Ekonomik, sosyal, siyasal ve kurumsal sorunlarımız var!

banner37

CTP Mağusa Milletvekili Asım Akansoy’a göre ülkede yaşanan birçok sıkıntının temelinde Kıbrıs sorunu yatıyor ve bu durum da birçok alanda olumsuzluk olarak karşımıza çıkıyor:

Ekonomik, sosyal, siyasal  ve kurumsal sorunlarımız var!
banner99

“TÜM SORUNLARIN TEMELİNDE KIBRIS SORUNU VAR”…Cumhuriyet Meclisi’ne 2013 yılında gerçekleşen genel seçimle giren Cumhuriyetçi Türk Partisi Mağusa Milletvekili Asım Akansoy, ülkedeki en büyük sorunun Kıbrıs sorunu olduğunu söyledi. Kıbrıs sorununda federasyon dışında alternatif başka bir çözüm modelinin şu anda gündemde olmadığını ifade eden Akansoy, “Karşılıklı kabul edilir, eşitliğe dayalı, onurlu bir çözüm, yani Federal Kıbrıs’a ulaşmak Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını, kendi kendini yönetme haklı talebini, eşitliğini ve güvenliğini sağlama açısından yegâne modeldir” dedi

   Cumhuriyet Meclisi’ne 2013 yılında gerçekleşen genel seçimle giren Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Mağusa Milletvekili Asım Akansoy, siyasete girişini ve ülkenin durumu ile ilgili düşüncelerini KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

   Ülkedeki en büyük sorun olarak Kıbrıs sorununu gören Akansoy, bu durumu ise “Karşılıklı kabul edilir, eşitliğe dayalı onurlu bir çözüm, yani Federal Kıbrıs’a ulaşmak, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını, kendi kendini yönetme haklı talebini, eşitliğini ve güvenliğini sağlama açısından yegâne modeldir” cümlesi ile anlatıyor.

   KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Asım Akansoy, “Başkanlık sistemi”, “Kapalı Maraş’ın açılması” ve “Kıbrıs sorunu” konularında değerlendirmelerde bulundu.

KIBRIS: Sizi tanıyabilir miyiz?

   Akansoy: 1968 Mağusa doğumluyum. İstanbul Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliğinde okudum ve ardından Kamu Yönetimi’nden mezun oldum. Evliyim. İki oğlumuz var.

   Siyasetten zaman kalırsa, aile ile zaman geçirmek yanında, dostlarımla, siyaset bilimi, sanat konularında sohbet etmek, film, kitap, müzik hayatımın aslında rutinleridir.

   Ayrıca zaman buldukça tüplü dalış yapıyorum.

KIBRIS: Vekilliğe girişiniz nasıl oldu?

   Akansoy: Milletvekili adayı olmadan önce uzun bir siyasi geçmişim var.

   1985-86 yılından itibaren sosyalist mücadele ve siyasetin içerisindeyim.

   Öğrenci hareketlerinin olabildiğince baskı altında olduğu 12 Eylül faşizminin her bir sokakta kol gezdiği bir dönemde, İstanbul’da mücadele ile tanıştım. Büyük bir deneyim yaşadım.

   1990’lı yıllardan itibaren yüksek öğrenimdeki dönem arkadaşlarımla birlikte Kıbrıs’ta siyasete CTP’de devam etme kararı alarak çalışmaya başladık.

   Uzun bir süredir Parti Meclisi üyeliği, MYK üyeliği, Genel Sekreterlik ve bir dönem İçişleri ve Çalışma Bakanlığı yaptım.

   Milletvekilliği, bu yürüyüşte beni buldu sanırım. Özel bir tercihten öte, siyasi mücadelenin devam etmesi anlamında bir görevdir benim için. Milletvekilliğine girişim bu bağlamda, dostlarımızın yönlendirmesi ile oldu diyebilirim.

   Meclis benim için siyaseten her şey demek değildir. Siyasi mücadelenin bir parçasıdır.

KIBRIS: Meclise girdikten sonra hedeflerinize ulaşabildiniz mi?

   Akansoy: Kişisel bir hedefimden çok, parçası olduğum ve temsil ettiğim değerler ve ilkelerin hayata geçmesi veya süreci önemlidir.

