadığı için, bu çocuklar kreşe giden diğer çocuklardan geri kalıyor, bilimsel süreç becerilerini öğrenme, yabancı dil öğrenme becerileri kazanma ve temel psiko-motor becerilerini (yürümek, koşmak, bisiklete binmek gibi beyin aktivitesini geliştirme becerileri) ele etme gibi olanaklardan yoksun kalıyor.

   Velilerin kolej okullarını diğer devlet okullarından daha iyi eğitim veren kurumlar olarak görmesi de çocukları bir rekabet psikolojisi içerisine sokarken, çocukların kolej okullarına girebilmesi için dershanelere gitmesi, özel ders alması gerekiyor ancak maddi durumu iyi olmayan aileler bunu sağlayamadığı için burada da fırsat eşitsizliği yaşanıyor.

   Yükseköğretime geçişte ise Türkiye’deki okullara gitmek isteyen öğrencilerin yine bu sınavlarda başarılı olabilmesi için hazırlanması gerekiyor. Bu hazırlığa yönelik dershanelerin de ücretli olması, öğrencilerin fırsat eşitsizliği yaşamasına yol açıyor.

   KIBRIS’a konuşan Eğitim Bilimci ve Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Birliği (KEAB) Başkanı Salih Sarpten, Kuzey Kıbrıs’ta eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin daha okul öncesi dönemden başladığını dile getirerek, öğrencilerin okuldaki başarıları hangi düzeyde olursa olsun özel ders ve dershaneden elde edecekleri çoktan seçmeli test çözme teknikleri, ezberlerinde daha fazla doğru bilgiyi tutma becerileri gibi kazanımları elde edemediklerinden hep geride kalmaya, “başarısız” öğrenci damgası yemeye mahkûm olacağını vurguladı.

   Sarpten, kendini ifade edemeyen, dinlemeyi, konuşmayı, olaylara mantıksal tepki vermeyi bilemeyen, düşünmek, üretmek, fikir geliştirmenin keyfini alamayan, sorulan en basit sorulara mantıklı yanıt veremeyen, mutsuz ve bir o kadar da tatminsiz çocukların bulunduğuna dikkat çekerek, bütün bunların temelinde de fırsat eşitliği anlamında ciddi zafiyetleri bulunan eğitim sisteminin çağa ayak uyduramaması olduğunu vurguladı.

Eğitimde fırsat eşitsizliği 4-5 yaşında başlıyor

   Eğitim Bilimci ve Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Birliği (KEAB) Başkanı Salih Sarpten, eğitimde fırsat eşitliğinin yüksek olduğu toplumlarda başarılı olabilmek için hayata nereden başlanıldığının önemi olmadığını belirterek, eğitimde fırsat eşitliğinin düşük olduğu toplumlarda ise bunun aksine hayata başlanılan noktanın büyük önem taşıdığını kaydetti.

   Sarpten, Kuzey Kıbrıs’ta eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin daha okul öncesi dönemden başladığını dile getirerek, “Bildiğiniz gibi kreşe giden çocuklar 0-3 yaş grubundaki çocuklarımız ancak bırakın bu yaş grubunu, Milli Eğitim Yasası’nca okul öncesi (anaokulu) dönem olarak belirtilen 4-5 yaş grubundaki çocuklarımız arasında da fırsat eşitsizliği bulunuyor” şeklinde konuştu.

   5 yaş grubundaki okullaşma oranı yüzde 100’e yakın bir oranda olsa bile aynı şeyin 4 yaş grubu ve kreşlere giden 0-3 yaş için söylenemeyeceğini ifade eden Sarpten, bu yaş gruplarındaki çocukların, ilkokulda hazır bulunuş düzeylerinin yeterli olmadığını söyledi.

   Sarpten, çocukların zihinlerinin bilimsel süreç becerilerini öğrenme, yabancı dil edinme becerilerini kazanma, temel psiko-motor becerilerini elde etme ve en önemlisi kişiliklerini oluşturmadaki en önemli yaş aralığı olan 3 ile 4 yaşında bu kazanımlardan yoksun kaldığını vurguladı.

   Bu durumun da öğrencilerin öğretim hayatlarına ilk yılından itibaren, aynı yaş grubunda diğer ülke çocuklarından birkaç adım geriden başlamasına neden olduğuna işaret eden Sarpten, bu konuda ülkedeki eğitim sistemi ile ilgili herhangi bir bilimsel araştırma bulunmadığını belirtti.

   Sarpten, gerek yaşamdaki problemlere öznel çözüm önerileri üretmek, gerek birden fazla yabancı dili etkin olarak konuşmak, gerekse öz güven ve öz saygı bakımından Kuzey Kıbrıs’taki çocukların aynı yaş grubundaki diğer ülke çocuklarından oldukça geride olmasının nedenlerinden birinin de bu fırsat eşitsizliği olduğunun altını çizdi.

Dershane veya özel ders imkânına

sahip olmayan çocuklar geride kalıyor

   Kolej Giriş Sınavları’nın eğitim sisteminin kanayan yarası olduğunu vurgulayan Sarpten, “Ne gariptir ki akademisyenlerden eğitim bilimcilere, öğretmenlerden velilere kadar hemen herkes, hatta eğitimi yöneten siyasi irade bile bu tespiti yapıyor olmasına karşın çözüm yönünde adım atılmıyor” dedi.