   Sosyal hakların ve sosyal adaletin geliştirilmesi, geriletilmemesi; çalışanların sorunlarına yönelik çözümler üretilmesi; Kıbrıs sorununda federal bir çözüme dönük siyaset geliştirilmesi ve toplumlararası yakınlaşmanın sağlanması, güvenin yaratılması; Kıbrıs Türk toplumun kimlik ve kültürünün korunması ve ilerletilmesi gibi konular yanında, toplumun sosyal ve ekonomik yaşamını geliştirecek adımlar konusunda yaratıcı görüş ve öneriler geliştirmek hedeflerimiz arasında olmuştur. Bunlar uzun vadeli bir mücadelenin parçaları…

   En önemlisi de sanırım yalana ve demagojiye karşı demokrasiyi savunmak, demokratik kültürümüzün yok edilmesine karşı mücadele etmek.

KIBRIS: Son zamanlarda parlamenter sistem ile ilgili tartışmalar var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

   Akansoy: Bu konudaki tartışma gerekçesine bakmak lazım…  O da ülkedeki hükümetlerin çok sık düşmesi ve görevini tamamlayamamasıdır. Siyasetçinin seçmene verdiği sözler hayata geçemiyor.

   Bu nedenle bir arayış söz konusu… Bu arayışta hükümete gelecek olan siyasi partilerin daha uzun süreli görevde kalabilmesi nasıl sağlanabilir noktasındadır. Tartışmanın sebebi budur.

   Bu tartışma bağlamında sistem değişikliğine gitmeye gerek yoktur.

   Sistem değişikliğine gidip de demokrasimizi daraltmaya, parlamenter sistemin özünü bozmaya, ülkedeki demokratik kültürü olumsuz etkilemeye gerek yoktur.

   Dünyadaki örnekler de zaten parlamenter sisteme alternatif olarak görülen rejim değişikliklerinin başarılı olmadığını bize gösteriyor.

   Çok sesliliği daralttığını, farklı görüşlerin, kendilerini ifade etme imkanlarının ortadan kalktığını ve giderek tek adam rejiminin hakimiyet kazandığını bize gösteriyor.

   Güney Kıbrıs’ta başkanlık sistemi var. Eğer Güney Kıbrıs’ta demokrat kamuoyunu yoklarsanız, ne denli memnun olmadıklarını görürsünüz.

    Dolayısıyla biz elbette kendi parlamenter sistemimizi koruyarak ama istikrarı nasıl sağlayabileceğimizi de değerlendirerek tartışma yapabiliriz.

KIBRIS: Ülkede şu anda gördüğünüz en büyük sorun nedir?

   Akansoy: En büyük sorun, sistemsizliği, rantı, kayıt dışı ekonomiyi yeniden üreten belirsizliğin devamıdır. Yani Kıbrıs sorunudur.

   Kıbrıs sorunundan kaynaklanan ekonomik, sosyal, siyasal ve kurumsal sorunlarımız vardır.

   Bunu düzeltmek için daha da çok çalışmalıyız.

banner134
   Karşılıklı kabul edilir, eşitliğe dayalı, onurlu bir çözüm, yani Federal Kıbrıs’a ulaşmak Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını, kendi kendini yönetme hakkı talebini, eşitliğini ve güvenliğini sağlama açısından yegâne modeldir.

   Bunu söylediğimizde morali bozulan çevreler var, varsın bozulsun.

   Unutulmaması gerekir ki, Kıbrıslı Türk halkı 2004 referandumunda, kendi kaderini, federal çözümden ve Avrupa Birliği üyeliğinden yana kullanmıştır.

   Bu iradeyi dünya kabul etti, unutmamak lazım.

KIBRIS: Federasyondan başka bir çözüm modeli var mı sizce?

   Akansoy: Alternatif başka bir çözüm modeli şu anda gündemde değil.

   Şu anda karşılıklı kabul edilebilir yegâne çözüm modeli federasyondur. Çünkü bir çözüm modelinin başarılı olabilmesi için, kabul edilebilmesi için, herkesçe bunun benimsenmesi gerekiyor. Garantör ülkelerin de bunu onaylaması gerekiyor. Dolayısıyla sizin, bunun dışına çıkabilme ihtimaliniz yoktur.

   Ayrıca Kıbrıs, Avrupa Birliği üyesidir. Yani hem Kıbrıs Cumhuriyeti, hem de Kıbrıs adası, Avrupa Birliği toprağıdır. Dolayısıyla öngöreceğiniz çözüm modelinin Avrupa Birliği’nin devletler sistemine de uygun olması gerekiyor. Siz böyle gelişi güzel hareket edebilecek durumda değilsiniz.

   Uzun yıllardır başlayan bir süreç vardır. O da BM parametreleri çerçevesinde ilerleyen bir süreçtir.

   BM parametreleri yani bir federasyon öngören bu süreç, gerek Kıbrıs Rum milliyetçi unsurlar, gerekse de çeşitli zamanlarda Kıbrıslı Türk Rum milliyetçi liderler tarafından zorlanmıştır, ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

   Hatta 90’lı yılların içerisinde Sayın Denktaş çok net bir şekilde toplumlar arası görüşmelerin bittiğini, devlet arası görüşmelerin başlayacağını, federasyon kelimesini artık duymak istemediğini söyleyip, Kıbrıslı Rumlara bu yönde çağrı yapmak ve Türkiye’yi de bu yönde ikna etmek gibi epeyi bir çaba gösterdi.

   Ancak ardından gelişen süreçte Sayın Denktaş’ın bu yöndeki arzuları gerçekleşmedi. Çünkü Türkiye’nin o dönemde Avrupa Birliği süreci vardı, Annan Planı süreci vardı. Bu nedenle Kıbrıs sorununda ani ray değişiklikleri çok kolay değildir. Mutlaka arabanın bir şekilde devrilmesine yol açabilecek bir durumdur. Federasyon bu anlamda önemlidir.

   Federasyon içinde siz farklı yetki paylaşımlarını konuşabilirsiniz, decentralized federasyonu konuşabilirsiniz. Yani kanatların daha yetkili olduğu federal sistemi elbette konuşabilirsiniz. Ancak günün sonunda yine bir şey değişmiyor. Yine federasyon oluyor.

   Son zamanlarda adaylar yine bunu dile getirmeye başladılar. Makul olan federasyon, BM parametreleri şemsiyesi altında yetki paylaşımını yeniden ele alabilmeniz çok önemlidir.

   Bunu yaparsanız o zaman sorun yok. Ancak derseniz ki “ben federasyon görüşmem ve o federasyon dışında da başka modeller var”, o zaman bunu ne Kıbrıs Rum toplumu, ne uluslararası camia kabul eder. Tamamen yalnızlaşırsınız.

   Belki yeni Güvenlik Konseyi kararları çıkar, gerek Türkiye’nin, gerekse de Kıbrıs Türk tarafının durumu zorlaşır.

   “50 yıldır federasyon görüşülüyor ve çözüm bulunamadı” yaklaşımı tamamen bir halkla ilişkiler operasyonundan başka bir şey değildir.

   Sayın Denktaş dahil en uç noktadaki liderler federasyon dışındaki bir çözümün mümkün olamayacağını çok iyi biliyordu.

   Biliyorsunuz 2010 yılında Sayın Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı. Onun öncesinde Sayın Talat Cumhurbaşkanıydı. Sayın Eroğlu seçim sürecinde “ ben gelirsem Sayın Talat’ın dediklerini değiştireceğim. Ortaya koyduklarını değiştireceğim, çok fazla taviz verildi, bunları geri alacağım” diye bir yaklaşım ileri sürdü. Ardından Cumhurbaşkanı oldu ve ilk yaptığı iş, o zamanki genel sekreter Ban Ki- Moon’a mesaj yazmak ve “Sayın Talat’ın bıraktığı yerden görüşmelere devam edeceğim. Ben de çözüm istiyorum. Ben çözümsüzlük çözümdür demiyorum” dedi.

   Uluslar arası siyaset çok kolay bir siyaset değildir. Çok kolay manevra yapabileceğiniz bir alan değildir. Bunu bozmaya çalışanlar var. Macera aramaya çalışanlar var.