   Sarpten, kolejlerin genel ortaöğretim kademesindeki okullardan daha iyi eğitim verdiği algısı nedeniyle özellikle anne-babaların birincil tercihi durumuna geldiğini belirterek, hatta kolejlere girişin öğrencilerin değil, anne-babaların yarışı haline geldiğini kaydetti.

   Kolej sınavlarının sıralama sınavları olduğunu dile getiren Sarpten, kamu kolejlerine gidebilmek için sınavlardan yüksek not almak ve en başta sıralanan öğrenciler arasında bulunmak gerektiğini ifade etti.

   Sarpten, bunun da daha fazla bilgi ezberlemek, daha fazla soru çözmek, çoktan seçmeli test çözme becerilerini geliştirmekten geçtiğine işaret ederek, bunu sağlayan yegâne şeyin ise özel ders ve dershaneler olduğunu anlattı.

   Bu durumun tam bir fırsat eşitsizliği yarattığına dikkat çeken Sarpten, ekonomik anlamda zorluk çeken ailelerin çocukları ile ikamet ettiği köyde (kırsalda) dershane ve özel ders imkânları bulamayan çocukların tam bir eşitsizlik yaşadığının altını çizdi.

   Sarpten, öğrencilerin okuldaki başarıları hangi düzeyde olursa olsun özel ders ve dershaneden elde edecekleri çoktan seçmeli test çözme teknikleri, ezberlerinde daha fazla doğru bilgiyi tutma becerileri gibi kazanımları elde edemediklerinden hep geride kalmaya, “başarısız” öğrenci damgası yemeye mahkûm olacağını vurguladı.

   Sarpten, bu eşitsizliğin çocukların psikolojilerini bozduğunu, onların gelecekteki hayatlarını da ciddi anlamda olumsuz etkilediğini söyledi.

Yükseköğretime girişte sınava değil

öğrencinin yeterliliğine bakılmalı

   Sarpten, yükseköğretime giriş için birçok ülkede merkezi sınavlar yapılmakta olduğunu belirterek, ancak merkezi yerleştirmenin sadece Türkiye Cumhuriyeti’nde kalan ve pek de pedagojik olmayan bir uygulama olduğunu kaydetti.

   Bu bağlamda yapılması gereken şeyin yükseköğretime girişi mevcut durumdaki gibi sıralama sınavı sonuçlarına göre değil, yeterlilik üzerine kurmak gerektiğini anlatan Sarpten, şöyle konuştu:

   “Başka bir ifadeyle söyleyecek olursam, öğrencinin herhangi bir yükseköğretim programına kabulü, kâğıt üzerindeki sınav notuna göre değil, öğrencinin sahip olduğu; yabancı dil, özel yetenek, projelerde yer alıp-almadığı, ortaöğretim kademesindeki sosyal, akademik, sanatsal ve sportif başarıları gibi yeterlikleri dikkate alan bir anlayışı içeren yükseköğretime giriş mekanizması kurulamadığı müddetçe bu fırsat eşitsizliği yaşanmaya ve koşullar zorlaştıkça da bu eşitsizlik derinleşmeye devam edecektir.”

   Sarpten, eğitim sisteminde öğrencilerin kademeler arasındaki geçişleri de dahil olmak üzere tüm eğitim dönemini kapsayan bütünlüklü bir anlayışla hazırlanmış eğitimde reform nitelikli dönüşümlere, öğrencilerin kaliteli eğitime ulaşmadaki fırsat eşitliğini güçlendirecek anlamlı uygulamalara ivedilikle ihtiyaç olduğunu vurguladı.
 

Pandemi süreci eğitimi olumsuz etkiledi

   Sarpten, pandemi sürecinin eğitimi ciddi anlamda olumsuz etkilediğinin açık olduğunu belirterek, bu etkinin sadece akademik becerileri yeterli düzeyde alamama ile sınırlı kalmadığını; öğrencileri psikolojileri ve pedagojik gelişimleri açısından da ciddi anlamda yaraladığını kaydetti.

   Öte yandan kimi öğrencinin sahip olduğu ya da olamadığı teknolojik olanaklar bağlamında bilgiye ulaşma yollarında yaşadığı veya yaşamadığı sorunlar nedeniyle de ayrıca bir fırsat eşitsizliği yaşandığını anlatan Sarpten, pandemi sürecinin eğitimde yaşattığı olumsuzlukları anlattı.

   Sarpten, bugün kendini ifade edemeyen, dinlemeyi, konuşmayı, olaylara mantıksal tepki vermeyi bilemeyen, düşünmek, üretmek, fikir geliştirmenin keyfini almayan, sorulan en basit sorulara mantıklı yanıt veremeyen, öğretmeninin sunduğu yönergeleri takip edemeyen, kendi yaş grubuna uygun en temel konuları bile anlamakta zorlanan, arkadaşlarına, ailesine ve öğretmenlerine sevgi ile yaklaşamayan, mutsuz ve bir o kadar da tatminsiz çocukların bulunduğuna dikkat çekti.

   Bütün bunların temelinde de fırsat eşitliği anlamında ciddi zafiyetleri bulunan eğitim sisteminin çağa ayak uyduramaması olduğunu vurgulayan Sarpten, ancak bütün bunlardan daha kötüsünün ülkeyi yöneten anlayışın bu durumu gaile edinmemesi, bütün bunları bir sorun olarak görmemesi olduğunun altını çizdi.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104