   Ancak Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel gelişimi, bugünkü yapısı, ekonomik sosyal durumu, macerayı kaldırabilecek durumda değildir. Bu nedenle çeşitli adayların bu konudaki söylemlerini şaşkınlıkla izliyorum.

KIBRIS: Son zamanlarda gündemden düşmeyen konular arasında Maraş da yer alıyor. Maraş’ın açılacağı konuşuluyor. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

   Akansoy: Maraş konusu da bir halkla ilişkiler konusuna dönüştü.

   Kıbrıs Türk otoritesi olarak Maraş’ı açma niyetiniz olabilir ve bu yönde adım atma iradesi ortaya koyabilir. Elbette izlemesi gereken yol bizce uluslar arası hukukun dışına çıkmamaktır.

   Uluslar arası hukuk, yani BM Güvenlik Konseyi kararları, size, Maraş’ın bir bölümünün ya da tümünün 1974 öncesindeki yasal sahiplerine iade edilmesi gerektiğini ve aynı şekilde idaresinin de BM’ye verilmesi gerektiğini açıkça ifade ediyor.

   Hâl böyle iken sizin Maraş’ı komple açacakmışsınız gibi bir algı yaratmanız ne kadar gerçekle bağdaşır.

   Şu anda yapılmaya çalışılan nedir ona bakmak lazım.

   Biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu iç hukuk yolu olarak öngörmektedir. Dolayısıyla bugüne kadar TMK Kuzey Kıbrıs’ta yetkili bir kurum iken, Maraş Bölgesi’nde herhangi bir hamle yapamıyordu. Çünkü orası askeri bölgeydi. Şimdi oranın askeri bölge olmaktan çıkarılmasıyla birlikte TMK, Maraş’ta malları olan Kıbrıslı Rumlara takas, iade ya da tazmin şeklinde alternatifler sunarak, o bölgelerin değerlendirilmesine yönelecek.

   Hukukçular da, değerli diplomatlar da bu konuda yorum yapmaktadır.

   Tüm bunlar ortada iken birkaç tane mülkün iadesi söz konusu olabilecek iken, sizin kalkıp da bunu bir Maraş’ı açma operasyonuna dönüştürmeniz aslında Doğu Akdeniz’deki gelişmelere karşı, Kıbrıslı Rumların hidrokarbon yatakları yönündeki devamlı girişimlerine karşı “sen böyle yaparsan, ben de Maraş’a yönelik açılım yaparım” bir karşı tavırdır.

KIBRIS: Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte anayasa değişikliği için de referanduma gidilecek. Daha önce de anayasa değişikliği için detaylı bir çalışma yapılmış ancak referandumda “hayır” çıkmıştı. Peki sizce şu an yapılmak istenen değişiklik yeterli mi?

   Akansoy: Şu andaki maddeler yeterli değildir.

   Biz, anayasa değişikliği ile ilgili konu gündeme geldiğinde CTP olarak en azından 2014’teki maddelerin yeniden ele alınması gerektiğini söyledik.

   Bu konunun özellikle yargıdan geldiğini dikkate alarak ise en azından bir yargı paketi yapalım, yargıda ciddi değişikliklere gidelim diye bir tavır ortaya koyduk ve anayasa değişikliği ile ilgili referandumun Cumhurbaşkanlığı seçimi ile yapılmaması gerektiğini söyledik.

   Bizim bu ülkede anayasa değişikliğine ihtiyacımız vardır. Ciddi anlamda değişiklikler yapmamız gerekir.

   Geçici 10’uncu maddeden tutun da yargı reformuna kadar hakların, özgürlüklerin genişletilmesine kadar değişiklikler yapmamız gerekir. Bunun iyice topluma anlatılabilmesi için de Cumhurbaşkanlığı seçiminden ayrı bir tarihte referandum yapılması gerekiyor.

   Anayasa değişikliği gerçekten toplumun önünü açacak bir adım olur ve zorunluluktur.

   Tam da bu görüşler çerçevesinde siyasi parti başkanları ile birlikte Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi yaptığı toplantıda konu değerlendirildi ve özellikle Yüksek Mahkeme Başkanı’nın yargıç sayıları ile ilgili bizce de çok haklı talebi gündeme getirildiğinde, en azından bu konunun bu sürede değerlendirilebileceğini düşündük.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75